Friday, February 11, 2011

Sizce de Deklansore Kalbimle mi Basiyorum? - 1


Gecenlerde bir websitesine yazdigim bir roportajin ilk bolumu yayinlandi. Bir tasla iki kus vurmak icin onu burada yayinlayivereyim istedim.
Ozlem gideririz azcik :)
Buyrunuz....
Gerci bazi yerler tekrar olacak duzenli okuyucular icin ama...
Ikinci bolumu esas begendigim bolum, ama onu azcik bekleyeceksiniz.

Mehtap Gürbüz - Fotoğraf çekmeye ne zaman başladın?Meltem Yaşar - İlk olarak 22 yaşımda Rus pazarından aldığımız bir makine ile fotoğraf çekmeye başladım. Ama o zaman diyafram veya enstantane ne demek haberim bile olmadığı için fotoğraflar güzel çıkmayınca makineyi suçlamıştım! Ağabeyim bana o makinenin otomatik ayarlı makinelerden olmadığını, güzel fotoğraf çekmek istiyorsam, diyafram ve enstantaneyi öğrenmem gerektiğini kahkahalar atarak anlatmıştı. Oysa ki ben küçük makineler o kadar düzgün fotoğraf çekiyorsa, büyük bir makine kendi başına kim bilir ne kadar güzel çeker varsayımımla çok hayal kırıklığına uğramıştım. Aradan dört yıl geçtiğinde Hong Kong’a yaptığım bir seyahat sırasında ilk Minolta’mı satın aldım. Fotoğraf malzemeleri satan adam, öyle güzel fiyata öyle güzel anlatıp ve ikna edip satış yapıyordu ki o mağazadan koca bir çanta dolusu fotoğraf malzemesi ile çıktım. Tabii fiyatların Türkiye’dekinin üçte biri kadar olduğunu da unutmayalım. O alışverişten sonra İstanbul’a döndüğümde İfsak’ta bir kursa gittim. Bir süre düzenli olarak sergileri, dia gösterilerini, haftalık toplantıları, fotoğraf gezilerini takip ettim. Ama işlerimin yoğunluğu nedeniyle bu hobime de diğer bir kaç hobim gibi ara verdim. Ne zaman ki işimden istifa edip Afrika’ya yerleştim, o zaman çok uzun bir ara verdiğim fotoğraf çekmeye tekrar zaman ayırmaya başladım.

M.G. - Nerelere seyahat ettin? Gittiğin yerlerin nesi seni çekti?M.Y. - Daha çok Uzak Doğu ve özellikle Afrika beni en çok çeken yerler. İnsanların, kültürlerin, anlayışların çok farklı olduğu yerler daha çok ilgimi çekiyor. Yıllarca doğru diye bildiğim gerçekleri sorgulamama neden olan yerleri ilginç buluyorum. Uzak Doğu’da Tayland, Endonezya, Singapur, Tayvan ve Hong Kong’a gittim. Nepal ve Hindistan’a gittim. Ama en büyük merakım Afrika idi. Bu kıtanın kuzeyinde Tunus, Mısır ve Fas’a gittim. Sahra Altı Afrika’da ise Tanzanya, Kenya, Ruanda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Zambiya, Botswana, Namibya ve Etiyopya’da bulundum. Zaten şu anda beş yıl önce goril trekking yapmaya, tatile geldiğim Uganda’da yaşıyorum. Uzak Doğu’nun kültürü ve yemekleri, Hindistan ve Nepal’in renkleri, Afrika’nın ise her şeyi beni çok etkiledi. Afrika’nın florası, faunası, insanı, dini, müziği, dili tutkuyla sevdiğim özellikleri. Genelde insanlar Afrika’ya gelip safari yapıp hayvanların fotoğrafını çekip geri gidiyorlar. İnsana dokunmadan gittikleri için kaçırdıkları o kadar çok şey var ki! Afrika insanı, bizim haberlerde izlediğimiz gibi karnı şiş, gözlerine sinek konmuş çaresiz çocuk fotoğraflarından çok farklı. Afrika’yı yemeğiyle, insanıyla, müziğiyle, sokaktaki yaşantısıyla deneyimlemeden bu kıtadan geçenler ben Afrika’ya gittim demesin. Zaten gittiğiniz ülkenin yemeğini yemeyecekseniz, dilini azıcık da olsa nezaketen öğrenmeyecekseniz, insanlarından korkup kaçacaksanız, bence evde kalın, hiç boşuna seyahat etmeyin.

M.G. - Afrika’yla tanışıklığın nasıl başladı? Fotoğraf turları ile mi?M.Y. - İlk kez bundan 11 yıl önce hayalim olan, belgesellerin gözbebeği Serengeti’ye ve diğer doğal parklarını görmek ve fotoğraf çekmek için Tanzanya’ya geldim. Sonra uzun bir süre iş değişikliği nedeni ile tatil yapamadığımdan Sahra Altı Afrika’ya gelemedim. Ama aklım hep oralarda kaldı. Aradan 5 yıl geçince bu kez Uganda ve Rwanda’ya goril ve şempanze trekking için geldim ki esas hayatımı değiştiren Uganda’ya yerleşme kararını bu tatil sonrasındaki çok sancılı geçen aylarda verdim.
M.G. - Afrika’ya yerleşme kararını kesin olarak nasıl ve ne zaman verdin?M.Y. - Her şey aslında bundan 18 yıl önce “Sisteki Goriller” filmini izlememle başladı. ODTÜ’de öğrenciydim o zaman. Keyifli geçecek gibi duran bir akşam öğrenci evinde izlenen o filmin 15 yıl sonra beni nerelere götüreceğini kestirmenin mümkün olmadığı karlı bir Ankara akşamıydı. Bilmeyenler için; film Ruanda’nın balta girmemiş volkanik dağlarının eteğinde sislerin arasında yaşayan soyları tükenmek üzere olan dağ gorilleri ile hayatının 20 yılını onları korumaya, izlemeye, davranış biçimlerini incelemeye adamış ve bunu hayatıyla ödemiş bir kadın, Dian Fossey arasında geçiyor. Belgesel tadında ama insan zulmünün karşısında masum doğanın çaresizliğinin boyutlarına isyan ettiren, dağ gorillerinin tüy kaplı ve insanın tüylerini diken diken eden o dev cüsseden beklenmeyen yumuşak bakışlarına hayran bırakan ve canıyla da ödese kararlı ve gerçekten seven bir insanın neler yapabileceğini gösteren, bugün benim Uganda’da yaşamama neden olan film…
Yıllar sonra Uganda’ya ve Rwanda’ya goril trekking yapmaya gittim ve hayatimin en güzel tatilini yaparak İstanbul’a döndüm. Uganda’dayken beraber safari yaptığım Emmanuel ve firmanın sahibi İtalyan turizmci –ki kendisi de Londra’daki Deloitte & Touche’da danışman olarak çalışıyordu- beni Uganda’ya dönmeye ve orda beraber iş kurmaya ikna etmeleri 7-8 ay sürdü. Şimdi biliyorum ki iş ve şartlar çok riskli… Taşı toprağı altın değil ki Uganda’nın… Baktım ki eğer toplayıp iki valiz gidip bu fırsatı değerlendirmezsem, ömür boyu pişman olacağım ve bir gün torunlarımı dizimde hoplatırken “ben gençken Uganda’yı çok sevmiştim, böyle böyle bir iş fırsatı vardı ama ben çok korktum, gitmedim” diyeceğim en fazla… Oysa şimdi onlara anlatacağım hikayelerin ve başıma gelenlerin haddi hesabı yok. Bir de Sinan Yaman’ın bir workshopuna katılmıştım. Özlü sözler edebilenlerden masallar söylemeyi sever kendisi, ben de dinlemeyi. Dedi ki “bana benden başka engel yoktur”. Dedi ki “yapmadığın atışların tamamını kaçırırsın”. Dedi ki bana “sen deli misin? mirasyedi misin?” vermek üzere olduğum Uganda’ya gitme kararını duyunca… Ama bir kez diyeceklerini de demiş bulundu. Sabah sınıfta başlayıp ertesi gün sabaha karşı kamp ateşi başında devam eden o workshopta herkes hayallerini anlatıyordu sırasıyla. Ben kararımı artık vermiştim, “Afrika`da yaşamak istiyorum” dedim. Workshoptan 1 ay sonra 1 Ağustos 2005’te, doğum günümde istifa edip işimden Uganda’ya geri geldim.
M.G. - Şimdi ne tür fotoğraflar çekiyorsun?M.Y. - Kesinlikle ne doğa ne de hayvan fotoğrafçısıyım. Güzel fotoğraf çekmekle güzel bir nesnenin, güzel bir manzaranın veya hayvanın fotoğrafını çekmek arasındaki farka inanıyorum. Şimdi ben gitsem, tripodumu açsam da Taj Mahal’in bir fotoğrafını çeksem, diğer binlerce ve zaten güzelce çekilen Taj Mahal fotoğraflarından ne farkı olacak?Diyeceğim o ki manzaraya da nesneye de ruh katanın insanın ruh halleri olduğunu düşünüyorum. Taj Mahal’in önünde kahkahalarla gülen bir yaşlı kadın olsa da Taj Mahal’in hüzünlü görkemi biraz aydınlansa fena mı olur? Ya da Taj Mahal’in hüznüne oracıkta ağlayan bir çocuğun gözyaşları daha da hüzün katsa?
Zambiya’da önümde tüm haşmetiyle çağlayan Viktorya Şelaleri’nin fotoğrafını çekeceğime köpeğiyle boğuşan bir küçük çocuğun fotoğrafını çekmeye çalışmam aslında gözümdeki perdeyi kaldırdı. Ne kadar zorlasam da doğanın güzelliği, hayvanın muhteşemliği karşısında bile ben insan peşinde koşuyorum.
M.G. - Özellikle kullandığın bir makine, lens var mi?M.Y. - Nikon kullanıyorum. Lenslerimi ve malzemelerimi bilgisine güvendiğim fotoğrafçı arkadaşlara sorarak aldım. Zaten uzmanı bulunan konularda araştırma yapmaya pek sabrım yok ne yazık ki. Canonculara da hiç bir şekilde Nikon hakkında ne düşündüklerini sormuyorum. Elimdeki makinem ile elimden gelenin en iyisini imkanları içerisinde yapmaya çalışıyorum . Hani Müslümcülerle Orhancılar gibi Nikoncular ve Canoncular var ya fotoğraf dünyasında, ben ondan hiç anlamıyorum.


-Birinci bolumun sonu-
Kavusmak uzere...
1. foto: Mali - Dogon ulkesinde danscilarla (Fotografi Cuneyt Alpguven cekti)
2. foto: Guney Etiyopya - Omo Vadisi- Arbore kabilesinden bir kiz cocugu
3. foto: Guney Etiyopya - Omo Vadisi - Dasanech kabilesinden bir kiz cocugu
4. foto: Mali - Bamako`da bir cocuk
5. foto: Guney Etiyopya - Omo vadisinda Maali kabilesinin kamera flasina alistigi an
6. Mali - Bamako batik kumas boyama atolyesinden bir cocuk
roportajin linki ise iste bu:

16 comments:

burK@ said...

Tebrikler

burK@ said...

Tebrikler

burK@ said...

Tebrikler

pigmelerle.dans.eden said...

Sagol, sagol, sagol!

Serdengeçti said...

Yerinizde Olmayı
Gerçekten Çok İsterdim .

Miss Sensible said...

Ses verdiğin için teşekkür ederim :) Uzun süredir yazmıyordun, özlemişim seni okumayı. Cesaretine birkez daha hayran kaldım. Ben ki Cape Town seyahatinden sonra bile Afrika'dan korkan bir insan (ki Cape Town'u o bilenen Afrika olarak algılamayın derler) olarak Uganda'da yaşamak bence bana göre büyük cesaret..

Anonymous said...

Vay be! Ne hayat. Siz hayata atış yapıp kazanan nadir insanlardansınız. Hayallerinizin peşinden gidecek kadar cesur olmanızdır beni çok etkileyen.
Sevgiler bolca,
Sinem

balanne said...

Tadından yenmiyor valla..Meltem bu ropörtajda aynı senin yaptığın gibi çok sahici..Tüm Hollywood ünlülerinin yazı dizisine tercih ederim..sevgiler.

İsmini Vermek İstemeyen Seyirci said...

Ah sonunda yeni bir yazı, şahane :*

pigmelerle.dans.eden said...

Miss Sensible, Cape Towndan ben de korkuyorum. Ama Uganda oyle degil, huzurlu, kendi halinde, neseli insanlarin ulkesi :)
Tesekkurler Anne!
Serdengecti, kendi yerinde olup da yapabilecegin cok sey var ama, degil mi?
Sevgiler ozleyenlere :D

Turan said...

Sevgili Meltem...
Sana sadece günaydın desem ne demek istediğimi anlarsın değil mi?

Sen her şeyi kalbinle yapıyorsun...
Bu soru aklına nasıl geldi ki? farkında değilmiydin yoksa... :::o))

Röportajın 2. kısmını bekliyoruz...

Sevgiler.

pigmelerle.dans.eden said...

Bilmem... Anlarim herhalde...
Selamlar Turan :)

Decaf Latte said...

cok ozlemistim... xoxo :)

AyseGokce said...

Ah yasasin!!!
Meltem yeniden!
ohh mis!

pigmelerle.dans.eden said...

Arkadaslar, 28 Eylul - 7 Ekim 2011 tarihlerinden Taksim Beyoglu`ndaki Yapi Kredi Sanat Merkezi`nin karsisindaki Anzanur Pasajinin 2. katinda sergi aciyorum. Beklerim. Selamlar, sevgiler!

pigmelerle.dans.eden said...

Facebookta bir sayfa actim fotograflarimla ilgili. Begenirseniz buyurun.
https://www.facebook.com/pages/Meltem-Yasar-Photography/271817016173590
Selamlar!