Thursday, January 08, 2009

Kirmizi Kadinlarin Akil Almaz Kabilesi: Himbalar



Etosha`nin havzalarina sonra donecegim ama gezinin basindan beri en cok merak ettigim kismi olan Himba`lara bir atlayivermek istiyorum. Ara sira Afrika ile ilgili kitaplarda karsima cikan garip sacli, garip renkli kadinlarin Namibya`da oldugunu ogrenir ogrenmez ne kadar heyecanlandigimi animsiyorum.
Himba koyune gitmek uzere yola ciktigimizda bazi ihtiyaclarimizi almak uzere –para bozdurmak, markete ugramak gibi- kucuk bir kasabada mola verdik. Rehberimiz beni bir kac arkadasimla forex burosunda birakti ve marketin de nerede oldugunu tarif etti.
Para bozdurup markete dogru yol alirken yolun kenarinda hayatimda gordugum en acaip manzara ile karsilastim: Bir grup Tas Devrinden kalma kirmizi kadin yerlere oturmuslar, bellerine sardiklari keci derisinden yapma etek haric baska hic bi sey yok, kucuk bir pazar kurmuslar, bi seyler satiyorlar: Himbalar! Dunyada en cok gormek istedigim kabile!
Azcik bilgilenelim: Himbalar yari gocebe ve pastoralist bir hayat suren, Namibya`nin kuzeyindeki Kaokoland bolgesinde yasayan, en az Masailer kadar geleneklerine bagli bir kabile. 20,000 ile 50,000 arasinda nufuslari oldugu tahmin ediliyor. Inek ve keci cobanligi yapmak uzerine kurulmus bir hayatlari var.
Saclari, kiyafetleri takilari insanin gozlerini yerinden ugratacak kadar ilginc!
Kiyafetler adina cok fazla bi sey giydikleri yok. Erkekler bellerine kucuk bir pestemal bagliyorlar. Kadinlar ise keci derisinden yapma, kivir kivir kenarlari olan mini etek giyiyorlar sadece. Gogusler serbest! Vucudun tabu olan kismi ise ayak bilekleri. O yuzden ayak bileklerini takilarla ortuyorlar.
Takilar bambaska bir hikaye... Metal, kabuk, deri, agac tohumlari, ne bulurlarsa, maharetli bir sekilde taki haline getirmekte uzerlerine yok...
Bir de kadinlarin ciltlerine surdukleri bir karisim var ki asil Himbalari Himba yapan esas ozellik bu: kirmizi bir toprak boyasini guzel koktugunu dusundukleri Omuzumba baharatiyla keci etininin yagi veya tereyagla karistirip ciltlerine bir kez sursunler yeter… Ondan sonra banyo yapmak falan yok omur boyu… Ayni karisimi saclarina da surup kafalarinin tepesine de bir parca kuru keci derisinden bir sus eklemeyi de unutmuyorlar. Her sabah sauna gibi bir odada ciltlerini nemlendirip tekrar tekrar bu karisim tazeleniyor.
Din olarak tektanrili bir dinleri var ve Mukuru adinda bir tanriya tapiyorlar. Misyonerler bazilarini Hiristiyan yapmaya becermis olsalar da her aile devamli yaniyor olmasi gereken bir ates araciligi ile Mukuru ile 7-8 gunde bir iletisime geciyorlar.
Es secmeye gelince ask asla bir kriter degil. Gorunus, para, statu onemli. Bir Himba kadini icin gercek sevgi, cocuklarina duydugu sevgi. Ondan otesi ve berisi yok…
Kisa bir sure ic ve dis savaslarla rahatsiz edilmisler. Almanlarin soykirimina maruz kalmislar. 1980lerde hayvanlarinin nerdeyse tamami olmus. Ama insani yardim yapan kurumlar sayesinde yeniden ayaga kalkabilmisler. Tabiat ananin anneligini pek yapmadigi bir cografyada yasadiklari icin bir bakima sanslilar aslinda. Yillarca kimse gelip karismamis ve degistirmeye calismamis bu kucuk kabile grubunu.
Su an kendi atalarina ait topraklarda rahatca ineklerini ve kecilerini otlatip turistik faaliyetlerde de bulunabiliyorlar. Hatta devlet okul da yaptirmis bazi koylere ama hayat yine ayni. Sadece okuyup yazma ogrenmisler, ama kiyafetler, gelenekler ayni. Su an Himbalar icin en buyuk tehlike, artan AIDS orani, alkolizm, issizlik, yemek karsiligi din degistirmeye calisan misyonerler ve turistlerin bilincsiz davranislari karsisinda degisebilen yasama sekli.
Bizim koy gezimizde de -iyi niyetten- bazi arkadaslarim cocuklar icin ozellikle getirdikleri cikolata, biskuvi gibi seyleri cocuklara vermeye basladilar. Icim gitti, cenemi tutmak icin cok cabaladim ama ne kadar yanlis bir sey yaptiklarini bir bilseler… Bu iyi niyetli girisim cocuklara dilenmeyi ogretiyor. Ikincisi cok dogal bir beslenmeleri oldugu icin omur boyu saglikli olabilecek disleri curuyor. Ucuncusu ise cocuklar her turist gorduklerinde sanki onlara bir sey vermek zorundaymis gibi sacindaki tokadan sirtindaki cantayi acip icine bakmaya kadar gidecek kotu davranis bicimleri gelistiriyorlar. Yapilacak en guzel yardim, cocuklara kendimizi bir dakikaligina iyi hissettirecek seker, cikolata vermektense, annelerinin sattigi hediyelik esyalardan almak veya koy sefine para yardimi yapmak. Cunku o kadar komunal bir hayat yasiyorlar ki birine yaptiginiz yardim hepsine geri donuyor. Ornegin koy meydanindaki hediyelik esya satan kadinlardan en fazla 1 usd oldugunu bildigim bir bilezigi 10 usd verip aldim. Ustelik evimde ona benzer en az 7-8 tane bilezigim olmasina ragmen.
Pazarlik yapmaya calisan arkadaslara da –hani ben Afrikaliyim ya bana soruyorlar bu bilezik bu kadar eder mi diye- `Bazi seylerin ederi, bedeli yok. Icinizden ne geliyorsa onu verin. Cunku hic bi seyi olmayan insanlara yardim etmis olacaksiniz. Bu hissin ederi neyse o kadar odeyin` deyince pazarlik falan kalmadan dolarlar ceplerden cikmaya basladi.
Koyde ne kadar fotograf cektigimi hic animsamiyorum. Ama bir ara etrafima baktigimda benden baska hic kimse kalmadigini farkettim. Kendimden gecmisim etrafimda gordugum hangi caga ait oldugunu bilemedigim yasam bicimiyle. Kamp yolunu bulmama bir grup cocuk yardim etti.
Tekrar normal(!) insanlarin arasina dondugumde kamp atesi etrafinda oturan herkesin gozlerinde saskinlik, kiyafetlerinde kadinlardan bulasan kirmizi camur vardi…
Foto 1) himba bebek
Foto 2) Ayak bilegi tabu!
Foto 3)Himba Kuafor Salonu (Arkadaki kadinin tepesindeki kuru keci derisinden yapilma bir aksesuar)
Foto 4) Coca cola sisesi ve Himba bebek: Tanrilar Cildirmis Olmali!
Foto 5) Pazar yeri
Foto 6) Dans
Foto 7-8-9-10) Saclar, takilar

30 comments:

tinimini hanım said...

Meltemcim,yine şaşırttın,yine hayretler içinde bıraktın bizi.Bende gördüğüm bazı resimlerde o kasınların saclarının nasıl olduğunu hep merak etmiştim.Gerçekten ilginç ve çok tatlı insanlara benziyorlar bence.Selam sana uğradığın yerlere....

Çiğdem said...

Meltem, o Coca cola şişeli bebenin ayak bileklerine bakınca ayak bileğinin neden tabu olduğunu anlıyor insan. Yenmesin diye yapıyorlar besbelli ve çok daha erken örtmeleri lazım aslında :))) Nasıl dayandın da ısırmadın onu merak ediyorum .))

Basak said...

Hiç bilmiyordum Himba diye bir kabileyi. 2 yıl önce Tanzanya'da Masailerle epey haşr neşir olmuş, özgünlüklerine hayran kalmıştım. Ama bunlar bambaşka... Umarım bozulmadan, kendilerini mutlu hissettikleri bu kültürleri içinde varolmaya devam ederler.

Benim Hayatim said...

Bayıldım ya. Senin gerçekten orada olduğunu bilmesem, film set mi diyeceğim :) Hala bu şekilde yaşıyor olmaları çok hoşuma gitti. Daha ne kadar sürer bilinmez.

Meltem, sen kitap yazmalısın!
Sevgiler...

Noni said...

Tanrım bu kabileyi görsem benim de ağzım açık kalırdı, ve o bebeği görsem onu mıncıklamamak için zor tutardım kendimi! Senin blogunu okudukça biz ne yaşıyoruz ki diyorum resmen!

manii said...

Seninle birlikte bende geziyorum oraları öyle güzel ve açıklayıcı anlatıyorsun ki gerçekten bir kitap yazmalısın yada ne bileyim gezdiğin yerlerle ilgili bir belgesel seni zevkle takip ediyorum.
Sevgiler...

Ozge said...

bende istiyorummm...cok kiskandim :))
Nefis yazilar, harika resimler..bence bunlar mutlaka bir kitap olmali, belgesel olmali...

pigmelerle.dans.eden said...

Bayliyorum sasirmaya...
Gozlerimin yerinden ugramasina...
Agzim acik birilerine, bi seylere, bi yerlere bakmaya...
Benimle beraber sasirdiginiz icin tesekkurler!

sherlotte holmes said...

kadının en dikkat çekici yeri ayak bilekleri, o yüzden belki bu tabu...
ve çocuklar inanılmaz güzeller...

ce said...

selam! ya ben biraz anormal düşünürüm de çok merak ediyorum acaba bu kabilenin hatunları epilasyon olayını nasıl hallediyolar yoksa hiç tüyleri yok mu ya da var da umursamıyolar mı bi de gögüsleri çok serbestlikten mi acaba öyle langur lungur kötü niyetle sormadım bunları gerçekten çok ciddiyim kızmayın bana lütfen

pigmelerle.dans.eden said...

:0)
ilahi!
Afrikali kadinlar tuyleri cok kisa ve az. Omur boyu epilasyonla ugrasmadan gecirebilecek kadar kisa ve az. Sanslilar yani.
Gogus konusunu bilemiyorum. cok erken yasta cok cocuk yapmaktan diye tahminde bulunabilirim sadece.

Goddess Artemis said...

Kadın ayak bileği, gerçekten seksi olabilir. O nedenle mi tabu acaba? Eski Japonya'da da kadınların yalnızca ense bölgesi seksi olarak algılanırmış. O yüzden geisha'lar enselerini gösterecek biçimde giyerlermiş kimonolarını.

ce said...

bu gerçeği öğrendikten sonra üzülsem mi diğer -hayat şartları,o keçi yağlı topraklı maddeyi üzerlerine sürmeleri-kafam da keçi eti...- şeyleri düşündükçe sevinsem mi bilemedim ama bu kadar doğal oldukları için onları çok seviyorum sahi dişleri de çürümüyo mu onların tamam tamam çok uzattım bu kadar da sorulmaz ki değil mi ya?! ama ama ben çok meraklıyım bi de artık yüzsüzleştim.(cevap verdin ya hani)Şu sürdürülebilir turizmi anlatacaksın değil mi bi ara,bu ara da yaptığın işi,cesaretini ve seni seviyorum sağlıcakla kal

balanne melike said...

Yahu bayıldım, son günler de bilgilendiğim en ilginç ve eğlenceli belgesel oldu..Hele bir de senin yorumların(Tanrılar çıldırmış olmalı, kuaför salonu)daha da lezzetlendirmiş...Eline, gözüne sağlık..Burada yayınladığın fotoğraflardan bazen kullanabilimiyim.?(bugün www.adanahaber.net adlı haber sitesinde seninle ilgili yazım yayınlandı, bilgine..)

Brajeshwari said...

Bu kadar olağanlık arasında sende bizi şaşırtıyorsun.Birazcık dünyamızdan kopup, bambaşka bir yere seyahate gidiyoruz seninle..

Güzellik gerçekten bizim yaşadığımızdan farklı birşey, bazen ayak bileği bazen ense, ama sanırım en önemlisi ruh.. Bozulmamış ve en temizi..

Sevgilerimle..

Lady Lazarus said...

Yıllar önce Atlas dergisinde Himba'larla ilgili bir yazı görmüştüm. Adeta büyülenmiştim. Himba kadınları bana fantastik çizgiroman kahramanları, süper güçleri olan ultrafeminist üstün varlıklar gibi görünmüştü. pastoral-komünal yaşam tarzları, çıplaklığa ve insan bedenine bakış açıları, güzellikleri.. dergideki fotoğrafları kesip kaldığım öğrenci yurdumdaki odamda dolabıma yapıştırmıştım, okul bitene kadar da orada durdular..

Yıllar sonra kahramanlarımı bana yine hatırlattığınız ve oralara gidip onlarla buluşan bir türk kadını olduğunu gösterip beni sevindirdiğiniz için teşekkürler :)

Biliyorum bir çok kişi aynı şeyi soruyordur, utana sıkıla soracağım, benim bir kartpostal koleksiyonum var, bu konuda sizden ufak bir ricam olabilir mi acaba... mümkünse eğer.. eğer sizi uğraştırmayacaksa... :-) adresimi nereye göndereyim? şimdiden çok teşekkürler :-)

Turkuaz Deniz said...

ah su misyonerler... onlara nasil sinir oluyorum...
neden?
bu insanlarin zaten bir dinleri, tanrilari var...
olmasa ne olur sanki!
keske hic bozulmasalar...
oylece kalabilseler...
sevgiyle.
nese

(Süper)Cem said...

"Tüm misyonerlere kafam girsin" dediğim halde, tanrı değiştirme karşılığında yemek veren misyonerler kadar terbiyesizleşemeyeceğimi biliyorum. O açıdan rahatça, tüm misyonerlere kafam girsin! diyorum. Açık sözlüyüm.

Yorumlarda gördüm, memelerin sarkma olayı sütyen takmamaktan olabilir mi acaba?, diye bir yorum getirdim kendi naçizane bakış açımla :p

Sonra, bir gün oralara gelip, yalın ayak dolanmak istiyorum. O zaman çok geniş bir gülümseme olacak dudaklarımda sanırım.

Sevgiler..

angelica said...

bayıldım şu şakınlıkla okuduklarıma ayak bileğindeki takıyada bayıldım onları görmem için çok şanslı olmam lazım galiba

Nilambara said...

beni en çok yüzlerine, gözlerine yansıyan ruhlarının güzelliği etkiledi ve bir de
"`Bazi seylerin ederi, bedeli yok. Icinizden ne geliyorsa onu verin. Cunku hic bi seyi olmayan insanlara yardim etmis olacaksiniz. Bu hissin ederi neyse o kadar odeyin`" tanımlaman...
etnik, kültürel değerlere duyarsız onca insana bundan daha net daha vurucu başka birşey söylenemez sanırım...
herşeye rağmen kimliklerini, kültürlerini korumayı başaran ve bunun gururunu gözlerinde yansıtan Himba'ların önünde de saygı ile eğiliyorum...

ve kimbilir belki birgün karşılaşma şansımız olursa sanırım senin önünde de saygı ile eğileceğim Meltem, sakın şaşırma ve engelleme, gerçekten hakediyorsun :)

pigmelerle.dans.eden said...

Dinin amacini sasiran misyonerlere misyonerlik yapacak bir grup ciksa!
Bana sorarsaniz Himbalarin hic bir seyi taktigi yok...
Isimlerine bir de Hiristiyan ismi eklemisler o kadar. Kutsal atesleri yaniyor, koyun samani atalariyla o ates araciligi ile konusmaya devam ediyor... Gerisi arac-amac karmasasi... Ve o karmasa misyonerlerin kafasinda.
Selamlar herkese...
Nilambara,
seninle tanisacagiz gibi geliyor bana. Egilmeden ama. Ayakkabilarinin bagciklarini bagliyacaksan, o ayri ;)

Siminya said...

aynı senin gibi çakıldım kaldım şu an, kampın yolunu bana kim gösterecek!?? harikalar ama ya.. o en sondaki kızın saçları yağdan mı öyle kablo gibi acaba ?

pigmelerle.dans.eden said...

Hayvan yagi ve camur...
Ysgli saclar icin sampuan arayan bizler icin ne garip bir durum????

Duygu Unal said...

butun resimler harika..ama favorim ilki! eline saglik meltem'cim :)

pigmelerle.dans.eden said...

Benim de favori fotografim o kucuk tozlu popo ve sahibi :)

Evin Kedisi said...

O küçük tozlu popo ve sahibini yerim ben de!! Bak bizim içimizde de hala o ilkel yeme içgüdüsü var, şehir mehir bir şeyleri değiştirmiyor demek :) Gerçekten de fotoğraflar harika, epilasyon olayına ben de dikkat ettim, hepsinin de inanılmaz tenleri ve çok güzel ayak bilekleri var sanırım. Toplumların nasıl da farklı yerleri kapattıkları da çok ilginç...Ve sevgiler :)

Anonymous said...

hem cocuklar cok guzel hem de genel olarak insanlarin yuz hatlari ne kadar duzgun, ne kadar simetrik.guzel insanlar bence, gayet guzel..

Anonymous said...

Teşekkürler,dünyalı !,keyfinden zevk içinmi iş içinmi gittin bilemiyorum ama paylaşımın ve düşünce tarzın için takdir edilmesi gereken ve verebileceklerinin bu kadar olmadığını bildiğini varsayarak,başarılarının ve paylaşımının devamını diliyorum.

pigmelerle.dans.eden said...

Zevk icin :)
Tesekkurler guzel kelamlariniz icin.

pigmelerle.dans.eden said...

Bir kac himba fotografini suraya ekledim:
https://www.facebook.com/media/set/?set=a.282941458394479.84524.271817016173590&type=1