Tuesday, December 30, 2008

Birakacaksin kendini ki, ardinda kalsin...


Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak:
uzaklardan gelip geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
o kadar...

Orman,
bütün sessizliğiyle,
yine yalnız,
duracak orada.

Yaşamında,
yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
çevrene bakıp göreceksin ki,
yürüyüşüne şu ya da bu noktada katılmış,
bir süre seninle birlikte yürümüş kişilerden hiçbiri yok yanında

Sen, bir an "Buradayım" demek için durunca,
onlar artık "orada" olacaklar
"buradayım artık" bile demeyecekler sana,
"orada"larından seslenerek...

"Burada"nda kimse bulunmayacak

"orada"ndan da kimse seslenmeyecek sana...
….
Öyle yaşayacaksın ki,
kendin bir türlü olgunlaşamadan,
arkanda olgun ürünler bırakıp yürüyeceksin
ancak da olgun olduklarında bırakacaksın onları ardında...
Çünkü sen kendin de,
olgun hale geldiğinde,
kendi ardında kalacaksın.
bırakacaksın kendini ki,ardında kalsın...

Daha guzelini yazmak olasi degildi, Oruc Aruoba*`nin `De ki Iste`sinden alinti yaptim
Umarim yeni yilda azcik daha kendimizin arkasinda kalmaya yakinlasiriz…
Ve burda olmasini istediklerimiz burda, orda olmasini istediklerimiz orda olur…

*Oruc Aruoba`nin kendisiyle Taksim`deki Dulcinea`da bir tanismam var ki evlere senlik! Arkadaslarla bir masada otururken, bir arkadasim tanidik bir kac kisiyi masamiza davet etti. Bir tanesini gozum isiriyor ama `Kaptan` diye sesleniyorlar kendisine… Kaptan izin alip kalktiktan sonra arkadasim bana donup `Tanidin mi? Sen seversin hani… Oruc Aruoba` der demez kalabaligi binbir ozurle ittire kaktira Dulcinea`nin cikisina dogru kosup arkasindan omuzuna yapisip kendime cevirdim Kaptan`i… Gozlerini kirpistirarak bakiyor, anlam veremiyor… Iki elini iki elimin icine alip `Ben sizi taniyamadim ama ne kadar cok sevdigimi nasil anlatsam` deyip gozlerimi gozlerine dikip biraz oylece mutlu mutlu baktiktan sonra bir de boynuna sarilinca `Meltem`cim ben hepi topu bir yazarim, alisik degilim boyle sevgi gosterilerine… Cok sasirdim.` dedi elleri yana acik ne yapacagini bilemeden… Kaptan`i o saskin hali ile biraktim ama sonra arkadasimla en yeni cikan eserini bana imzalayip gondermis… Daha da cok sevmistim kendisini…
Fotograf: Zanzibar Kendwa sahilinde gunes batisi

Sunday, December 28, 2008

3 Ekim: Africat Projesi, Citalar, Leoparlar, Vahsi Kopekler…


En son Namibya’daki Leonardo Di Caprio’dan bahsediyormuşum bi baktım da… Devam edelim…
Helen faciasından sonra kamp yerinde havuza girmiştik ve bir saat sonra Africat projesini bize tanitmak, çitalari, leoparlari, vahşi köpekleri göstermek üzere atv ile Leonardo Di Caprio`nun pek bir güneş görmüşü ve minyatürü olan Richard gelmişti.
Africat projesinin neden ortaya çıktığına kısaca bakalım: Doğal yaşam alanlarının yok olması dünyadaki çita ve leopar soyu için en tehlikeli tehdit. Namibya da arazilerin çoğunun kullanım alanı büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olduğu, topraktan bir ürün alamadıkları için tek yaşam kaynağını korumak adına bu büyük kedileri gözlerini kırpmadan öldüren çiftçilerle doluymuş. Ülkede 7000den fazla çiftlik –ama bizim bildiğimiz gibi değil, koccamannnn çiftlikler- olduğu düşünülürse, kedi kıyımının ne kadar büyük ölçekli bir tehdit olduğu anlaşılabilir. Hayvanlarının güvenliğini sağlamaya çalışan çiftciler, bir de `av turizmi`ni keşfedince –yani çiftlik sınırı içinde kalan antiloplarin avı için çiftliklerine turist getirme turizmi- hem yetiştirdikleri hayvanlar, hem de av olan hayvanlar için tehlike olan leopar ve çita kıyımı başlamış.
Tüm etoburları problem ve düşman olarak gören çiftçiler, tuzaklarla veya vurup yaralayarak bi sürü kedinin telef olmasina yol açınca Africat projesi görevlileri hem çiftçileri eğiterek hem de yaralı hayvanları olay yerinden uzakta, kendi arazilerine götürüp iyileştirerek pek çok hayvanın kurtulmasına yardımcı olmuşlar.
Biz öncelikle Afrikan Vahşi Köpeklerini görmek üzere yola çıktık. Bu arada Namibya`daki Vahşi Köpek popülasyonu hakkında bilgi almak fazla sürmüyor, çünkü yok! Namibya`nın soyu en çok tehlike altında bulunan değil bulunmayan hayvanı olduğunu üzülerek öğreniyoruz. Güya 2008 yılında hazırlanan Vahşi Köpek Projesi Raporuna göre adetleri her yıl %10 düşmeye devam ediyor ama Richard kendi araştırmalarına dayaranrak vahşi doğada hiç bir vahşi köpek grubu ile ilgi kayıtlarının artık kalmadığını söyledi. Africat projesindeki 4 vahşi köpek ise çiftçilerin ihbarı üzerine bulunmuş. Çiftçiler Africat’i arayıp bir grup vahşi köpek gördüklerini, eğer gelip bir şey yapmazlarsa büyükbaş veya küçükbaş hayvanlarına saldırmasın diye öldüreceklerini söylemişler. Proje calışanları hemen yola cıkmıslar ama bu arada çitfçiler köpeklerin içtiği su kaynağına zehir atmış bile. Yavrular henüz yuvadan çıkıp su içmedikleri icin zehirlenmemişler, ama anne ve babaları zehirlenip ölmüş bile. Bilirsiniz belki vahşi köpekler yavrularına yemeği avlandıktan sonraki yediklerini midelerinde getirip istifra ederek çıkarırlar. Böylece kimse çalmadan yavrulara yemek getirmiş olurlar. Bu esnada da zehirlenen anne baba bazı yavruların da zehirlenmesine neden olmuş. Africat ekibi hayatta kalan yavruları alıp getirmişler, çok uğraşıp geceli gündüzlü bakarak bir kaç tanesinin hayatta kalmalarına yardım etmişler ama doğasında büyümeyen bir yavruyu vahşi doğaya bırakmak ona eğitim veren annesi olmadığı için çok zormuş. Bu şekilde büyüyen yavrular ne kendi hayatta kalabilirmiş, ne de doğurduğu yavruyu kendi yemeğini bulacak kadar eğitebilirmiş. Turistler için ne kadar önemli bir hayvan olduğu, dünyada türü tükenmek üzere olduğu anlatılarak gelir kaynağı haline getirilmek istense de arazilerin doğal parktan çok özel çiftlik halinde kullanılması nedeni ile avlanabilecekleri hayvan adedinde azalma ve kalan kısıtlı sayıdaki antilopu avlamak için diğer etobur avcılarla rekabet içinde oldukları için de sayıları azalmış. Daha önce yaşadıkları 39 ülkenin 24ünde nesilleri tükenmiş!
Kendim yaptığım bir kaç araştırmaya göre aslında vahşi köpeklerin büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara verdiği zarar, fillerin verdiği zarardan, susuzluktan veya zehirlenmeden daha azmış. Fakat vahşi köpeklerin sürüler halinde çok karmaşık şekillerde avlanıp her av girişimden %80i ölümle sonuçlandığı için çiftçilerin gözünde daha zararlı bir izlenimi varmış. Yuvada bekleyen yavrularına veya hasta sürü üyelerine de kendi midelerinde yemek taşımalarına rağmen bu kadar tehlikede olmaları ancak insan faktörü ile açıklanabilir bana sorarsanız. Avlarını henüz koşarken veya yakaladıktan hemen sonra bağırsak kısmını parçalayarak iç organlarını yere dökülmesi neticesinde öldürmeleri de insanların tiksinmelerine, hatta nefret etmelerine neden olmuş. Ama yapılan bir araştırmaya göre av bu şekilde aslanın avından daha çabuk ölüyormuş.
Çita ve leoparlara gelince başlıca şu nedenlerden dolayı Africat Projesine dahil ediliyor:
1-Annelerinden ayrıi bir şekilde bulunmuş veya anneleri öldürülmüş yavrular: Bakılmadıkları takdirde ölecekleri için Africat’e alınıyorlar.
2-Bir yerlerde bir şekilde kafeste tutuldukları ve insanlara alıştıkları için artık doğaya geri dönemeyecek leoparlar ve çitalar: Evlerde `pet` olarak tutulmak üzere alınmış ve artık bakımı çok pahalı bir hale geldiği durumlarda, yasal olmayan yerlerde kafeslerde veya yasal olarak tutuldukları alanlarda iyi bakılmıyorlarsa devlet tarafından bakılmak üzere Africat`a verilebiliyorlar.
3- Yaralı olarak buldukları arasında doğada yaşamayacak kadar kötü sakatlandılarsa, yine Africat`ta kalıyorlar.
Africat, Okonjima kasabasında 22 000 hektar bir alan üzerinde 90ların başında kurulmuş ve kendine `Namibya`nın büyük kedilerinin neslinin devamını sağlamak gibi bir misyon edinmiş. Devamlı görevli veterinerler ve görevlilerin yanı sıra gönüllü olarak gelen kişiler de proje icin çalısıyor. Özellikle çiftçilere eğitim vermek Africat`in en önemli işlerinden birisi, çünkü leopar veya çitayı gördüğü an vuran çiftçiler, neslin tehikeye girmesinde en büyük etken.
Bu arada Kangal köpeklerinin 1980lerden beri Namibya`da çiftlikleri çita ve leoparlardan koruması da çok önemli bir adım çünkü alanına son derece sahip çıkan Kangallar, çiftçilerin öldürmesindense kovalayarak ve havlayarak büyük çiftliklerden uzak tutabiliyor. Yıllardır Namibya çifliklerinde bizim Kangallar çalışıyor Africat projesi görevlisi olarak J
Africat çalısanları şimdiye kadar 850den fazla çita ve leopar kurtarıp 700den fazlasını doğaya tekrar bırakmayı başarmışlar. Her yıl ortalama 70 leopar ve çitayı çiftliklerdeki tuzaklardan kurtarmışlar.
Afrikan vahşi köpeklerini gördüğüm andaki heyecanımı anlatamam. Garip renkleri ve desenleri ile, sanki birisi kafalarına başka bir yerden eklemiş gibi kocaman kulakları, amber renkli gözleri ile garip bir ürkütücülükleri var. Zaten bir belgeselde nasıl avlandıklarını görmek insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor bile.
Ordan çitaları görmeye gittik ama çitalar bize pek pas vermedi, gölgelerde saklandılar.
Sıra Africat projesinin en şımarık hayvanına geldi: Wahoo adında bir leopar…Yıllar önce Africat projesinin sahibi olan kişiye çiftçilerden bir telefon gelir: Bir çita yavrusu bulmuşlar, gelip almalarını istiyorlarmış. Gidince bir de bakmışlar ki yavru aslında leopar yavrusu. Alıp projeye getiriyorlar ama yavru çok küçük olduğu için proje sahibi kişi ona evinde bebek büyütür gibi bakıyor. Aradan bir süre geçince proje sahibi kişi hastalanıyor ve ameliyat olmak üzere Güney Afrika’ya gidiyor. Geri geldiğinde ise Wahoo adamın evini sahiplendiği ve kendi alanı ilan ettiği için adamı evine almıyor. Adamcağız çok da seviyor ya Wahoo’yu, büyük bir alanın etrafını çevirip Wahoo’yu oraya bırakıyor. Ama bu arazide turistler de geip geziyor. Wahoo insanlarla oynamayı sevdiği için çok safari aracının başına iş açıyor. Ama aslında sadece oyun oynamak istiyor ama bu durumu truistler açıklamak zor. Bu durumda proje sahibi kişi proje arazisine yakın bir yerde sadece Wahoo için bir alanı tahsis ediyor ve Wahoo halen de orda yaşıyor.
Wahoo’yla tanışmak için kamufle edilmiş küçük bir kulübeye girip –önünde elektrikli teller ve doğal bir gölet engeli olan bir kulübe bu- izlemeye başladık. Et koydukları bir meydana gelip bizi farketmeden veya umursamadan etleri mideye indirmeye başladı. Bir ara benim fotoğraf makinesinin pili bittiği için safari aracımızdaki diğer makineyi almaya gittim. Geri gelirken bir de baktım ki bizim kulubenin yanındaki bir kapı açık ve Wahoo’nun olduğu yere açılıyor. Wahoo gelse, ordan çıksa, benimle oynasa ne yapardım bilemiyorum. Bir an elim ayağıma dolandı ama çabucak içeri girdim.
Helen’i ilk günden kimse sevmedi ya Helen bu durumu pekiştirmek ister gibi Leonardo Di Caprio’muza sorduğu bin bir zeka özürlü soruyla durumu pekiştirmeye çalıştı bana sorarsanız… O kadar absürd ve gereksizdi ki sorduğu sorular, aklımda bir tanesi bile kalmadı…
Wahoo’nun güzelliğini hayran gözlerle uzun bir süre izledik. O kulübede kaç adet fotoğraf çekildi o gün bilemem…
Kamp yerine dönüp açık hava banyomuzda bir duş yaptım. Banyanun sadece kamp yerine bakan tarafı çalılarla çok güzel bir şekilde örülmüştü, diğer tarafı ise hiç kimsenin olmadığı Namibya savanına açılıyordu. Kendimi biraz teşhirci gibi hissetsem de yaptığım en keyifli duşlardan biriydi.
Akşam yemek yine samanyolu ve milyarca yıldızla dolu gökyüzünün altında istahla, keyifle yendi…
Not: Olmaz olmaz demeyin, bakarsınız bir gün bir Türk gönüllü çıkar gider diye Africat projesinin email adresini ve site adresini veriyorum. Kimbilir belki aynı dönemde gönüllü olabiliriz bile J
E-mail:africat@mweb.com.na


Foto 1: Wahoo
Foto 2: Minyatur Leonardo Di Caprio: Richard
Foto 3: Afrikan Vahsi Kopekleri
Foto 4-5: Bu fotograflar benim degil, Kangal Kopekleri ile ilgili bilgilendirme yapan Naminya kaynakli bir siteden

Sunday, December 21, 2008

Only God Can Judge Me


Herkese Merhaba!
Tanzanya`dan dondum.
10 yil sonra bir kez daha Tanzanya`nin ne kadar guzel oldugunu animsamak cok cok iyi geldi.
Gercekten de bir kez Afrika`ya gelme sansiniz varsa, Tanzanya`ya gitmelisiniz.
Daha guzel bir yer daha yok cunku…

Yazilar cok birikti ama bu kadar cok tatili bu kadar kisa zamanda yapinca isler de birikiyormus…
Bir de yetimhanedeki cocuklara bir arkadasimla buyuk bir yeniyil partisi yapmak icin cok az gunumuz var.
Ona da hazirlaniyorum.
Cok arayi actim biliyorum var ama yazmak icin yasamak lazim. Ikisini bir arada beceremiyorum.
Bir de bu tatilde kendimce cok buyuk bir karar verdim, hayata gecer mi bilmiyorum ama hayale gecti: Ben cevirmen olmak istiyorum. Ama noter tasdikli belgeleri ceviren cevirmen degil, edebi eserler cevirmeni… Okumayi ve yazmayi bu kadar cok severken, benim hayatimin isi bu olabilir ancak. Bu konu hakkinda bana bilgi verecek birisi bu satirlari okursa, lutfen bana iki satir yaziversin… Simdiden cok tesekkurler.
Foto: Zanzibar`da Stone Town`da ara sokaklari arsinlarken birdenbire karsima tokat gibi cikan bir duvar. Cevirmen olmak istiyorum ya hemen baslayayim ;) `Sadece Tanri beni yargilayabilir` yaziyor.