Monday, March 16, 2009

Ekmek var, ekmek yok…

Cukurova`da geceler cok sicak oldugu icin –sanki gunduzler pufur pufur serin de- Mayis ayindan Ekim ayina kadar, yaylaya gitmeyenler evlerinin daminda uyurlardi. Bizim kalabalik aile de, yaylada olmadigimiz zamanlar coluk cocuk hep beraber dama tasinirdi uyuyabilmek icin. Tabii ki o kadar cocukla uykuya dalmak zor. Tepisen, kosusan, oynayan, hoplayip ziplayan bi suru cocuk damda olunca damin etrafini duvarla cevirmek farz olmus. Hani Vizontele`deki gibi dusup kolunu bacagini kiran olmasin diye…
Aksam oldu mu tum dam, cibinliklerle kaplanir ve icinde kikirdeyerek oyun oynayan o kadar cocugun bazen kahkaha, bazen fisirdayan sesleri icinde yildizlara bakarak uyunurdu. Babam, her gun yorulmadan bana Buyuk Ayi ve Kucuk Ayi`yi gosterir, ordan Ktutp Yildizina dogru yol alirdik. Samanyolu bile cikardi. O kadar yildizin arasinda Kutup Yildizini arayan gozlerim artik kendi kendine kapandiginda, sabahin dogar dogmaz yakan gunesine uyanirdim.
Yine boyle bi gecede alisik olmadigimiz seslere uyandik. 12 Eylul 1980… Butun camiilerden birileri bi seyler anlatiyor, ben henuz ilk darbemi yasadigim icin ne oldugunun hic farkinda degilim. Herkes pur dikkat dinlerken ben damdaki o yataktan bu yataga kosturup `Ne oldu, ne oldu?` diye kocaman gozlerle anlamaya calisiyorum. Sela mi okunuyor, ezan mi okunuyor ayirdinda degilim ama birileri devamli konusuyor camii hoparlorlerinden.
Sonunda en kucuk abim Levent, `Allah kahretsin` ve bi suru Adana kufurunu siralayip –babamin duymayacagi bir yerde tabii ki… Ne bicim Adanaliysak, evde `Esek` demek bile yasak- `Darbe oldu Meltem, asker yonetimi ele aldi. ` dedi. Ne demek acaba?
Annemle babamin arasinda uyudugum gecelerde, babamin elinin otomatik olarak saat basi radyoya gittigini ve devamli `ajansi` dinledigi yillari yasiyorduk. Cocuklarin nerdeyse hepsi Ankara`da universitede okudugu icin kim olmus, kim kalmisin haberini kaygili bir sekilde hic atlamazdi. Cok korkardik abilerime bi sey olcak diye.
Sonunda asker yonetime el koymustu. Levent abim sakinlesinca bana anlattigi kadari ile bunu anlayabilmistim.
Ertesi gun sokaklarda in cin top oynarken SIKIYONETIMIN de ne oldugunu ogrenmis oldum. Idamlari, hapisleri gazetelerden okurken bizim de basimiza bi seyler gelecegini hic tahmin edememistik.
Abilerimden Ertan, daha yeni ogretmen olmus, Adana`da goreve baslamisti. Ortalik sakinlesince O da gorevine devam etmek uzere Adana`ya gitti. Gitti ve bir gun yok oldu. Buhar oldu, uctu sanki.
Nasil ve neden oldugunu aklim da pek ermediginden cok net animsamiyorum ama ogrendik ki abim iceri alinmis. Sucu, ders sirasinda propaganda yapmakmis. Komunistmis. Solcuymus. O zamanki aklimla tum bunlar ne demek hic bir fikrim yok. Tek bildigim Mavi Gozlu Dev de solcu, bizim evde bi suru kitabi var. Cocuklar icin yazdigi hikayelerden olusan Sevdali Bulut kitabini okumus ve cok sevmistim. Hatta tepemde bana sevdali bir bulut var mi diye cimenlere uzanir, gokyuzunde sevdali bulutumu arar, gunesli havalarda uzerime golge dusurerek bir bulut gecse, sevdalisi olurdum.
Bir de evimizde duvara asili Bulent Ecevit`in resmi vardi, darbeden sonra indirdik. Cunku o da Solcuymus. Karaoglan degil miydi O? Kibris`a asker cikarinca herkes adini haykirip sokaklara dokulmemis miydi? Kotu bi sey olamazdi o zaman Solcu olmak. Ama ben anlamadim o darbe sonrasindaki kavram kargasasini. Abim galiba Mavi Gozlu Dev`den bahsetmisti de bunlar basina gelmisti.
Abim kaybolduktan sonra evde ne kadar `Solcu` kitabi varsa, sobada yaktik. Abim bu kitaplar yuzunden kaybolduysa, yansaydi bu kitaplar. Parcalayip parcalayip sobaya atip bir kac gun kitaplarla isindik. Sira Sevdali Bulut`a gelince `Yakmayalim bunu. Cocugum ben, benim kitabim bu. Beni de iceri alacak halleri yok ya?` dedim. Ablam `Ben sana baska masallar anlatir, baska kitaplar alirim.` dedi. Anlastik.
Annem tum gun aglar, ellerini dizlerine vurarak `Ertanim` der oldu. Babam aglamazdi ama yutkunmakta zorlanip odasina cekildiginde agladigini bilirdik. Kipkirmizi gozlerle cikardi o odadan.
Bu arada abimin nerde oldugunu bulma cabalari sonuc vermeye baslamisti. Bir gun babam, cocuklar gibi hoplaya ziplaya eve geldi, abimi bir karakolda mi hapisanede mi neredeyse uzaktan yururken gormus. Yuruyebiliyorsa, henuz olmemis, sakat kalmamis ya da falakaya alinmamis demekti.
Evdeki bayram havasini anlatmak olasi degil. Babamin gozlerimizin onunde beyazlasan saclarla dolu basi hafiflemisti sanki. Annem de dizlerine vurmayi hafifletti. Basindaki ortunun kenarlari daha az nemliydi artik, gozlerini silmesi azaldigindan. Ama gel gor ki abim hala icerde, ugrasilar netice vermiyor, icerde kalmaya devam ediyor.Bir hafta yuruyecek kadar saglikli olmasi bir gun sonrasini garantilemiyor. Cok acaip soylentiler duyuyoruz icerde neler olduguna dair.
Kucukken hep bir oyun oynardim: Evin en kucugu benim ya, bakkala hep ben gonderilirdim. Ama ekmek, seker, cay, her neyse alsam da ellerimle arkamda sakliyor gibi yapip `Ekmek bitmis.` derdim. Annem de `Aaaaa, goruyor musun bak ekmeksiz kaldik.` derdi mahsuscuktan. Ben de O`nun cok uzulmus haline care oluyormusum gibi arkamda sakladigim ekmegi cikarir `Saka yaptim!` derdim. Annem de cok sevinirdi. Bazen de tam tersini yapardim. Arkamda gercekten ekmek olmazdi, ama ben yine de `Anne, ekmek kalmamis` derdim. Annem de once sakaciktan uzulur, sonra da `Hadi kizim, ver su ekmegi. Butun gun ellerin arkanda ekmegi saklayarak mi dolanacaksin?` derdi. Ben de o zaman cok buyuk bir kandirmacayi becermis olma mutluluguyla bos ellerimi gosterir `Anne, gercekten ekmek yok.` derdim. O zaman yine is bana duserdi. Komsulardan fazla ekmekleri var mi diye sormaya yollanirdim.
Annemin sevincinin sonmeye basladigi gunler, ayakkabi dolabinda Ertan abimin eski bir cift ayakkabisini buldum. Annem evde yoktu. O ayakkabilari kapinin onune sanki birisi aceleyle cikarmis da iceri girmis gibi koydum. Annemi ekmekle kandirdigim gibi ayakkabilarla kandiracak, bir kac dakika da olsa mutlu edecektim.
Kapi calindi, elektrikli bir dugmeyle acilan kapilardandi, dugmeye bastim. Annem basamaklari cikarken ben de ayakkabilarin tam onunda cok mutlu oldugum bi sey olmus da onu saklamaya calisiyor gibi bir yuz ifadesiyle annemin merdivenlerden cikmasini beklemeye basladim.
Evde herkesin mutsuz oldugu o gunlerde annem, dudagimin kenarinda kivrilan gulumsemeyi once anlamadi. Ama basamaklari cikip ta abimin ayakkabilarini gorunce yuzu degisti. `Ertan mi geldi?` dedi. Ben de ekmegi saklar gibi `Yooo, kimse gelmedi.` dedim. Annem `Kizim, saka yapma. Ertan geldi di mi?` dedi. Ben yine –ama gulumseyerek- `Hayir Anne, gelmedi. Iceri aldilar ya abimi.` dedim. Annem –ekmek oyunlarimin verdigi tecrubeyle- kosarak eve girip butun odalari aramaya `Oglum! Yavrum! Kurban oldugum yavrum! Geri mi geldin!!` diye haykirarak ve sevinc gozyaslari ile evin tum odalarini kosarak abimi aramaya basladi. O an annemi bes on dakikaligina da mutlu etmek adina ne kadar buyuk bir yanlis yaptigimin farkina vardim. Tek istedigim annem azcik mutlu olsun, gulumsesindi. `Yavrum!` diyerek tum odalari, kapi arkalarini, banyoyu, tuvaleti, saklanip supriz yapilacak her yeri aradi.
Ben, annemin bu kisa mutluluk aninin omrumun sonuna kadar unutmayacagim ve her aklima geldikce aglayip utanacagim bir vicdan azabina donusecegini bilmemistim ayakkabilara sarilip aglarken. Annem, hala umutlu yanima donup `Meltem, nereye saklandi Ertan?` dediginde ayakkabilar elimde `Anne, Ertan abim gercekten yok. Hani ekmek gibi…` diyebildim. Beraber cokup agladik kapi onunde.
Cok utandim. Cocuktum, biliyorum ama oyle inceliksiz bir cocuk da degildim. Nasil dusunemedim, nasil boyle bir oyun oynadim anneme, kendimi hic affetmedim. Hala da affetmiyorum. Hala her aklima geldigimde yutkunmakta zorlanip, babam gibi bir odaya girip kipkirmizi gozlerle cikiyorum o odadan.
Abim, bir gun cikageldi. Evin onunde oynarken, birisi gelip elleri ile gozlerimi kapatti. Cok agir sigara ve garip bir seyler kokan birisinin elleri. Uzun sure kurtulmakicin kivrandiktan sonra gormekle aklimi kaciracabilecegim kadar mutlu edebilecek tek insani, abimi gorunce, once nefes alamayacak kadar sarilip, sonra da anneme gercek mujdeyi vermek icin merdivenleri ucarak ciktim.
Abim, gorevinden atildi. Yillarca okuyup ogretmen olmus, bir kalemde de silinip atilmisti. O yil yine universite sinavlarina girip Ankara Hukuk`u kazandi. Okudu, avukat oldu. Mezun olunca davalar acti, ogretmenligini geri aldi. Su an hem ogretmenlik, hem de avukatlik yapiyor inadindan `Ben bu ikisi icin de dirsek curuttum yillarca.` diye.
Sevdali Bulut kitabini da bana geri alan olmadi 3 yil oncesine kadar. Kendisine `Danseden Bulut` dedigim cok bir kiymetli bir arkadasim bana bu kitabi Uganda`ya gelmeden once alip hem de kendisi o guzel, tok sesiyle okudu, bana bulutlarla ilgili sevda hayalleri kurmayi animsatarak…

Friday, March 13, 2009

Bir varmis, bir yokmus...

Bir varmis, bir yokmus, cooookkk yillar once alti cocuklu, kendi halinde bir aile varmis. Ailenin babasi kucuk bir kasabada saglik memuruymus, isi gucu cocuklarini okutmakmis. Ailenin annesi ev hanimiymis, isi gucu cocuklarinin okumasina yardim etmek ve onlara sarmalar, dolmalar, borekler yapmakmis.
Ilk bes cocuk birbirlerine cok yakin yaslardaymis. Evin annesi iki yilda bir cocuk dogururmus. Hep beraber alt alta ust uste buyumusler. Sonra ara vermisler yetti artik deyip cocuk yapmaya. Ama evin tek kizi –diger dordu erkekmis- fazla oyuncagi olmadigindan midir nedir hep bir kucuk kiz kardes hayali kurarmis.
Evin besinci cocugu o zaman onbir yasindaymis ve bir falcinin annesine `Sana son cocugun bakacak.` dedigi gunden beri kara kara dusunurmus. `O kadar kardesim var, niye ben bakacakmisim ki anneme?` diye. Cocukluk iste!
Bir gun anne, altinci cocugun da yolda oldugunu anlamis. Evin en buyuk cocugu onsekiz, en kucuk cocugu onbir yasinda o zaman. Bebege isimler takilmaya baslanmis: Tekne kazintisi, kazan dibi gibi. Garip bir heyecan varmis herkeste. En cok da o zaman onbes yasinda olan ailenin tek kizi heyecanliymis: Ya bir kizkardesi olursa???? O zaman `Aysegul Kucuk Anne` dergisindeki gibi gercek bir bebekle evcilik oynayabilecek!
Yazlari cok sicak olurmus o kucuk kasaba. Kasabadaki nerdeyse herkes bir saatlik mesafedeki bir yayladaki kucuk, tahta barakalarina tasinirmis sicak yazi atlatmak icin.
Kucuk bir vadi, icinde kucuk bir dere, derenin kenarlarindaki tepelerde tek tuk bir kac baraka.
Gece indiginde sadece cam agaclarinin dallarinda gezinen ruzgarin miriltisi, derenin yazin sonlarina dogru azalan siriltisi ve icindeki kurbagalarin senfonisinden baska hic bir ses cikmayan bir yayla burasi: Horzum… Cukurova`nin sicagindan kacmaya calisan ailelerin siginagi Horzum… Tapu derdi olmadigi, dagin basi bir yer oldugu icin, ailelerin amcalar, dayilar, teyzeler, halalar ve komsularin yan yana barakalarini cativerip yazin en sicak aylarinda kaciverdikleri yayla Horzum… Kisin kar altinda, herkesin unuttugu Horzum… Yazin coluk cocuk ailelerin kacip sigindigi Horzum…
31 Temmuz gecesi barakalardan birinde azcik telas varmis. Anne dogum sancilari icinde ama altinci cocugu dogurmanin verdigi rahatlikla, sabirla bekleniyormus dogacak bebek. Evin en kucugu o gun en kucugu olmaktan kurtulacakmis. Besinci cocuk, falcinin annesine soylediklerini animsiyormus: `Sana yaslandiginda en kucuk cocugun bakacak.` ve icinden `Bu gece bu is bitecek.` diyormus.
Sancilar artmaya basladiginda ebe cagirilmis. Ebe `Dayan` demis, `Biliyorum, kiz olacak.`
Ailede cocuk cok. Yillar sonra anneleri hamile kaldiginda utansalar mi, sevinseler mi sasirmis durumda dogumu bekliyorlarmis.
Iclerinde en heyecanlisi da henuz 15 yasinda olan ablaymis. Ne kadar cok istiyormus bir kiz kardesi olsun, ona O baksin, giydirsin, suslesin… Oyuncak bebeklerle oynama yasi da gectigi icin daha baska bir sey istiyormus: Gercek bebek… Hele bir de kiz olursa, at butun oyuncak bebekleri cop sepetine. Gerci oyle cok oyuncak bebegi de olmamis, annesinin, maharetli komsularin dikip icini pamuk doldurduklarindan baska da ama olsun.
Aksam saat onmus sancilarin basladiginda. Evin reisi de bekliyormus sabirla. Hanim icerde azcik kivraniyormus. Cocuklarin hepsi heyecanli. Ne de olsa anne otuzyedi yasinda, alisik olduklari bir yas degil bir kadinin bu yasta cocuk dogurmasina.
Saat gece yarisini bes gece bir bebek aglamasi ve ebe mujdeyi vermis: Kiz oldu!
Sevinc icinde baba, yorgun anne, cocuklar mutlu-saskin karisik…
Bebegin ismi konusunda en buyuk abi ve abla anlasamamislar. Abi Alev olsun istermis, abla Meltem… Sanki Abi `birak alev alev yaksin kavursun`, Abla da `Meltem gibi esip serinletsin` Kim bebege daha cok emek verecekse onun sozu gecmis: Meltem!
Komsular da merakla kiz mi erkek mi diye beklediginden, anneyle aralarindaki sevimli anlasma neticesinde kararlastirdiklari sekilde barakanin onundaki iki buyuk cinar arasindaki gerili ipe kirmizi bir ortu asilmisr gece yarisi. O ipe tek bir kirmizi kumas asilirsa, kiz, mavi asilirsa erkek oldugunu anlayacakmis komsular.
Sabah ipte asili kirmizi ortuyu goren komsular gozaydina gelmeye baslamislar. Abla da kucuk kizkardesiyla evcilik oynamaya… Bilmezmis o zaman bu kucuk kizin bir gun taaaaa adi bile acaip bi yerlere pigmelerle dans etmeye gidecegini, hep kucuk annesi olacak sanirmis…
Bu hikayenin devami??? Belki gelir, belki gelmezmis…Ama durun, gokten henuz uc elma dusmemis…