Thursday, April 23, 2009

Beyaziz biz, tenimiz ince...


http://www.birmilyonkalem.com/?p=14046 sitesine 23 Nisan nedeni ile yazdigim yazi asagida. Daha once yazdigim bir yazidan biraz alinti var, soylemedi demeyin.

Aboke Olayı yaşları 13 ile 16 arası 139 ortaokul öğrencisi kız çocuğunun 10 Ekim 1996`da LRA (Lord`s Resistance Army - Tanrı`nın Direniş Ordusu isimli terörist grubu) tarafından Uganda`Nil Kuzey Apac Bölgesindeki Aboke`deki St Mary`s Yatılı Okulu’ ndan kaçırılması olayıdır. Okulun müdür yardımcısı İtalyan rahibe Rachele Fassera eşi görülmez bir cesaretle asileri takip edip kızlardan 109`unu geri almayı basarmış olsa da kalan 30 kız için tüm dünyayı ayağa kaldırmış, hatta Papa 2. John Paul bile LRA lideri Joseph Kony`ye seslenerek serbest bırakması için bir bildiri yayınlamıştı.

Uganda`da 1986`da gerilla savaşı neticesinde Milton Obote`nin diktatör ve baskıcı rejimine son veren Devlet Başkanı Museveni ile ayni kabileden (Acholi kabilesi) olup da kendine değil de Museveni`ye destek olan kabilesine eziyet etmeye başlayan, gerek duyduğu insan gücünü kabilesinin yaşadığı yerlerdeki okulları, köyleri basarak çocukları kaçırmakta bulan LRA terör örgütü, dünyanın en acımasız terör örgütlerinden bir tanesi. Erkek çocuklarını asker olarak, kız çocuklarını ise hem LRA komutanlarına eş -seks kölesi- hem de askerlere yemek, çamaşır gibi işlerde yardım etmek üzere hizmetçi olarak kullanıyorlar. 1994 yılında Sudan devletinden aldığı destekle kamplarını bu ülkede kurmaları ve kaçırdıkları çocukları bu ülkeye götürmeleri ile hayatları çok daha kolaylaştı.

Els De Temmerman‘ın “Aboke Kızları” isimli kitabında kızların, gerillaların ve Rahibe Rachele`in öyküsü var… Kitaptan bir alıntı: LRA kaçırdıkları kızları Sudan sınırını geçip LRA kamplarına götürmeye çalışırken geceyi terkedilmiş bir köyde geçirmişler. Köydekiler LRA’nin yakında olduklarını bildiklerinden geceyi güvende geçirmek için bir askeri birliğe yürümüşler, geride yürüyemeyen yaşlılar ve hamileler kalmış. Sabah LRA kızlarla yürüyüşe devam etmek istediğinde 10 yaşarında bir kızın eksik olduğunu fark ederler. Devamı kaçırılan Aboke Kızları`ndan biri olan Ellen‘in ağzından şöyle anlatılıyor…

“”İşte burada!” deyip kızı terkedilmiş kulübelerden birinden çıkardılar… Asiler kızı dövdüler ve çok fena tekmelediler. Bir asker, botları ile yerde yatan kızın göğsünün üzerine bile atladı. Kız inleyip yardım dileyen gözlerle etrafına baktı. Ama kaçış yoktu. Her taraftan darbeler alıyor fena halde dövülüyordu. Komutan diğer Aboke Kızları`nı çağırdı. “Bitirin işini!” dedi. Tahta sopaları alıp kızı dövmeleri söylendi. Ellen’in bacakları titremeye başladı. Ellen sanki vücudu başkasına aitmiş gibi davranıp kendinden geçmeyi diledi, olmadı. Duraksayarak dövmek için odun toplamaya giden arkadaşlarına katıldı. Sonra kızın etrafını sardılar ve bacaklarına hafifçe vurmaya başladılar.
Asilerden biri “Öyle değil!” diye bağırdı. Kafasının arkasına ve boynuna nasıl vurmaları gerektiğini gösterdi. Aboke Kızları ağlayıp, bir araya toplanıp sonra sustular. Komutan iyice sinirlendi. Bizi sıraya sokup kaçmaya çalışan kızı teker teker dövdürdü. Yeterince hızlı vurmayanlar tokatlanıp istendiği şekilde vurana kadar zorlandı. Kurban çok fena kanama geçiriyordu. Son kız da dayağı attıktan sonra, ölü gibi görünüyor ama tüm vücudu titriyordu. Asilerden biri gelip emin olmak için son tekmeyi attı.
Sonra kızı kulübesinde saklayan hamile kadını ortaya getirdiler. Asiler, hamile kadını artık hareket edemediğinden emin olana kadar dövdüler.”Neden? diye merak etti Ellen. Neden böyle davranıyorlardı? Neden kendi halkını öldürüyordu bu asiler? Neden çocukları kullanıyorlardı bu iş için?“

Ellen’in sorularına yanıt sapkın dindar LRA lideri Kony‘nin kelimeleri ile: “Acholi kabilesi bana ihanet etti. Bana yüz çevirdiler. Kendi topraklarında yabancı tanrılara tapındılar, öğretmen, memur olarak devlet kuruluşlarında yer aldılar ve büyük düşmanımız Museveni’nin tarafını tuttular. Bu yüzden cezalandırılmaları gerek. Ben kendi halkımı öldürmüyorum, onları temizliyorum ki sadece temiz ve saf olanları kalsın. Ve saf olan temiz Acholi ırkı Sudan sınır ötesindeki kamplarımızda doğan bebeklerdir. Bu yeni oluşan temiz ve saf Acholi ırkı bir gün sayıca o kadar artacak ve güçlenecek ki Uganda Hükümetini devirip ülkeyi On Emir’e göre yönetecekler!“

Bu sapkın mantıkla yüzlerce kız çocuğunu kaçırıp daha önce kaçırdıkları ve beynini yıkadıkları erkek çocuk askerlere seks kölesi yapmak, bir komutana 12 kadın verip üremesini isteyerek bu yeni “Temiz” ve “Saf” ırkın gerçekleştirebileceğine inanmak ne kadar hastalıklı bir zihnin ürünüdür? Kabilesinin saflığına ve temizliğine bu kadar inanan bir insan neden masum kişilerin kulaklarını kesip yine kendine yedirir, neden dudaklarını kesip paramparça bu ağıza asma kilit takar, neden yağmaya giderken karşısına çıktı diye bir koylunun bacağını panga ile keser? Neden, neden?

Rahibe Rachele ve kurtarılamayan kızların anne babaları bu konuda dünyayı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek için bir dernek bile kurup Aboke kızlarının hikâyesini dünyaya duyurdular. Birleşmiş Milletler Sekreteri Kofi Annan`dan zamanın `First Lady`si Hillary Clinton`a, Nelson Mandela`dan bazı Avrupa parlamentosundaki milletvekillerine kadar ulaşmayı basardılar ve Aboke Kızları adı altında Uganda`nın kuzeyinde sessizce islenen bu insanlık sucunu dünyaya duyurdular. Kalan 30 kızdan 5inin esaretleri sırasında öldüğü, diğerlerinin de teker teker kaçtıkları biliniyor. En son Aboke kızı, Catherine, 13 yıl sonra kucağında 2 yaşındaki LRA lideri Kony`den olma çocuğu ile Kongo`daki Uganda Polis Kuvvetleri’ne sığındı.

LRA, su an azalmış olsa da Uganda`nın kuzeyi, Sudan ve Kongo Demokratik (?) Cumhuriyeti`nde faaliyetlerine devam ediyor. 2005`de insani yardım yapan kuruluşların çalışanları arasında yapılan bir araştırmada bu terör örgütünün faaliyetleri, dünyanın en “unutulmuş” acil durumu olarak nitelendirildi.

2006`da yapılan bir çalışma neticesinde faaliyetlerine başladıklarından bu yana 66,000 çocuğu kaçırdıkları tahmin ediliyor. Son 20 yıl içerisinde Acholi kabilesinin %90`i yani 2 milyon kişi kendi köylerinde güvende olmadıkları için uluslararası insani derneklerin kurduğu kamplarda yaşadı. 20,000den fazla çocuk asker veya seks kölesi olarak kullanıldı. Kaçabilen çocuklar ise köylerinde güvende olmadıkları için her gece daha güvenli olduğunu bildikleri kasabalara, kiliselere, karakollara kilometrelerce yol yürüyerek sığındı, sabahları tekrar köylerine geri döndüler. `Gece Yürüyüşçüleri` ismiyle anılan bu çocukların sayısı 50,000′i geçti.
Kuzey Uganda`daki ölüm oranı savaştan sonraki Irak`tan daha fazla. Her gun Kuzey Uganda`da 175 çocuk vahşet ve önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Çocukların %25i son 10 yılda ebeveynlerinden en az birini kaybettiler. Ve bu korunaklı kamplarda kalan nüfusun yarısı, yani 1 milyonu 15 yasin altında.

Kuzey Uganda`da

-250,000 çocuk bu terör örgütünün toplumu kaosa ve kamplara zorlaması neticesinde okula gidemiyor: Eğitimsizler.

-Ebeveynleri LRA tarafından ve hatta bazen kendileri tarafından olduruluyor: Sahipsizler.

-Evlerinden uzak oldukları için topraklarını, evlerini kaybediyorlar: Hicbirşeysizler.

-Tecavüze uğradıkları için AIDS kapıyorlar: Çaresizler.

-Kurtulsalar bile, kendi kabilesinden aile ve arkadaşlarını öldürmek zorunda kaldıkları için toplumun dışına itiliyorlar: Geleceksizler.

Uganda`nin kuzeyinde son 20 yıldır tek yoldaşları açlık, hastalık, korku ve terör olan kayıp bir kuşak yetişiyor… Kurtulanlar, geride kalanlar ve kaçırılanlar hepsi 21. Yüzyıla yakışmayacak acılar içindeler…
Bu on binlerce çocuktan bir tanesi bizim olsa?
Tek bir çocuğumuzun sopalasalar, tek bir tanesine tekme atıp bir taneciğine tecavüz etseler, ne olurdu halimiz?
Çocuğumuza okul arkadaşını, büyük olasılıkla komşumuzun çocuğuna öldürtseler?
Daha kötüsü çocuğumuz bizi öldürmek zorunda bırakılsa?
Bir tanecik kız çocuğumuz kaçırıldıktan sonra AIDS kapmış ve sırtında yine AIDS’li bir bebekle dönse, ne yaparız biz?
En basitinden çocuğumuzu gece kaçırılmasın diye 10 km ötedeki bir kasaba hastanesine yürüyerek göndermek zorunda kalsak her gece?
Buna hangimiz dayanır?
Afrika dayanıyor iste…
Hala hayata gülümseyerek bakıp tek afyonları olan Incil`e sarılıp hayatlarına devam ediyorlar…İstanbul`da suratı asık binlerce insanın arasında yürürken, gülümseyen tek kişinin ben olduğumu fark ettigim zaman aklıma dank etti: Gülümsemek bana da bulaştı Uganda`da ama acılara bu kadar dayanıklı olmak? Henüz değil…Mümkün değil…
Beyazız biz, tenimiz ince…
Tanrı Afrikalıları yaratırken tenlerini sadece güneşe karşı değil, acılara karşı da dayanıklı yaratmış galiba…
Bizim intiharı düşündüğümüz durumlarda, onlar hayata o koca dudakları arasından görünen bembeyaz dişlerini göstererek acılarla dalga geçebilmeyi, her tıngırtıda bedeniyle, ruhuyla dans edip şarki söylemeyi de kavruk tenleri gibi Tanrı sadece onlara bahşetmiş galiba…
Fotograftakidaki guleryuzler yetmihaneden Rose ve Brenda`ya ait :)

13 comments:

Anonymous said...

Of ki ne offf.. Bunları yapan da insan, yapılanlar da insan..
Akıl, vicdan, duygu, insaf geri gelmemek üzere gitmiş, kaybolmuş..
Dünyanın bir ucunda ne acılar yaşanıyor, dünyadan bihaber yaşıyormuşuz..

Sevgili Meltem
Blogunu uzun süredir takip ediyorum, sana şimdiye kadar burada söylenenlerden farklı bişey de demeyeceğim ama sadece cesaretine hayranım. Birileri hayal kurar birileri hayalleri gerçeğe dönüştürür. İyi ki yazıyorsun, sayende asla gitme görme duyma şansımızın olmadığı yerleri durumları okuyoruz öğreniyoruz. Hep yaz emi..

Kendine dikkat et oralarda, sevgiyle kal.

Hatice Ay - İstanbul

Didem said...

Merhaba,
Yazınızın başlığındaki "AIDS'li" kelimesini görünce yazmadan edemedim. AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu), HIV (İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü) nedeni ile bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır ve bağışıklık sistemini etkileyerek enfeksiyonlara neden olabilen hastalıklar bütünüdür. HIV taşıyan kişiler gereken tedaviyi alırlarsa hayatları boyunca AIDS evresine gelmezler ve normal yaşam sürelerine, tıpkı negatif kişiler gibi, sağlıklı olarak devam edebilirler.
HIV ile yaşayan kişileri günümüzde maalesef hastalık değil önyargılar öldürüyor. "AIDS'li" söylemi de bu önyargıları destekliyor. Bu nedenle HIV ile yaşayan kişilerden HIV pozitif ya da HIV ile enfekte şeklinde bahsetmek gerekiyor. Bundan sonraki yazılarda belki de buna dikkat edersiniz diyerek paylaşmak istedim. Daha fazla bilgi için www.pozitifyasam.org adresini inceleyebilirsiniz.
Sevgiyle...

pigmelerle.dans.eden said...

Merhaba Didem,
AIDS hakkinda kendi capimda ve burdaki en buyuk AIDS projesinde calisan doktor ev arkadasim Lisa yardimiyla bayagi bir bilgi edindigimi dusunuyorum. Olmak da zorundayim cunku 3 yildir evimde benimle beraber yasayan yardimcim Catherine HIV pozitif. Kendisine gozum gibi baktigim -cunku O da bana oyle bakiyor- ve tedavi altinda oldugu icin uzun ve saglikli bir omru olacagina eminim. Ayrica bir de sozum var O`na zaten `Hayatta oldugum ve oldugun surece sana bakacagim.` diye.
Ne yazik ki blogumun basligini HIV pozitif veya HIV ile enfekte yetimler olarak degistiremem, yeterince uzun zaten. Ama AIDS yetimleri olarak degistirmeyi dusunuyordum zaten. Cunku yetimleri tasiyici diye damgalamak istemem. Ama burada o kadar siradan ki AIDSli olmak.
Bak yine uyardigin sekilde kullandim ama benim amacim onyargilari kiskirtmak degil, boylesi sokaktaki insan icin daha kolay ve ben de o sokaktaki insanlardan biriyim aslinda.
Eger blog basligindaki degil de bu yazidaki AIDSli kelimesineyse bu aciklamalarin, o cocuk-anneler LRA kamplarinda buyuk olasilikla HIV pozitif asamasini gecmistir. Icmeye sulari, yemeye yemekleri bile olmadigina gore ARV ilaclari da yoktur diye dusunuyorum.
Uyarin icin cok tesekkur ederim.
Basligi AIDS yetimleri olarak degistirecegim, cunku en azindan benim desteklemeye calistigim yetimhanedeki cocuklarin nerdeyse hepsinin anne babalari AIDSden olmus olsa bile gecen yil yapilan testlerde hepsi negatif cikti.
Ilgine tesekkurler,
Meltem

balanne melike said...

:(( iliklerime kadar acı hissettim. Bunun empatisi bile sarsdı..

Anonymous said...

Sevgili Meltem,
Blogunu uzunca bir süredir zevkle takip ediyorum.Yalniz bir konuda bir sorum olacak; sayfanin sag kisminda yardim adi altinda topladigi paralarin bir kismiyla Afrika'da cami yaptirmayi tercih eden cesitli kurumlarin reklamlarini goruyorum (onca insan acliktan kirilirken) ve bu konudaki goruslerini gercekten merak ediyorum.Bu reklam olayi senin elinde mi?
Sevgiler...

sherlotte holmes said...

bir şey söylemek istedim,bir yumruk takıldı kaldı boğazımda, söyleyemedim... beyazız biz tenimiz ince, kulaklarımız sağır, kollarımızsa kısa...

pigmelerle.dans.eden said...

Anonim,
arada sirada o kosede ne reklam var, sinirime dokunan bi sey cikmasin diye bakiyorum ama denk gelmemisim senin bahsettigin camii promosyonuna. Benim elimde olan bi sey yok ama ben kategorileri secmistim abuk subuk seyler cikmasin diye. Demek ki o reklam aradan kacmis... Yoksa okul yapmak dururken camii yaptirmak tercih edecegim bir durum asla degil.
Uyarin icin tesekkurler, daha dikkatli bakacagim. Sacmalamaya devam ederlerse de silerim gider o koseyi...

tinimini hanım said...

Biz ele avuca gelmez,öylesine boş şeyleri kendimize dert ederken,dünyanın başka bir yerinde,başka insanlar neler yaşıyor,nelere katlanabiliyor.
Yaşayanda,yaşatanlarda insan,kimsenin kimseden bir üstünlüğü olmayan şu hayatta.Hepimiz yapayanlız geldik dünyaya yine yapayanlız gideceğiz.Bu iğrençlik ne diye sanki.Allah yüreklerine merhamet versin,şaşırtmasın daha fazla insanları.

Tibet'in annesi said...

ismini hatırlamamakla birlikte bu yasananlari anlatan bir film izlemistim. kizin dövülmesini, arkadaslarina dövdürülmesini, sonra hamile kadinin getirilisini... gerisini seyredemeyip kapatmistim. tarihte böylesine acimasizca katliam yapan, temiz irk saplantili bir de Hitler var sanirim. Soyleyecek soz bulamiyorum, oradakilere cesaret ve sabir dileyebiliyorum ancak. Bir gün hersey güzel olacak. inaniyorum.

Sevgiler

lemur said...

zencilerin hep gülen ağızları ve umut dolu gözleri var.Acılara rağmen böyle olmak....Bence büyükm acılar insanı olgunlaştırıyor.Biz haksız çıkarlar ve lüks hayatlarımıza rağmen asık suratlarımızla dolaşıyoruz..25 yaş üstü tek bir gülen yüz göremiyorum caddelerde.........

Anonymous said...

Yazıyı okurken keşke elimden birşeyler gelebilse diye düşündüm... İçimizi bu kadar acıtan olaylardan haberdar olup hiçbir şey yapamamak, dünyadaki varlık sebebimizi sorgulatıyor ne yazık ki:(

Nilay

Arzu Pınar said...

bir de insani bir amaç koymuyorlar mı ortaya, ari ırk için.Hitler'den ne farkı var, gücü daha az sadece. onca insana çektirdiği acı.çok üzüldüm. hele küçük kızları korkutarak, katil olmaya, dayak atmaya zorlamaları. o kızların yürekleri kendi kendilerini yer.o herif tutuklansa ne yazar, öldürülse ne yazar. hepsinin acısını yüreğinde duymasını dilerdim.

karamelize said...

insanoğlu çiğ süt emmiş diye boşa demiyorlar...
biz bütün şanslı dünya insanları, dünyanın kalanına el birliğiyle sırt çeviriyoruz.
üzülüyor, ağlıyor ama hiçbirşey yapmıyoruz.
her konuda bu böyle...
ama bunun en başında dünyayı yöneten devletler var, onlar bizden milyon kez daha fazla çiğ süt emmiş,
bir çıkarı olan ülkelere gösterdikleri ilginin binde birini bu ülkelere gösterseler bu sorunlar çokdan bitmese bile azalmış olurdu...
ama karşılığında alabilecek bişey yok tabi, değmez...
kahretsin...