Wednesday, January 21, 2009

Kuru Suyun Bulundugu Buyuk Beyaz Yer


Namibya`da, Kalahari Colunun kuzeybatisinda yeralan Etosha havzasi, aslinda bir `tuz colu` olacak kadar buyuk bir dogal park. 3 milyon yil oncesine kadar, buyuk ve sig bir tuz golu olan bu havza, golu besleyen Kunene nehrinin yatagini degistirip okyanusa akmaya baslamasiyla kurumus ve `Kuru Suyun Bulundugu Buyuk Beyaz Yer` anlamina gelen Etosha diye isimlendirilmis. Tamam, Etosha bu kadar sey anlamina gelmek icin cok kisa bir kelime, ama kaynaklarin ve rehberlerin yalancisiyim.
Etosha`da kucuk tuz golleri hala ara sira olusabiliyor ama en fazla yedi yilda bir! Komsu ulke Angola`nin kuzeyine yeterince yagmur yagacak da, o sular Cuvelai su sistemindeki nehirlere akacak da, bir de saglam yagacak da ancak Estosha`daki tuz havzasi azcik sulanacak…
Dogu Afrika`nin yemyesil yagmur ormanlari ile sapsari savanlarina alisik gozume, boz, kuru haliyle Etosha hic de cekici gelmedi. Topragin rengi cimento gibi, calilar, agaclar kuru ve renksiz… Tabii unutmamak lazim ki en kuru mevsimde, yagmus yagma olasiligina cok az kala geldim Etosha`ya. Bu andan daha kuragi yok bir yil icinde. Topragin rengi herseyi boyamis: Filler, aslanlar, antiloplar, agaclar, her sey boz bulanik bir garip renk.
Tabii ki yagmurun duzenli olarak herseyi yikayip agaclari yemyesil, hayvanlari tertemiz yapan Uganda`ya alisinca, buralari bana tuu pis kaka tozlu geldi.
Bir de bu kadar zor sartlarda yasayan hayvanlarin aklina sasip dururken aslinda yagis mevsiminden sonraki cennet gibi halini hic gormedigim icin asip kesiyorum tabii ki.
Ben hayvan olsaydim, hayatta burda yasamak istemezdim. Hayat mi bu? Su yok, yemek yok, serin hava yok…
Namibya`nin dogasinin florasinin ve faunasini nasil degistirdiginden azcik bahsetmistik. Sicaga uyum saglayan hayvanlari, bitkileri vardi hani. Isin sirri, evrim, degisim, uyum saglama, bukemedigin eli opme diye siralayabiliriz.
Ornegin bizim Uganda`daki filler (Bizim? Nasil da sahiplenmisim!) sularda taklalar atarak oynasip cesit cesit meyve ve yesillikle cenneti dunyada yasarken Estosha`dakiler dogaya uyum saglamak zorunda kalarak Col Fili olmuslar.
Normalde gunde 230 litre su icen normal bir fil, burada 4 gunde bir belki su icebilen bir file donusmek zorunda kalmis. Gunde 300 kiloya kadar ot, meyve yiyebilen ortalama bir Afrika fili burda gunde iki tutam ot icin kilometrelerce yuruyen bir col berdusuna donmus.
Tabiat anadir hani. Dogurur, bakar, besler, korur anne gibi…
Insan da hani dogaya karsi acimasizdir. Hani doga kendini hep tamir eder, duzeltir, agaclar tekrar biter, sular baska bir akis yolu bulur hani…
Burasi bildigimiz yerlerden farkli.
Mesela Kunene nehrinin bir gun Etosha`ya akmayi biraktigi gibi, mesela Iskelet sahilindeki kumullarin iceriye dogru ilerleyip collesmeye neden olmasi gibi, tabiat ananin da sabrinin ve analiginin bir siniri oldugunu farkettim Namibya`da. 600 yil once kuruyup kalmis ve bir daha asla tekrar yetisememis, yeserememis agaclarla dolu bir havzada, bir gun tabiat ananin sabrinin tasip tamir edilemez bir vazgecisle bize sirtini donebilecegini gordum Namibya`da.
Aklima baska baska seyler geldi tum dusunduklerim aklimi mesgul ederken: Insanlar dogaya yaptiklarini birbirlerine de yapmiyorlar mi? Verdikce alip degerini bilmeden hoyratlasmaya baslamiyorlar mi? Kimin ne zaman arkasini donecegini bilmeden hep almaya calismak, aldiklariyla yasamaya alisip da sonra birdenbire ortada kalmiyor mu ya da ayni vericilikte baska birilerinin pesine dusmuyor mu? Elimizdeki ile beraber yeserip mutlu olmaktansa, onu kurutup sonra da `yaa bu bittiiii…` deyip yeni insanlara kosmuyor muyuz? Emek vermek yerine emek almiyor muyuz?
Kurak mevsimdeki hayvanlarin haline yeterince acindik sanirim. Bence kendi halimizi de bir gozden gecirelim. Bir gun kurak mevsimlerde kaldigimizda bir zamanlar elimizden tutup bize su verenleri nerelerde biraktik?

4 comments:

(Süper)Cem said...

human race must be destroyed! demiş bir parçada UÇK. Güzel demiş aslında.

Nilambara said...

doğanın en basit yasalaraından biri değil midir; "vermeden alamazsın"
ürün alabilmek için önce tohumu ekmek gerek...
sevgi alabilmek için önce sevgiyi vermek gerek, gülümseme alabilmek için önce gülmeyi bilmek gerek, dostluk alabilmek için önce dost olabilmek gerek... bu gerekleri çok uzatmak mümkün...
ne yazık ki tüketim toplumuna dönüşen yeni çağ insanı vermeden almaya, herşeyi olduğu gibi dostlukları da kolaylıkla tüketmeye alıştı..
internetin kolaylığı sanal dostlukların kucaklaşmasını yanıbaşındaki dostunla kucaklaşmaya tercih eder hale getirdi...
ve bu çok üzücü, çookk...

ert said...

Yazının sonunu çok güzel bir şekilde bağlamışsın.

kumhavuzu said...

sadece bakmak değil görmek çok önemli derizya..
sen burada neler görebilmişsin..
çok güzel bir yazı olmuş