Friday, July 31, 2009

Kirisiklar sadece gulumsemelerin izidir: Mutlu Yillar Bana!













Yarin dogum gunum. Son bir yilda ya bir turlu ogrenemedigim icin ya da ogrendigimi sandigim icin aklimdan sık sık gecenleri bir listeleyeyim dedim uzun oldu …

Bertrand Russel`dan `Hayatta baskalarinin mutsuzlugu yerine kendi mutlulugumuzu dilemeye baslarsak, 1-2 yil icinde cenneti dunyada yasayabilecegimizi` ogrendim.

`İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa, payın gerçek kişiligini gösterdigini, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçüldügunu" (Tolstoy) animsadim.

Kimseye uçüncü bir şans, hele hele dorduncu ve besinciyi asla vermemek gerektiğini öğrendim.


Mark Twain`den ac bir kopegi alip doyurursan, seni isirmayacagini, bunun insan ve kopek arasindaki en buyuk fark oldugunu ogrendim.

Dostoyevski`nin bir insani kahkahasindan tartabilecegimi, kendisini tanimadan once kahkahasini sevdigim bir insanin buyuk olasilikla iyi bir insan oldugunu soyledigini animsadim.

Napoleon`dan dusmanlarim hata yaparken onlari rahatsiz etmemek gerektigini ogrendim.

Insanlarin aslinda bana izin verdigim kadar kotu davranabildiklerini ve bazen cok fazla izin verdigimi ogrendim / animsadim.

Ralph Waldo Emerson`dan yanlis anlasilmanin hic de kotu bi sey olmadigini, Sokrates, Hz Isa, Galileo, Newton, hepsinin zamaninda yanlis anlasilmis insanlari oldugunu ogrendim. Ama ben onlardan biri olmadigima gore yanlis anlasilirken bu buyuk insanlarin isimlerinin arkasina saklanmamam gerektigini de karar verdim.

Oscar Wilde`dan iyi bir arkadasin seni arkadan degil de onden bicaklayacagini, ama onumden bicaklayacak cesarette bir tane bile arkadas bulmanin hic kolay olmadiginda kara kildim.

Henry David Thoreau`nun `yardim almaya alisanlar gun gelir buyruk almaya da alisirlar` deyisine cok abartarak sadik kaldigimi animsadim, azcik degismeye karar verdim. Ayni kisiden hayatta ayaga kalkip bi sey yapmadan oturup yazi yazmaya kalkilmayacagini da ogrendim ama.

Baskalarinin benim hakkimda ne dusundugunun ne kadar az umurumda olduguna, ama zaten hayatta anneme aciklayamayacagim bi sey yapmadigim surece iyi bir insan olduguma karar verdim.

Martin Luther King`in insanlarin refah ve rahat icindeyken degil, tehdit ve celiskiler icindeyken nasil davrandiginin esas kisiligini gosterdigini soyledigini animsadim.

Annemin beni gormekten her zaman en fazla mutluluk duyan kisi oldugunu gecen Haziran beni gordugundeki bakislarindan anladim.

John Lennon`dan herkesin yeni bir TV seti yerine dunyada baris isteseydi, o zaman dunyada baris olacagini ogrendim.

Nietzsche`nin kendisine yalan soylenildigi icin degil, artik o kisiye guvenemeyecegi icin sinirlendigini ogrendim.

George Carlin`den muzigi duyamayanlarin dansedenlere deli dedigini ogrendim. Dansetmeye devam etmeye karar verdim!

Baskalarina degil de kendine yalan soylemenin en ciddi yalan oldugunu ogrendim. Ara sira kendime yalan soyleyip, kendimi kandirmaya calistigimi anladim.

Bernard Shaw`dan hayatin kendini bulmakla degil, kendini yaratmakla ilgili oldugunu ogrendim.

Khaled Hosseini`den bir yalanla avutulmaktansa, gercekle incinmenin daha iyi oldugunu,

Andre Gide`den olmadigin bir sey icin sevilmektense, oldugun sey icin nefret edilmenin daha iyi oldugunu,

Mark Twain`den agzini kapali tutup salak sanilmanin, konusmaya baslayip tum supheleri ortadan kaldirmaktan daha iyi oldugunu ogrendim.

Laurel Thatcher Ulrich`den edepli, hanim hanimcik kadinlarin nadiren tarihe gecebildiklerini ogrendim.

Baskalarinin yenilgilerini kendi zaferim sayamayacagimi animsadim.

Elie Wiesel`den sevgininin ziddinin nefret degil, umursamazlik oldugunu ogrendim.

Yazi yazmayi bilmeyenlere, imla hatasi yapanlara, kendini bir kalem, bir kagitla ifade edemeyenelere asla guvenilmeyecegini ogrendim.

Sabirli olmanin salak olmakla neredeyse ayni kefeye koyulabilecegine karar verdim.

Ve Mark Twain`den kirisiklarin sadece gulumsemelerin biraktigi iz oldugunu ogrendim.

Cok cok daha fazla kirisarak bir omur gecirmeniz dilegiyle Mutlu Yillar bana!

Oglakli fotograf: Karin Kallender

Oglaksiz fotograf: Nina Wessel

Wednesday, July 22, 2009

Balikci

Dun aksam Lahav adinda bir arkadasimla konusuyordum.
Kendisi 30larin ilk yarisinda, sakin, gulec yuzlu, huzurlu bir genc adam.

`Lahav, seni ne zaman everecegiz?` diye saka yaptim.
`Acelesi yok, ben balikciyim.` dedi.
Anlamayinca anlatmaya basladi:
`Erkekler uce ayrilir:
1-Avcilar,
2-Les yiyiciler,
3-Balikcilar.

Avcilar, hedef belirleyip devamli taarruz halindedir.
Her hedefi olmasa da on hedeften birini avlarlar.

Les yiyiciler, avcilari takip edip onlardan arta kalanlarla veya avcilarin yaralayip olduremedikleri ile idare ederler.

Balikcilar, oltaya bir yem takip saatlerce bekleyebilirler.
Onlar icin onemli olan, keyifli olan balik degil, balik tutmanin kendisidir.
Bazen sardunya vurur yeme, bazen ton baligi,
orasi da artik kismet.`

O kadar hosuma gitti ki anlattigi...

Bir de aklima Ozer Bal`in bir siiri geldi:
`sana yukledigim anlamlari
senmissin gibi dusunme
aldanirsin
sen o anlamlarla
sadece bende varsin.
ben seviyorsam,
sen bahanesin.`

Lahav da buna benzer bi seyler soyluyor gibi geldi...

Yani `Baligin cinsi onemli degil, ben sevmeyi seviyorum` demiyor mu ikisi de?




Monday, July 20, 2009

Eskiler aliyorum, alip yildiz yapiyorum bazen

Hic bu kadar paylasimci bir yasamim olmamisti benim.

Devamli bir eskileri alma, eskileri verme kulturu var burada yasayan ve yerli olmayan halk arasinda. Expatler (anavatanindan baska bir yerde yasayan kimse diye cevirebiliyorum bu kelimeyi) arasindaki kadar paylasimci bir hayat daha gormedim simdiye kadar. Gecici olarak gelenler giderken diger gecici olarak gelenlere herseylerini birakiyorlar ya da satiyorlar.

Mesela 3 yilligina burda kalan Nina, Misir`a yerlesirken arabasini buraya 2 yilligina gelen Gerold`a satti. Arabayi her gordugumde Nina`nin ozlemi icimi sizlatti. Ama simdi Gerold da gitti. Arabasini kim bilir kime satti ve ben arabayi gorunce bir yerlerde sizlayiverecegim. Bu kez hem Nina`yi hem de Gerold`i ozleyip...

Kasper giderken kopeklerini baska bir expate birakti. Mango ve Posho adindaki kopekler simdi baska bir expatin kopekleri. Buyuk olasilikla o baska expat, giderken kopekleri baska bir expata birakacak. Ya da daha garibi kopekleri eve birakacak. Yani bir ev bahcesindeki kopeklerle kiralanabilir. Yani kandirabilirsin `evi tutyorsan kopeklere de bakacaksin, sen gidince de eve yeni tasinan kisi bakacak onlara` diye.

Hollandali arkadasim Esther burda bir eve tasininca evi bir kediyle beraber kiraladigini anladi. Adi bu kez Kelele (Swahili dilinde soz, kelime demek, cok konustugu icin kedinin adi Kelele kaldi) olan dunyalar guzeli, gayet evcil ve bakimli olan kedi, sanki Esther`e `Sen de kimsin? Bu ev benim` der gibi davranip keyfine gore yerlesti eve. Ama simdi Esther`in de burdaki suresi dolup bu kez calismak icin Almanya`ya gidecegi icin ve Kelele`ye de baglandigi icin bu kez Kelele`ye de Almanya yolu gozuktu.

Expatler genelde konsolosluklarda veya Birlesmis Milletler`de calistiklari icin sureleri doldugunda deniz asiri tasinma masraflari karsilaniyor. O yuzden pek cogu artik ici dunyanin dort bir yanindan alinmis esyalarla dolu evlerini hani boyle pit pit patlatmayi sevdigimiz balonlu ambalaj plastiklerine sarip ya da straforlarin icine yerlestirip goturuveriyorlar. Ama bazen oyle bir an geliyor ki dunyanin etrafinda suruklene suruklene evde dunya kadar ivir zivir esya birikmis. Hadi bakalim satis zamani o zaman! Dogru duzgun bir kanepe yaptiramayacagin Kampala`da Tayland`dan, Japonya`dan alinmis ve artik yol yapasi kalmamis envia cesit esya satisi baslar.

Daha once bir arkadasinin oturdugu evde bu kez baska tanimadik, ama mutlaka tanisilacak birini gormek anilara sadik kalmayi da alip goturuyor beraberinde. Justin`in evinde cocuklari ile oynadigim balkonunda artik Tracey, esi, kizlarive kedileri ile oturuyorum artik. Tony`nin evine de ben yerlesecegim buyuk olasilikla. Benim evime Betty tasinacak o zaman. Charlie artik Nari ile degil, Sybelle ile oturuyor. Nari`nin evine de eskiden Nina ile oturan Helen yerlesti. Sarah da artik Nari ve Charlie ile degil, benimle oturuyor. Yani her ev benim ya da hic biri benim degil. Ya da her evde yakin bir arkadasim var. Yakin arkadasim o evden tasininca da yakin bir arkadasim olacak o evde, cunku diger expatle de zaten yakin arkadas olmusumdur gide gele bu arada.

Kiyafet de oyle hic sorun degil. Siobhan giderken eteklerini Antonella`ya birakti, Patricia kemerlerini ve pantolonlarini bana. Nina ayakkabi ve eteklerini bana birakti, televizyonunu Jane`e. Valizlerde kilo limiti oldugu icin boyle seyler o kadar dogal ki…

Ev, araba, elbise, ayakkabi bir derece….

Asklarini birakanlar da var.

Her sey ikinci el…

Sevgiler de, iliskiler de.

Jenny onceden Jason ile beraberdi. Ayrildilar. Linda Jason ile beraber olmaya basladi. Jenny de Peter`a sirilsiklam asik simdi. Bir ara aralari o kadar iyi degildi, ayrilir gibi oldular, Sarah Peter`a asik oldu azcik. Ama Peter Jenny`ye geri dondu. Sarah bu askin arasina giren kucucuk bir parazit olarak kaldi. Cesur ve Zengin`i bir yil izlemezsen yani kisileri `recycle` edip edip kullanmak zorunda kaldiklari icin garip diyaloglar olusur ya… Ornek:

-Ay anne, bu cocuk bu kizin kardesiydi hani, opusuyorlaaarrrrr…

-Yok kizim. Aslinda kardes degillermis. Annesi aslinda amcasinin oglunun isim babasindan hamile kalmis o aralar.

-E bu kadin su adamla beraberdi hani… Adama obur kadinin cocugu baba diyor????

- Megersem obur kadinla adam cok kisa bir sure bribirlerinden hoslanmislar, o arada cocuk oluvermis.

-E anne ne kadar dogalmis gibi anlatiyorsun. Ben birisinden kisa bir sure ama cocuk yapacak kadar hoslansam da boyle mi anlatcan?

-Film icabi kizim bu…

-Yaaa sen oyle san!

-Ne yani? Sue Ellen gercek mi?

-Belki dunyanin baska bir yerinin gercekleri boyle. Bizde degil diye yani…

- Deme kizim! Gercekten mi????

Henuz ev devralmadim, ama ufukta oyle bir plan var.

Ev esyasinda ufak tefek devirler oldu.

En cok kitap ve baharat (Nina`dan almistim hani) devraldim

Kedi kopek devri olmadi, olmasin da. Ufaciktan beri evlat gibi baktigim Lokum, Sutlac, Moshi ve Seven`i birakmam gerekecek sartlardan Allah korusun beni.

Gonul islerinde de `geridonusum` islerine bulasmamak icin cok cok dikkatli olmak lazim.

Basindan sonuna kadar arkadasinin neler hissedip karninda kelebeklerle dolastigi anlari paylastiktan sonra gidip de arkadasin ulkeyi terkedince ayni kisiye bi seyler hissetmek ters geliyor yarimizin gul yanagini paylasmayi biz de sevmedigimiz icin galiba…

`yarin yanagindan gayri

her şeyde her yerde

hep beraber hep beraber` diyen filozoflarin, sairlerin cocugu, okuyucusu oldugumuz icin her turlu geridonusume evet, ama yarin gul yanagi haric…

Wednesday, July 08, 2009

Deltaya ulastik


Okavango Deltasina gitmek uzere ulastigimiz koyun rengi hani daha once Namibya`daki gordugum fillerinki gibi gri. Boyanmamis duvar gibi, yeni dokulmus cimento gibi, eski Sovyetler Birligi ulkelerindeki lojmanlar gibi gri… Ve kum. Sanki kumsaldayiz.

Bizim geldigimizi goren koyun cocuklari yanimiza toplandilar ve uzayli seyreder gibi bize bakmaya basladilar. Arkada iki-uc cocugun top oyanidigini gorunce iki dakika oynayivereyim su cocuklarla dedim. Oynamaya basladik. O sirada Wilfred – hani Fransiz olan arkadas- gelip topu benden celip

cocuklarla kendisi oynamaya basladi. Hoslanmadim ama aldirmadim da tavrina.

Bir sure sonra yine cocuklari siraya sokup bizim stoklardan aldigi bir paket ekmegi dilim dilim cocuklara paylastirmaya basladi. `We are the worldddd, we are the childreennnnn` sahnelerini kendi capinda cevirmek icin Afrika`ya gelmis sanki. Daha once bu konuda yazdigim icin yazacak bi seyim yok ama sinirlerimin tepeme ciktigini tahmin edebilirsiniz.

Wilfred`le supermarket otoparkindaki kadina kufrettiginden bu yana fazla konusmamaya calisiyorum. Cunku iletisimi kolay olmayan ve nerde ne zaman patlayip ne soyleyecegi, sagi solu da belli olmayan bi insan imajini hemencecik kafama kazidigi icin, enerjisini sevmedigim icin, dinlemek degil ama hep konusmak istedigi icin, ogrenmekicin degil ogretmek icin konustugu icin

kendisi ile iletisime gecmemeyi tercih edip diyaloglarimi minimumda tuttum.

Hay dilim tutulsaydi da `Bunu yapacagina kesin koyun buralarda bir dayanisma dernegi vs vardir, oraya yardim etsen ya. Hani bu kadar terbiyeli, utangac cocuklari turist yolu bekleyen dilencilere cevirmemek icin hani` demeseydim. Der demez pisman oldum. `Sen anlamazsin` gibisinden bi sey mirildandi. Ucuz atlattim ve karar kesinlesti. `Selam, naaber, aman ne guzel gun, ay ne guzel aksam, filler de pek buyukmus vs` haricinde ben bu adamla bi sey konusmam.

Kendi kiz arkadasi bile konusmuyor cocukla, bana mi kalmis anlasmak! Pes ediyorum!

Az sonra bir pikap geldi, arkasina cok pratik bir sekilde koltuklar yerlestirildi ve kumlarin uzerinde kayarak deltaya dogru ilerlemeye basladik. Baslar baslamaz filler yolumuzu kesmeye basladi. Yukumuz agir oldugu icin hizli hareket edemeyince bazilarimiz yuruyerek gitmek zorunda kaldik.

Colden her tarafin suyla kapli oldugu deltaya girmek –hele hele gunlerimi collerde gecirdikten sonra- cok ferahlatici l bir histi. Kamp yerimiz ise suyun kenarinda ayri bir cennet kosesi. Esyalari indirip cadirlari kurmaya giristik.

Aksam yemegi yine bir ziyafet ve o masa etrafindaki sohbetimiz cok guzeldi. Bu arada ben Afrika`da yasadigim icin Wilfred devamli bana bi sey sorup sonra ben nezaketle yanitlamaya daha baslarken `Hayir oyle degil ` deyip kendi bildiklerini siralamaya basliyordu. Bir sure sonra

dayanamayip `Wilfred, sen niye devamli bana soru soruyorsun? Belli ki ben hic bi sey bilimiyorum ama sen biliyorsun. Dogrudan anlatsan daha kolay olmaz mi?` deyip guldum. Hani `Benimle ugrasma, al sazi eline, ne biliyorsan soyle` nin kibarcasi idi. Ama susmuyor, ha bre `Kenya`da soyle oldu. Niye? Uganda`da bu boyle? Niye?` gidisinden sorularinin ardi arkasi gelmiyor. Cok ender olsa icimden susmak gelmis, rahat birakmiyor.

Dolunaya denk geldik deltada. Ve suyun kenarindaki koltuklara serilip

suyu, ayi, sudaki renklerin oynasmasini izleyerek cok guzel bir gece gecirdik.

Bu arada kamp yerinin sahibi gelip `Aranizda Turk var mi?` dedi. `Hay Allah, yine ne oldu?` diyerek `Benim` dedim. Kamp sahibi `Ben daha once hic Turk gormedim ve sen vize alasin diye Botswana Hukumetine yazi yazmak zorunda kaldik. Neden ki?` dedi. Guldum, `Biz Turkler her gittigimiz yerde uzerimizdeki bombalari patlatip halki terorize ettigimiz icin olsa gerek!` dedim, hepimiz gulustuk. `Hic de canli bombaya benzemiyorsun ama` dedi.

Sonra kamp sahibi `Ben erken uyuyacagim, o yuzden bari siz kendiniz isletin bu aksam. Herkes adini bu deftere yazip ne ictigini de yazarsa yarin hesabi cikartirim.` deyip cadirina cekildi. Barin adina o zaman dikkat ettim: Honesty Bar (yani Durustluk Bari) Cok hosumuza gitti misafirlerine bu kadar guvenmesi. Tuvaletin cadirlara yakin olmasina guvenip ben de 2 tane bira ictim.

Gece yarisi uyanip tuvaletlere dogru elimde fenerle giderken calilarin arasindan kuvvetli nefes sesleri geldi. Bir hayvan soluk soluga gibi nefes alip veriyor. Dolunayda her yer aydinlik ama agaclarin altinda ve yogun bir bitki ortusu icinde bulundugumuz icin yine de herseyi goremiyordum. Aniden gelen bu homurtu sesiyle korkup kucuk bir ciglik atinca elince feneriyle kamp yerinin guvenlik gorevlisi gelip bana eslik etti.

Sanirim bu tatil boyunca yeterince su icemedigim icin tum uykum, her seyim alt ust oldu. Gunduz devamli colde, savanda gezdigimiz icin, gece de vahsi hayatin ortasinda oldugumuz icin bi sey icmeye cesaret edemeyip yeterince su icemiyorum. Benim kadar cok su icen birisinin birdenbire suyu kesmek zorunda kalmasinin bu kadar rahatsiz edici oldugunuz bilmezdim. Gece yarilari susuzluktan uyanip su icememek bambaska yeni huylar edinmeme neden oldu: Dua etmek… Ya da olmayacak seylerin hayalini kurmak diye de yorumlayabiliriz bu dualari… Dilimin damagima yapismasi haricinde cadirimin icine giren dolunayin aydinliginda dua etmek veya hayal kurmak cok keyifliydi. Bazilarinin da geziden sonra gerceklestigini dusunursek, daha cok dua etmek veya

hayal kurmak gerek sanirim hayatta!

Simyaci`da dedigi gibi `Ve sen bir sey istedigimiz zaman, evren onu gerceklestirmek icin sana yardimci olur*`

*when you want something, all the universe conspires in helping you to achieve it.

foto 1: Delta`da gunes batimi

foto 2: Pikapimizla kamp yerine dogru yola cikarken

foto 3: Wilfred cocuklarla top oynamaya calisirken


Tuesday, July 07, 2009

Okavango Deltasina Dogru


Botswana`daki ilk kamp yerimizde cadirlarin kurulmasi, Avurtralyali kizkardesler icin cok buyuk bir asamaydi. O kadar hevesliydiler ki ve bir o kadar da ozenli! Bayildim hallerine. Bir de uzerlerine toz bulasmasin diye titiz halleri cok sevimliydi. Rachel, hemsire. Bildiginiz uzere Ozon tabakasinin en asinmis yeri Avustralya`nin uzerinde oldugu icin orada gunes tu kaka, cisssss!!! Rachel herhalde hayatini 50 koruma faktorlu kremlerle gecirdigi icin yogurt kadar beyaz. Agirbasli, hanim hanimcik, temiz temiz etekler giyip, devamli tirnaklarinin icine dolan tozu topragi temizleyen, son derece kibar bir abla. Ruth, daha yanik tenli, daha sportif, biraz daha heyecanli, ama ayni derecede kibar, kucuk ve yaramaz kardes rolunde. Ikisinin heyecanli hallerini izlemek buyuk keyif. Ara sira sicaktan, tozdan, pislikten keyifleri kacip suratlar asilsa dag oz goze geldigimiz an aydinlanan yuzleridnen aslinda keyiflerinin yerinde oldugunu anlayiveriyoruz.

Sabah, yola cikmadan once kaldigimiz kamp yerinin ofisinde durduk. Ben, aksam Bushman dansini izleyenlerin paralarini odemelerini rica etti. Kimse yerinden kipirdamadi. Ben zaten dogrudan kendilerine verdigimi soyledim, Rehberimiz Ben de `problem yok o zaman.` dedi. Aslinda bizim grubun tamami dans

gosterisine geldi ama pek sarmadigi ve yorgun olduklari icin sonuna kadar kalmadilar. Ama bir dusunun: Sinemaya gidiyorsunuz, sarmadi deyip cikmaya kalksaniz kimse size paranizi geri verir mi? Kamp yonetiminin de umurunda olmadigi icin kim izliyor, kim oduyor kontrol eden olmadi. Oysa ki 1000lerce dolari bu gezi icin buyuk safari firmalarina sayip o kadar yolu gelip yerli halka bu kadar dogrudan bir el uzatmadan gitmek bence cok buyuk haksizlik.

Bugunku yolumuz artik dunyada en cok gormek istedigim yerlerden biri olan Okavango Deltasina dogru. Yine icim icime sigmiyor.

Hayvanciliga cok dayali bir ekonomisi olan Botswana`da bir problem Sap hastaligi. Hani toynakli hayvanlarda agizlarinda ve toynaklarinda su toplamis kabarciklarla ortaya ciktigi icin Ingilizcesi Agiz-Ayak hastaligi (Foot to Mouth Disease). Botswana`ya girdigimiz andan itibaren devlete bagli saglik gorevlilerinin yol kenarlarinda kurdugu kontrol noktalarinda devamli durdurulup aracimiz, ici dezenfektan suyla dolu kucuk bir havuzdan gecip aracin lastikleri araciligi ile bulasabilen viruslerin olmesi saglandi. Biz ise tum ayakkabilirimizi ellerimize alip yine dezenfektan bir siviyla islatilmis paspaslarda ayakkabilarimizi silerek yola devam ettik. Henuz Botswana`da ikinci gunumuz ama sanirim 5 kez bu noktalardan gectik. Daha ne kadar paspaslar uzerinde ayakkabilarimiz temizlemek icin twist yapacagiz bilemiyorum.

Okavango Deltasi hakkinda bilgilenelim: Dunyanin en buyuk kara ile cevrili deltasi burasi. Kalahari colu ile cevrili ama. Ne tezat! Bir yanda dunyanin en acimasiz colu ile cehennem, ortasinda dunyanin en buyuk deltasi ile cennet. Ustelik akip gidebilecegi hic bir deniz, okyanus olmadan, colun icinde sularini kuma gomen bir delta.

Delta dediysek oyle tum yil sakir sakir sularin aktigi sanilmasin. Mevsimsel yagmurlarla bir anda amazonlari andiran bir goruntuye sahip oluverse de kurak mevsimi de var. Oncelikle deltanin dinamiklerini anlamak icin taaaa 1250 km yukarisina, Angola`ya bakmak lazim. Angola, Botswana`dan uc kat fazla yagmur alan bir ulke. Aliyor almasina da aldigi gibi sulari Botswana`daki deltaya sel olarak gonderiyor her yil. Sel bizim anladigimiz gibi olduren, surukleyen, sefil eden sellerden degil ama. Hayat veren, doguran, besleyen, yeserten, beklenen bir sel.

Ocak`ta Angola`da baslayan yagmurlarin Botswana`ya ulasmasi Haziran-Agustos aylarini buluyor. Ve delta kurak mevsimdeki yuzolcumunun uc katina cikip kilometrelerce otedeki hayvanlari kendine cekip bir andan Afrika`nin dogal yasaminin en yogun oldugu bir cennet bahcesine donusturuyor Botswana`yi. Delta o kadar duz ki en uc noktalari arasindaki yukseklik farki en fazla 2 metre olunca yayildigi alan ve toplanabilen hayvan yogunlugunu tahmin etmek dudak ucuklatici rakamlara ulasiyor.

Bu duzlugun bir de bedeli var tabii ki… Egim olsa, nehir yatagi olsa, belki akip gidecek, daha fazla yol alacak ve pek cok ulkeye ulasacak ama engebe, egim ve yukseklik fark olmayinca her yil bu deltaya ulasan 90 milyon litre suyun yaklasik yarisi Kalahari colune yenilip kumlarin altinda yok oluyor. Kumlarin derinliginin 200 metreye ulastigi dusunulurse, sadece kuyu suyu olarak ulasilabilecek bu yogun su birikintisi hayvanlarin ulasamayacagi bir sekilde yok olup gidiyor.

Tabiat anneye bosuna Anne demiyoruz tabii ki. Suyun tamaminin kumlarin dibinde yok olmasi tabiat annemizin anneligine yakismadigi icin suyun atmosfere en narin yolda donmesi su sekilde oluyor: Kuma gomulen sularin %60i suyu ceken bitkilerin terlemesi ile tekrar kum ustune cikip geri donusumune devam ediyor.

Deltada ufak tefek ada olusumlarini da anlayalim: Kumdaki mineraller, tuzlar suyla beraber gelip deltanin egimsiz duzlugunde duraganlastiginda agaclar suyu emmeye basliyorlar ve kendi etraflarinda bir tuz halkasi olusturuyorlar. Kokler tuzu cekmedigi icin git gide yogunlasan tuz tabakasi yukselip kucuk adaciklar olusturuyor. Adanin ortasi tuz acisindan cok yogun oldugu icin ya kel ya da tuza dayanikli Palmiye agaci yetisebiliyor. Adanin kenarlari henuz tuz acisindan daha zayif oldugu icin oralarda agac, bitki yetisince ortaya merkezi kel garip bir ada gorunumu cikiyor.

Sellerden sonra buyuklugu Suriye boyutlarina gelen Okavnago havzasi, kurak mevsimde 200,000 memelinin yan yana yasamasi gereken kucukluge geldiginde avcilarin ev heyecanli av goruntulerine sahne oluyormus. Ben gormedim, gormek de istemedim. Aslan, leopar, fil, her turlu antilop, timsah, buffalo, vahsi kopek burada bulundugu icin suyun azalmasiyla `tavsan kac, tazi tut` sahnelerini tahmin etmek zor degil. Ama dedim ya, gormedim, gormek de istemedim.

Okavango deltasinda kalacagimiz yere gitmek uzere yola ciktiktan bir sure sonra bir koyde durduk. Deltanin zemini o kadar kumlu ki bizi delat kenarindaki kalacagimiz yere baska bir arac goturecekmis, onu beklemeye basladik.

Foto 1-2: Sap hastaligi icin arac ve ayakkabilar dezenfekte olurken

Foto 3: Koyde deltaya gitmek icin diger araci beklerken

Arkasi belki yarin J