Wednesday, April 15, 2009

Etme - Bulma Dunyasi


Iskelet Sahilinden Swakopmund`a dogru yola cikinca, Helen –hani cadir arkadasim olamayan, huysuz, gicik, Isvicreli Helen- kusmaya basladi. Ne yedi, ne dokundu kimse anlamadi ama cok fena midesi bulanip hic bi sey yiyemez bir hale geldi. Hepimiz her gun ayni yemekleri yedigimiz icin kafamiz karisti.
Fok baliklari kolonisini gormek uzere yola ciktigimizda da Alman hemsirelerden bir tanesi kusmaya basladi. Helen ise o kadar kotu bir durumdaydi ki kafasini dik tutamadigi icin aracin koridorundaki bosluga bir mat serip orda ayaklarimizin nerdeyse altinda yatmaya basladi, kafasini kaldirdigi an midesi agzina geliyor, surati –zaten beti benzi atti- sapsari oluyordu.
Fok (ayibaligi) kolonisine ulastigimizda karsimizdaki goruntu, aklimizi basimizdan aldi: Kayalik bir sahilde goz alabildigine uzanan fok surusu guneslenip yatip yuvarlaniyordu. Kafasini kaldirip inek gibi ses cikaranlar mi istersiniz, yavrusunu yanina alip emziren mi, aralarinda dolasip zayif yasli ya da yavru arayan cakallara caresizlikla bakan mi, kaya gibi kipirtisiz duranlar mi, on binlerce fok… Renkleri kaya gibi olunca aslinda sahil boyunca ne kadar cok olduklarinin ayirdina zor vardik. Etraftaki koku dayanilmaz ama ruzgar o kadar kuvvetli ki ancak oyle bir ruzgar bu manzarayi bakmaya dayanilir kilabilirdi.
Erkekleri ortalama 250 kg olan erkek fok, ciftlesme oncesi 360 kgya kadar cikip sonra bu fazla kilolarini harem kurma, koruma ve ciftlesme ugruna harciyormus. 60-70 disiden olusabilen hareminde bir anda butun yavrular dogunca, senlik o zaman basliyormus. Cakal ve sirtlanlara yem olmadan kurtulan yavrular, emzirme suresi sona erince kendini okyanusun sularina atarken yavrularin %25i 1 yasini doldurmadan avcilara yem oluyormus. Cakallar gupegunduz koloninin icinde dolasip avlanirken sirtlanlar geceleri gelip yavrulari yiyormus. Gunduz orada oldugumuz icin cakallarin foklarin arasinda dolasip avlanmaya calisan goruntuleri icimizi burktu. Yavru yaptiktan 5 gun sonra erkek fok, hemen disiyle tekrar ciftlesir ama dollenen yumurta henuz hamilelige neden olmadan 3 ay dollenmis kalir, ondan sonra esas 9 ay suren hamilelik baslarmis. Cok garip!
En meshur ve buyuk sahil kasabasi olan Swakopmund`a dogru yola cikarken 3 ingiliz daha kusmaya baslayinca herkesin kafasi iyice karisti. Helen vejeteryan. Diyelim ki o herkesin yemedigi vejeteryan bir sey yedi de ondan rahatsizlandi ama digerleri her seyi yiyen insanlar. Ne, kime, niye dokundu kimse bi sey anlamadi.
Swakopmund`a ulastigimizda hemen ertesi gun yapilacak aktiviteler icin rezervasyon yaptirmak uzere bir acentaya gittik: Planorle sahilin uzerinde ucma, paragliding, kum sorfu, adrenalinli ne istersen var. Ben Iskelet Sahili uzerinde planorle ucmak istedim ama ertesi gunku yola cikis saatimize uymadigi icin rezervasyon yaptiramadim. Ne kadar cok istiyordum oysa o geziyi yapmayi!
Bu arada aractan kendini zor disari atan Helen, kaldirimda yatmaya baslayinca cok garip bir goruntu olustu: sanki bizden biri olmus de biz de onu kaldirip kaldirima ativermisiz gibi bir haldeydi kizcagiz.
Swakopmund`da 10 gun sonra ilk kez belediyeye ait evlerde kalacaktik. Yani sirtimiz yumusak bir yatak gorecek! Evler iki odali, dort yatakli. Ve odalari kim kiminle paylasacak diye karar vermek lazim.
Angie ve Conci ile oda paylasmaya karar verdik ama bir kisi daha bulmamiz gerek. Ortaya garip bir durum cikti: Kimse Isvicreli Helen ile ev veya oda paylasmak istemiyor. Etme bulma dunyasi midir nedir hasta haliyle ortada kaldi. Benim yuzumun yumusadigini goren Conci ve Angie `Sakin aklindan bile gecirme!` dediler. Conci de Isvicre`de yasiyor ama aslinda Italyan. Bir onceki turda rastlanti eseri Helen ile berbaberlermis. O turdan zaten Helen`e karsi sabri tukenmis, kesinlikle istemiyor. Ama kiz hasta, ayakta duramiyor ve bir Allahin kulu elinden tutup `gel bizimle kal` demiyor. Odaya esyalarimizi goturdukten sonra Conci ve Angie`yi karsima alip `Arkadaslar, lutfen beni affedin ama ben Helen`i kendi odama almak istiyorum.` dedim. Kiyamet koptu. Anlatiyorum: `Yazik, hasta. Kil ve gicik olabilir. Beni cadirina almamis olabilir ama yabanci bir ulkede tek basina ve cok hasta. Ayiptir. Havlayana havlayarak mi cevap verecegiz? Alalim garibani.` diyorum, dil dokuyorum, Nuh deyip peygamber demiyorlar. Neyse, sonra dil dokmelerim sonunda yumusadilar. Bir de ozellikle onceki turdan bir cok zevzekliklerine maruz kalan Conci`den soz aldim ve de soz verdim: `Sen hic bi seye karisma, eni sonu bir gece, ben hallederim her seyi` diye.
Angie ve Conci `O seni cadirindan nerdeyse atti, sen onu odana aliyorsun. Bu kadar iyilik artik enayilige kayiyor biraz.` dediler ama olsun. Odamdaki diger yataga Helen`i yerlestirdim. Istedigi bi sey var mi diye sorup uyumaya biraktim.
Aksam Rudy ve Gana (esyalarini Biritish Airways`in kaybettigi Israilli balayi cifti), Angie, Conci ve 3 gencecik degisik projelerde gonullu calisan Ingiliz ile beraber yemege cikmaya karar verdik. Ama kaldigimiz evin tek bir anahtari oldugu icin Helen`i iceri mi kilitleyelim, anahtari ona mi birakalim ama kapiyi acacak hali yok, odayi acik mi birakalim konusunda karar vermeye calisirken Angie ile Conci `Sen aldin odana, sen hallet. Bize kalsa kilitler gideriz.` dediler. Hasta adam odaya kilitlenir mi hic? Bi sey olsa icerde kalacak. Ama Helen`e durumu aciklamaya calisirken Helen o halsiz haliyle yine huzursuzluk cikarmayi becerince Conci kendi odasindan cikip Helen`i benim anlamadigim bir dilde cok fena hasladi. Megersem beraber katildiklari turda diger turistlere Conci`yi biraz saf, hafif salak ve Ingilizcesi iyi degil diye tanistirip gruptan dislamis vs vs bi suru gereksiz dedikodulara girismis. Conci de patlayiverdi yeter senden cektigim diye.
Bu kez Helen`le ben konusup anahtar isini halletmeye calisirken Helen bana da cikismaya baslayince artik benim de sigortalarim yavastan atmaya basladi. `Ne kadar yanlis birine kapris yapiyorsun su an Helen. Seni odasina almayi kabul eden tek kisi benim. Biraz saygiyi hakettigimi dusunuyorum. Sesinin tonuna dikkat et istersen.` deyince o anlamsiz bakisli gozleri saskinlikla koca koca acildi. Once cok sasirdi. Aslinda cok uzuldum insanin kendinden bu kadar bihaber olmasina. Kimsenin kendisini istemedigini, kendisiyle oda paylasmaya yanasmadigini ve kil oldugundan bihaber asip keserken bir anda sakinledi, sustu ve yeniden uykuya daldi.
Ben de derin bir Ohhhhh cekip deniz urunu yemekleri hayali ile yemege ciktim...
Foto 1: Fok kolonisi -kaya gibi gorunen hersey fok aslinda-
Foto 2: Ortada yatan cakal, basi bos kalacak yavrulari yemek icin oylece aralarinda guneslenip bekliyor.

5 comments:

Kültür Mantarı said...

bende bu çakallar birtek bizim ülkemizde var sanıyorumdum. meğer heryerde varmış ..

China Gunlugu said...

Helen'i odana almana cok sevindim:)
Bir de merak ettim, anahtar konusunu nasil bir cozume bagladiniz?
Selamlar

pigmelerle.dans.eden said...

Cakaldan cok ne var dunyada, Mantar...

Kapiyi acik biraktik. Esyalar biraz riske girdi ama bi sey de olmadi :)

Çek Git Güneşimden! said...

o zaman anlattığınız da sinir olmuştum Helen'e şimdi de oldum ama bende olsam aynı şeyi yapar odama alırdım.bu sanırım bize özgü bir davranış ne olursa olsun kıyamıyoruz.

balanne melike said...

Leman dergisinin meşhur "öğreten adam'ı" vardı ya.. sen de helen de iyileştikten sonra onu ömrüünün geri kalanında iskelet sahilinde büfe işletmeye mecbur tutabilirsin:)) sevgiler..