Monday, March 16, 2009

Ekmek var, ekmek yok…

Cukurova`da geceler cok sicak oldugu icin –sanki gunduzler pufur pufur serin de- Mayis ayindan Ekim ayina kadar, yaylaya gitmeyenler evlerinin daminda uyurlardi. Bizim kalabalik aile de, yaylada olmadigimiz zamanlar coluk cocuk hep beraber dama tasinirdi uyuyabilmek icin. Tabii ki o kadar cocukla uykuya dalmak zor. Tepisen, kosusan, oynayan, hoplayip ziplayan bi suru cocuk damda olunca damin etrafini duvarla cevirmek farz olmus. Hani Vizontele`deki gibi dusup kolunu bacagini kiran olmasin diye…
Aksam oldu mu tum dam, cibinliklerle kaplanir ve icinde kikirdeyerek oyun oynayan o kadar cocugun bazen kahkaha, bazen fisirdayan sesleri icinde yildizlara bakarak uyunurdu. Babam, her gun yorulmadan bana Buyuk Ayi ve Kucuk Ayi`yi gosterir, ordan Ktutp Yildizina dogru yol alirdik. Samanyolu bile cikardi. O kadar yildizin arasinda Kutup Yildizini arayan gozlerim artik kendi kendine kapandiginda, sabahin dogar dogmaz yakan gunesine uyanirdim.
Yine boyle bi gecede alisik olmadigimiz seslere uyandik. 12 Eylul 1980… Butun camiilerden birileri bi seyler anlatiyor, ben henuz ilk darbemi yasadigim icin ne oldugunun hic farkinda degilim. Herkes pur dikkat dinlerken ben damdaki o yataktan bu yataga kosturup `Ne oldu, ne oldu?` diye kocaman gozlerle anlamaya calisiyorum. Sela mi okunuyor, ezan mi okunuyor ayirdinda degilim ama birileri devamli konusuyor camii hoparlorlerinden.
Sonunda en kucuk abim Levent, `Allah kahretsin` ve bi suru Adana kufurunu siralayip –babamin duymayacagi bir yerde tabii ki… Ne bicim Adanaliysak, evde `Esek` demek bile yasak- `Darbe oldu Meltem, asker yonetimi ele aldi. ` dedi. Ne demek acaba?
Annemle babamin arasinda uyudugum gecelerde, babamin elinin otomatik olarak saat basi radyoya gittigini ve devamli `ajansi` dinledigi yillari yasiyorduk. Cocuklarin nerdeyse hepsi Ankara`da universitede okudugu icin kim olmus, kim kalmisin haberini kaygili bir sekilde hic atlamazdi. Cok korkardik abilerime bi sey olcak diye.
Sonunda asker yonetime el koymustu. Levent abim sakinlesinca bana anlattigi kadari ile bunu anlayabilmistim.
Ertesi gun sokaklarda in cin top oynarken SIKIYONETIMIN de ne oldugunu ogrenmis oldum. Idamlari, hapisleri gazetelerden okurken bizim de basimiza bi seyler gelecegini hic tahmin edememistik.
Abilerimden Ertan, daha yeni ogretmen olmus, Adana`da goreve baslamisti. Ortalik sakinlesince O da gorevine devam etmek uzere Adana`ya gitti. Gitti ve bir gun yok oldu. Buhar oldu, uctu sanki.
Nasil ve neden oldugunu aklim da pek ermediginden cok net animsamiyorum ama ogrendik ki abim iceri alinmis. Sucu, ders sirasinda propaganda yapmakmis. Komunistmis. Solcuymus. O zamanki aklimla tum bunlar ne demek hic bir fikrim yok. Tek bildigim Mavi Gozlu Dev de solcu, bizim evde bi suru kitabi var. Cocuklar icin yazdigi hikayelerden olusan Sevdali Bulut kitabini okumus ve cok sevmistim. Hatta tepemde bana sevdali bir bulut var mi diye cimenlere uzanir, gokyuzunde sevdali bulutumu arar, gunesli havalarda uzerime golge dusurerek bir bulut gecse, sevdalisi olurdum.
Bir de evimizde duvara asili Bulent Ecevit`in resmi vardi, darbeden sonra indirdik. Cunku o da Solcuymus. Karaoglan degil miydi O? Kibris`a asker cikarinca herkes adini haykirip sokaklara dokulmemis miydi? Kotu bi sey olamazdi o zaman Solcu olmak. Ama ben anlamadim o darbe sonrasindaki kavram kargasasini. Abim galiba Mavi Gozlu Dev`den bahsetmisti de bunlar basina gelmisti.
Abim kaybolduktan sonra evde ne kadar `Solcu` kitabi varsa, sobada yaktik. Abim bu kitaplar yuzunden kaybolduysa, yansaydi bu kitaplar. Parcalayip parcalayip sobaya atip bir kac gun kitaplarla isindik. Sira Sevdali Bulut`a gelince `Yakmayalim bunu. Cocugum ben, benim kitabim bu. Beni de iceri alacak halleri yok ya?` dedim. Ablam `Ben sana baska masallar anlatir, baska kitaplar alirim.` dedi. Anlastik.
Annem tum gun aglar, ellerini dizlerine vurarak `Ertanim` der oldu. Babam aglamazdi ama yutkunmakta zorlanip odasina cekildiginde agladigini bilirdik. Kipkirmizi gozlerle cikardi o odadan.
Bu arada abimin nerde oldugunu bulma cabalari sonuc vermeye baslamisti. Bir gun babam, cocuklar gibi hoplaya ziplaya eve geldi, abimi bir karakolda mi hapisanede mi neredeyse uzaktan yururken gormus. Yuruyebiliyorsa, henuz olmemis, sakat kalmamis ya da falakaya alinmamis demekti.
Evdeki bayram havasini anlatmak olasi degil. Babamin gozlerimizin onunde beyazlasan saclarla dolu basi hafiflemisti sanki. Annem de dizlerine vurmayi hafifletti. Basindaki ortunun kenarlari daha az nemliydi artik, gozlerini silmesi azaldigindan. Ama gel gor ki abim hala icerde, ugrasilar netice vermiyor, icerde kalmaya devam ediyor.Bir hafta yuruyecek kadar saglikli olmasi bir gun sonrasini garantilemiyor. Cok acaip soylentiler duyuyoruz icerde neler olduguna dair.
Kucukken hep bir oyun oynardim: Evin en kucugu benim ya, bakkala hep ben gonderilirdim. Ama ekmek, seker, cay, her neyse alsam da ellerimle arkamda sakliyor gibi yapip `Ekmek bitmis.` derdim. Annem de `Aaaaa, goruyor musun bak ekmeksiz kaldik.` derdi mahsuscuktan. Ben de O`nun cok uzulmus haline care oluyormusum gibi arkamda sakladigim ekmegi cikarir `Saka yaptim!` derdim. Annem de cok sevinirdi. Bazen de tam tersini yapardim. Arkamda gercekten ekmek olmazdi, ama ben yine de `Anne, ekmek kalmamis` derdim. Annem de once sakaciktan uzulur, sonra da `Hadi kizim, ver su ekmegi. Butun gun ellerin arkanda ekmegi saklayarak mi dolanacaksin?` derdi. Ben de o zaman cok buyuk bir kandirmacayi becermis olma mutluluguyla bos ellerimi gosterir `Anne, gercekten ekmek yok.` derdim. O zaman yine is bana duserdi. Komsulardan fazla ekmekleri var mi diye sormaya yollanirdim.
Annemin sevincinin sonmeye basladigi gunler, ayakkabi dolabinda Ertan abimin eski bir cift ayakkabisini buldum. Annem evde yoktu. O ayakkabilari kapinin onune sanki birisi aceleyle cikarmis da iceri girmis gibi koydum. Annemi ekmekle kandirdigim gibi ayakkabilarla kandiracak, bir kac dakika da olsa mutlu edecektim.
Kapi calindi, elektrikli bir dugmeyle acilan kapilardandi, dugmeye bastim. Annem basamaklari cikarken ben de ayakkabilarin tam onunda cok mutlu oldugum bi sey olmus da onu saklamaya calisiyor gibi bir yuz ifadesiyle annemin merdivenlerden cikmasini beklemeye basladim.
Evde herkesin mutsuz oldugu o gunlerde annem, dudagimin kenarinda kivrilan gulumsemeyi once anlamadi. Ama basamaklari cikip ta abimin ayakkabilarini gorunce yuzu degisti. `Ertan mi geldi?` dedi. Ben de ekmegi saklar gibi `Yooo, kimse gelmedi.` dedim. Annem `Kizim, saka yapma. Ertan geldi di mi?` dedi. Ben yine –ama gulumseyerek- `Hayir Anne, gelmedi. Iceri aldilar ya abimi.` dedim. Annem –ekmek oyunlarimin verdigi tecrubeyle- kosarak eve girip butun odalari aramaya `Oglum! Yavrum! Kurban oldugum yavrum! Geri mi geldin!!` diye haykirarak ve sevinc gozyaslari ile evin tum odalarini kosarak abimi aramaya basladi. O an annemi bes on dakikaligina da mutlu etmek adina ne kadar buyuk bir yanlis yaptigimin farkina vardim. Tek istedigim annem azcik mutlu olsun, gulumsesindi. `Yavrum!` diyerek tum odalari, kapi arkalarini, banyoyu, tuvaleti, saklanip supriz yapilacak her yeri aradi.
Ben, annemin bu kisa mutluluk aninin omrumun sonuna kadar unutmayacagim ve her aklima geldikce aglayip utanacagim bir vicdan azabina donusecegini bilmemistim ayakkabilara sarilip aglarken. Annem, hala umutlu yanima donup `Meltem, nereye saklandi Ertan?` dediginde ayakkabilar elimde `Anne, Ertan abim gercekten yok. Hani ekmek gibi…` diyebildim. Beraber cokup agladik kapi onunde.
Cok utandim. Cocuktum, biliyorum ama oyle inceliksiz bir cocuk da degildim. Nasil dusunemedim, nasil boyle bir oyun oynadim anneme, kendimi hic affetmedim. Hala da affetmiyorum. Hala her aklima geldigimde yutkunmakta zorlanip, babam gibi bir odaya girip kipkirmizi gozlerle cikiyorum o odadan.
Abim, bir gun cikageldi. Evin onunde oynarken, birisi gelip elleri ile gozlerimi kapatti. Cok agir sigara ve garip bir seyler kokan birisinin elleri. Uzun sure kurtulmakicin kivrandiktan sonra gormekle aklimi kaciracabilecegim kadar mutlu edebilecek tek insani, abimi gorunce, once nefes alamayacak kadar sarilip, sonra da anneme gercek mujdeyi vermek icin merdivenleri ucarak ciktim.
Abim, gorevinden atildi. Yillarca okuyup ogretmen olmus, bir kalemde de silinip atilmisti. O yil yine universite sinavlarina girip Ankara Hukuk`u kazandi. Okudu, avukat oldu. Mezun olunca davalar acti, ogretmenligini geri aldi. Su an hem ogretmenlik, hem de avukatlik yapiyor inadindan `Ben bu ikisi icin de dirsek curuttum yillarca.` diye.
Sevdali Bulut kitabini da bana geri alan olmadi 3 yil oncesine kadar. Kendisine `Danseden Bulut` dedigim cok bir kiymetli bir arkadasim bana bu kitabi Uganda`ya gelmeden once alip hem de kendisi o guzel, tok sesiyle okudu, bana bulutlarla ilgili sevda hayalleri kurmayi animsatarak…

40 comments:

Goddess Artemis said...

Farklı şekillerde de olsa, bir neslin çocukları 12 Eylül 1980 sabahı, daha önce hiç görmedikleri ve asla anlayamayacakları bir travmaya uyandılar.

Ağlattı okurken yazdıkların. Tanrı bizlere bir daha öyle zamanlar yaşatmasın!

Evren said...

Kendi anılarıma gittim, seninkilere ağladım. Annemin öğrencilerinin peşinden yalınayak koşuşu geldi aklıma. Babamın her sabah annemi beni ve kardeşimi uzun uzun öperek evden çıkışını hatırladım çoçukluk anılarımda. 8 yaşındaydım daha ve anlamıyordum olanları. Bir daha yaşamak istemiyorum böyle zamanlar ama Türkiye giderek başka bir zaman dilimine sürükleniyor. Ağlıyorum şimdiden gelecek günlere.
Kilometrelerde olsa insanlar arasında yürekler arasındaki mesefa sadece bir dokunuş uzaklığında. Yüreğime, gözyaşlarıma ve anılarıma dokundun bu sabah. Sevgiyle kal...

Coşkun said...

Selamlar,
Çok lirik bir anlatım,acıları en çok çocuklar yaşar, anneniz yalnızca abinizin acısıyla yaşarken siz tüm ailenin gözü,yüreği olmuşsunuz.
Yolunuz açık olsun...

Nur said...

Çok iyi anlatmışsınız, o dönemi yaşım küçük olduğu için hiç bilmiyorum ama yazılan/çizilenlerle yaşamış kadar oluyorum. Gözlerim doldu yine.
Bu duygularınızı ve yaşananları dışa vuran dilinize/kaleminize sağlık.

ELLY said...

o tarihten yaklaşık 1.5 ay sonra doğmuşum ama, ailemin anlattıklarından her seferinde tekrar yaşıyorum. üstelik bizim ailemizde gidip de gelmeyen biri de var :(

Imge said...

Ne kadar güzel yazmışsın..Gerçekten çok etkilendim bu hikayenden..

Mehmet (Blog Gazanya) said...

O zamanın şanslı ailesiymişsiniz. Allah bir daha göstermesin. Halamın oğlu, öğretmen olacakken o dönem vurularak öldürülmüş. Ben yaşım neticesinde o günleri bilmiyorum fakat Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın. Halam, evladı için hala gözyaşı döker.

öykününannesi said...

Çok dokundu yaa....
nasıl bir hikaye bu, üstelik gerçek !
Söylenicek o kadar çok şey varki...
Anneciğinin çaresizliği, senin çocukça iyi niyetli şakan, abinin uğradığı haksızlıklar, babanın güçlü durma çabası... hepinizi tek tek hayal ettim,gözümde canlandırdım...içim sızladı.
çok eskide kaldı, geçmiş olsun diyelim...
sevgiler, Tuğçe...

kitap kurdu said...

sevgili Meltem, ne kadar güzel yazıyorsunuz harika bir öykücüsünüz.Yazdıklarınızı kitaplaştırmayı düşünüyormusunuz.
Lütfen yazılarınızı kitaplaştırın.Çünkü kütüphanemde sizin eserleriniz için yer hazırlamaya başladım ben.

lemur said...

travmalar çocukları hızla büyütüyor
büyüdükçe farkediyorki insan ancak çocuklar acılara da sevinçlere de herkesten daha çok sahip çıkabiliyor.

fish said...

o günleri yaşayan bir nesille o günlerden bihaber olan bir neslin arasında kalmış bir genç olarak okurken o kadar etkilendim ki hem iyi ki görmemişim o günleri, hem de iyi ki haberdar olmuşum dedim...duygu karmaşası böyle bişi sanırım..

tıpkı o zamanlarki kafa karışıklığı gibi...

solcu olmak kötü birşey miydi ??? ne acı...bu sorunun cevabını ne asanlar verebilir ne asılanlar sanırım...

defneyleyasamak said...

Meltem, inan su gibi akıp gitti yazdıkların okurken...

YALNIZLIK OKULU said...

Çok hoş bir yazı olmuş...DArbe çocuklarıyız biz sokağa çıkma yasaklarında doğan...

pigmelerle.dans.eden said...

Bu uzun yaziyi tek (veya iki-uc farketmez aslinda) solukta okuyanlara, okumakla kalmayip benimle beraber aglayanlara, hepinize cok tesekkur ederim...
Mehmet ve Elly,
cok gec bir basiniz sagolsun sizlere ama baslar sag olmuyor koca koca okumus, aydin insanlarin kaybi karsisinda...
Solcu olmak da hic kotu bi sey degil eger Ertan abim solcuyduysa!
Bulutlara sevdalanmaya devam!

catlakkromozom said...

o tarıhte henuz dogmamıstım fakat anne ve babamın bır gece yarısı suratlarının ortasına dayanmıs sılahlarla uyandırıldıklarını annecıgımı bırakıp babamı ve amcamı ıcerı aldıklarını anlatılanlardan bılıyorum.benı etkıleyen bugun dahı olanları o gunku kucuk meltemın duygularıyla yazmıs olman.umarım ıcındekı cocugu hıc kaybetmezsın.sevgıler

Anonymous said...

12 EYLÜL ÖĞRETMENLERİ
Blog'dan al haberi gibi oldu bu.. Bildiğin üzere yavru, cem-i cümlesi öğretmen olan bir aile mensubu olarak darbeden nasibini bizim ailemiz de almıştı. Yaa bunca senedir arkadaşız. Ne üzücü ki ikimizde yaşadıklarımızı unuttuk sanıp arkamıza almışız hiç konuşmamışız. Hani senin inbükü koyunda tavla arkadaşın Hakkı Abin (benim eniştem) var ya o da o günün ertesi görevden alınmıştı. Piano öğretmeni. Solcu piano öğretmeniymiş öyle demişlerdi. Mozart, Bethofen bestelerini çalmayı öğreten adam solcu öğretmen olup çıktı başımıza.Sadece piano çalabilen ve öğretebilen bu adam aylarca ailesine bakmak için kapı kapı birşeyler sattı. Sonra ne mi oldu? Görevine geri döndü solcu piano öğretmeni. Yine öğretmeye başladı piano çalmayı öğrencilerine. Ben ise bu anlamsız durumu anlayamadım o yaşlarda. Anlayamadan geçen anlamsızlık günleri oldu...Demek ki sen de ben de aynı anlayamamaları yaşamışız. Daha çoook hikaye var ama..daha sonra konuşuruz inşallah..
Song

pigmelerle.dans.eden said...

Catlak kromozom,
icimdeki cocuk o kadar ahylaz cikti ki buyuyemiyorum bir turlu...
Songulum,
Hakki eniste de demek piyano calarken caktirmadan propaganda yapiyormus haaa... Ben anladiydim zaten O`nun ne kadar tehlikeli oldugunu ;) Selamlar sana ve Propagandaci Piyaniste :)

uzumgoz said...

Meltemcim... super yazmissin, cok yogun duygular bunlar ama en guzeli ne biliyor musun? abinin geri donmus olmasi... sanki 29 yil once degil de biraz once boyle bir sevinc yasanmis gibi... Kac yasinda olursa olsun bir annenin evladindan haber alamamasinin nasil bir duygu oldugunu dusunemiyorum bile... o yuzden Turkiyeye gidersen annene benim icin de simsiki sarilir misin lutfen?

balanne melike said...

;)bk bu da dokundu bana..sen çok yaşa meltem..

burK@ said...

bir solukta akıp giden bir yazı, uzulerek okurken yazını
abinin geri dönmesine cok sevindim

Brajeshwari said...

Hep arkanda sakladığın bir ekmek olur umarım.Yazının sonunda kavuşamayacagınızdan korktum. Neler hatırlatıyor o günler insana, ben henüz o günlerde 5 yaşında olsamda..Duyuyorum, okuyorum ve kendi ailemden az çok biliyorum.. Güzel günlerimiz olsun dilerim.

Abinize sevgiler dilemeden de edemeyeceğim..

pinarbk said...

Tüylerim diken diken oldu, gözyaşlarımı tutamadım okurken. Sağlıkla birbirinize kavuştuğunuz için çok şanslısınız...

Oya Kayacan said...

Meltem'ciğim, hep büyüklerin hikayelerini dinledim ben darbeler üzerine. Dostlarımın, sevdiklerimin acılarını yaşadım. İlk defa çocuk gözünden anlatılan bir 12 Eylül, beni olan bitenden, duyduğum yaşadığım herşeyden daha çok etkiledi. Ertan'a sevgiler.

nymphea said...

Nasıl bir yaz bu böyle.. Başlarını okurken Adana'da damda cibinliğin altında damda yattıgımız geceler ve onlardan komik anılar geldi gülüyordum ki sonrasında tüylerim diken diken oldu:( Ne kadar güzel anlatmışsın o acı günlerinizi:)Ben yaşamadım ama yakın tanıdıklarımdan o günlerde içerde ve dışarda neler olmuş fazlasıyla duydum..Ama sen ne kadar üzülsen de bence sen çok güzel yürekli bir çocukmuşsun:)

Mine Yaman said...

Gözlerim dolu dolu okudum, tıpkı bir film sahnesi gibi :(

Demet said...

Merhaba, yazdıklarınızı bir solukta okudum. Eşimle aynı lise, aynı dönem mezunusunuz. (Denizhan Meral)
O sıkıntılı dönemlerde Adana'nın belki de en karışık sayılabilecek okullarından birinde(meslek lisesi) baş müdür yardımcısı idi babam. Lojmandan çoğu zaman birbirleriyle kavga eden öğrencileri, polis panzerlerini görürdük. Yollarda arada sırada lastikler yakılırdı. Oturduğumuz lojmanın bekarlar bölümünde yedi öğretmen öldürülmüştü. O gece herkes bizim evde toplanmıştı. Daha sonra da bir arkadaşımın babası... Ve ben bu olanları gördükçe, duydukça, yaşadıkça daha da korkarak her akşam, balkonda dua ederek babamı beklediğimi hatırlarım.
Benzer kitaplar bizim evde de vardı, hatta Rus Edebiyatının seçkin eserleri de:) Şanslıydık babamın gözaltına alınması gibi bir durum olmadı-sanırım yeterince solcu bulunamamış-

Sevgi said...

Meltem cok guzel yazmissin. Ben o zaman 20 yasindaydim. O yuzden anlattiklarini cok iyi canlandirabildim gozumde. Ihtilalden once de oyle seyler yasadik ki, her gun okula gidip gelirken olum korkusu yasardik acaba bindigimiz otobus taranacak mi diye. mahallemizdeki, pastahane, bakkal, bombalandi gece yarilari korkuyla uyandik. Gozumuzun onunde yere yatirilip dovulen bir gencler, patlayan silahlar. Cok kotu gunlerdi. Ihtilal oldu bu sefer de iceri alinip iskenceye kurban gidenlerin hikayeleri, gidip de donmeyenlerin hikayeleri.... Ihtilalin oncesi de sonrasi da cok kotuydu. Bir ucurumun kenarindan donduk ki.... Allah tekrarindan korusun.

melanippes said...

Çok güzel olmuş Meltem Hala bu yazı, hafızamız ne kadar kötü, yaşananları ne çabuk unutup yaşama dönebiliyoruz. yazdıklarını sürekli okuyorum, blogun çok güzel.

Lapis lazuli said...

Herkesin hayatta hic olmazsa bir kez damda yatip, gokyuzunu seyredip, uyuklama anisi olmali. Yoksa cok sey kacirmis demektir:-)

Akti gitti yazin yine her zamanki gibi, annenin oda oda dolasisi icimi yakti, neyse ki ogluna kavusmus.

Eski zamanlari dusunmeye baslayinca ne cok sey geliyor akla, oyle cok sey tanidik geldi ki cocukluguma gittim sayende, tesekkurler Meltem.

Nenoni said...

Off!Senin çocukluğun benim üniversite yıllarımdı o yıllar.okula hergün üst baş aranarak girilir,sınıf kapısında tabure üzerinde bir polis otururdu.Koridorlarda sıra sıra askerler elde tüfek...Hayır burası askeri okul değil.Mimarlık fakültesi yav!

celerone said...

Meltem,

Abine saygılar sevgiler.

Öyle güzel yazmışsın ki.

Sevgiler,

capdelicino said...

yazınız çok güzel..o kadar güzel ki..Her karesi kafamda film gibi canlandı..Umutlarınızın boşa çıkmaması çok ama çok güzel..Ne kadar da duygusal ve olgun bir çocukmuşsunuz siz.. Çocuk yaşta Bu ekmek olayını düşünmeniz ne kadar anlamlı biliyor musunuz siz?

Umarım aielnizin tüm fertleri hep beraber çok mutlusunuzdur..

sizi öpüyorum çok..

Chatty Cat said...

neler oluyor su mavi ihtiyarda... ne olursa olsun, en cok etkilenen kücükler oluyor... büyüklerin zihni dumura ugruyor sanki, anlamıyorlar, kücüklerin gözyasları da kahkahaları da onlarınkilerden büyük... bi anlasalar, bi gözlerini acsalar da fark etseler ihtiyar gülümseyebilecek, tıpkı kücükler gibi...

munas said...

Şimdi de bir benzeri çaresiz duygularla heyheylenmek istemiyor muyuz sanki? Şimdi de sen gittin gideli bir garip yasaklar boy göstermiş durumda. Şimdi de ne olacağı belli değil. LŞimdi sevdiğimiz o teyzelere bile ters ters bakabiliyoruz elimizde olmadan. Ne garip...

Ellerine ve düşlerine sağlık Meltemcim.

sevgiler
muna

munas said...

Şimdi de farklı bir açıdan yaşıyor gibiyiz bunları. Ensemizde yeni bir soluk uyanıyor. Bizim için değil. Bizden olmayanlar için! Sen gittiğinden beri farklı farklı yasaklar çıkmaya başladı. Güvenmiyoruz artık. Herkes kendi başına kaldı. Bir vücut olmak için böyle anılar dinlemeden olmuyor artık. Oysa hiçbir zaman 'daha az motive' ediliyor değiliz.

Bilinçlerimiz, önümüzün açıklığıyla doğru orantılı olur inş.

Ellerine ve hayallerine sağlık Meltemcim.

Decaf Latte said...

gittim geldim bi yorum birakamadim meltemcim... gunlerdir etkisindeydim yazdiklarinin... :(

Nilambara said...

Sevgili Meltem, bir süredir uzak kaldım bloglardan... okuyamadığım ilk yazından başladım ama sonunu zor getirdim...
O yıllarda üniversitede olan ve o acımasız şartları yakından (üstelik ne sağcı ne de solcu olan, kendi halinde bir öğrenci olarak) yaşayan biri olarak annen ve senle birlikte o kapının dibine çöküp kaldım...
o gün öyle, bugün böyle...
umudumu korumak istiyorum, inançların, etnik kökenlerin, sınırların alet edilmediği bir dünyaya dair...

Aybige-Kedi Deteri said...

Sevdalı Bulut benim de daha okumayı öğrenmeden kütüphanemde yerini almıştı. Sevdalı Bulut, Küçük Kara Balık, Şişkolarla Sıskalar...
Galiba hepsini ortaya döküp bir kez daha okuyacağım :)

pigmelerle.dans.eden said...

Ne kadar cogumuzu kirmis bir yerimizden bir sekilde 12 Eylul...
Cok oldu darbe olmayali ama yumusak darbeler biz farkina varmadan oluyor gibi geliyor son yillarda memlekette...

pigmelerle.dans.eden said...

Arkadaslar, 28 Eylul - 7 Ekim 2011 tarihlerinden Taksim Beyoglu`ndaki Yapi Kredi Sanat Merkezi`nin karsisindaki Anzanur Pasajinin 2. katinda sergi aciyorum. Beklerim. Selamlar, sevgiler!