Friday, October 31, 2008

29/30 Eylul Windhoek - Namibya : Uykusuz Ilk Gece



Bir gece once, Kampala`ya bir saat mesafede olan havaalanindaki 07:25 ucusuna yetismem icin 04:00te uyanmam gerekirken kedilerimle de ayrica 1 saat gecirmek icin 3te uyanip arkasina da 7 saat ucup saatlerce havaalaninda vakit gecirmek zorunda kalinca Namibya`daki ilk gunumde erkenden gozlerim kapanmaya basladi.
Chameleon City Lodge`da kaldigim oda megerse balayi odasiymis, pek guzel! Aksam yakindaki bir Pizzeria`dan yemek soyledim. Bu arada havaalanindan beraber taksi tutup geldigimiz ama baska bir yerde kalan Italyan cift bir bira icmeye, misafirlige geldiler bana. Windhoek o kadar kucuk ki kendi yerlerine yerlesip ziyarete baslamislar bile. Cardboard Box isimli bir yerde oda bulmuslar, ama pek fena ve kucukmus. Ama zaten adi Mukavva Kutu anlamina gelen bir yerden cok sey beklememek gerek bence.
Claude ve Caterina biralarini icerken pizzam geldi. Ne kadar israr etsem de benimle beraber yemediler, `Biz Italyaniz` dediler. Yani `Bunlar bu pizzayla ancak seni kandirilar` mi demek istediler acaba? Bir sure sonra da gittiler.
Ben uykusuzluktan gozlerimi acik tutamiyorum bile, ama biliyorum ki bu saatte uyursam –ki saat 20:00 ve gunde maksimum 7 saat uyurum- gecenin 3unde ayaktayim. Keske sadece oyle olsaydi!
Uyuduktan bir sure sonra cok garip bir hisle uyandim. Agzim acik uyumusum ve tum agzim, bogazim mesin gibi: Kupkuru! Agzimi kipirdatinca dudaklarim catlamaya basladi, hemen kalkip biraz su ictim. Bu arada Namibya`da musluklardan icilebilecek kalitede su akiyor. En son ne zaman bir yerde musluktan su ictigimi animsamiyorum bile.
Pizza yedigim gunler cok susarim, ona bagladim ama bir sure sonra tekrar uyandim. His ayni… Bu hisle uyumak mumkun degil! Musluga agzimi dayayip su iciyorum kana kana ama bi sure sonra ya kuruluktanya da tuvalete gitmekicin uyaniyorum.
O zaman agzi kapali uyumak lazim. Burnum da tikali degil ama megerse ben geceleri agzim acik uyurmusum, onu ogrendim…
Tum gece nasil kendimi agzim kapali uyumaya alistiriveririm diye ugrasarak gecirdim ama basardim. Cunku bu kez de burnumdan nefes almaktan burnum kuruyunca sabaha karsi burnum kanadi.
Kurak mevsimde geldigimi biliyordum ama bu kadar kuru olacagini tahmin edemezdim. Uganda`nin havasi tum yil o kadar iliman ve yumusak ki dunyada sogugun, sert iklimlerin oldugunu unutmusum.
Sabah aynaya baktigimda saclarimin da puskul gibi oldugunu, taramaya calistigimda da her telin bir taraflara kacistigini gordum.
Cok uzun lafin kisasi ben hayatimda bu kadar kuru hava gormemistim, coller arasinda kalmis bir sehir boyle oluyormus demek ki…
Hani burasi cok seyrek nufuslu bir yerdi ya baskentin nufusu 300-400 bin diye tahmin ediliyor. Her yerde Alman etkisi goruluyor. Bazi eski trafik levhalari Almanca ikaz ediyor: Achtung! diye. Ama aslinda resmi dil Ingilizce olarak kabul edilmis bu taze cumhutiyette.
Windhoek bana cok garip geldi: Genis caddeler, cok guzel, sanki Avrupadaymisiz gibi guzel binalar, yollarda cukur yok hic, kimse yok etrafta, pesimde `Muzunguuu!` diye kosan cocuklar yok, in cin top oynuyor ama nerde azlik orda guzellik galiba… Tertemiz, piril piril bir kucucuk baskent. Kaldigim yerdeki baska bir Italyan, kendi gecmisiyle beraber tum Namibya ve Windhoek ozeti geciverdi daha odamin anahtarini almadan.
Sokak isimlerine bakinca zaten bu ulkeye kim gelmis kim gitmis anlasiliyor:
-Bach Caddesi
-Fidel Castro Caddesi
-Mercedes Sokagi
-Rand Sokagi
-Brahms Caddesi
-Nelson Mandela Bulvari
-Mozart Caddesi
-Bismarck Caddesi vs vs…
Sabah kahvaltida yerli bir amcayla sohbet ettik azcik, burnuna bi sey damlatti, `Burda hava cok kuru olur, dikkat etmek lazim` dedi. `Biliyorum` dedim. Beni almaya safari araci gelince vedalastik.
1 saate 3 haftalik gezim basliyor, cok heyecanliyim!
ilk 2 fotograf: Windhoek`dan goruntuler
en alttaki fotograf: Chameleon City Lodge, en ustteki teraslioda benim balayi odam(!?)

Tuesday, October 28, 2008

Namibya hakkinda azcik bilgi edinelim


824bin metrekare alani ile Turkiye`den biraz buyuk olan Namibya, Mogolistan`dan sonra dunyanin en az nufus yogunlugu olan ulkesi: Metre kare basina 2.5 kisi dusuyormus! Nufus 2 milyondan az fazla, ulke col ve yerlesime izin vermeyen bir acimasizliktaki cografyaya sahip. Iklim ve cografya Namibya`daki kadar garip olunca, acimasiz oldugu kadar etkileyici ve nefes kesen goruntuler ve insani dogaya ve gucune hayran birakan hayvan ve bitki cinsleri de burada.
Cografyasini anladigimizda iklimini de anlayacagiz zaten: Ulke adini yuzolcumunun nerdeyse %25ini kaplayan Namib Colunden almis. Dogusunda da Kalahari Colu var. Ortada ise yine kurak daglik alanlar ulkenin %20sini kaplamis. Geri kalani da sehirler (???!!) ve savanlar dersek, nerede yetisecek domates, patates, pirasa? Yanit: hic bir yerde! Namibya`da ilginc olmayan ve mide doyurmaya faydali hic birsey yetismiyor bana sorarsaniz. Kumda susuz sebze / meyve yetisir mi? Goz alabildigine duzluk, savan, kurak, sicak ya da goz alabildigine ciplak gozle benim bile gorebildigim mineral damarlari olan daglar ya da benim gibi siradan insanlarin girmesine izin olmayan elmas madenleri ile dolu bir ulkede elma, kiraz yetisir mi? Hic bir sey yetismiyor! Fakat daglarin kadife kapli, minerallerle renk degistirmis goruntusu, kirmizi kum tepeleri –dunyanin en yuksek kum tepesi (120 metre) de dahil-, Kalahari`nin seraplarla oyunlar oynadigi tuzlu beyazligi, dunyanin ne kadar eski oldugunu devamli animsatan kayalara oyulmus resimleri ve sadece yagmur yagarsa gecici olarak dolan derin nehir yataklari ile Namibya, bu imkansiz ortama uyum saglamis endemik hayvan cesitlerinin de ev sahibi. Etosha Dogal Parki, yuzolcumunun cogunun tuz golu olmasina ragmen 114 cesit memeli ve 340 cesit kusa ev sahipligi yapar ve Afrika`nin en buyuk ve meshur dogal parklarindan biri.
Dusunuyorum da Namibya, etkileyici ve vahsi dogal guzellikleri ve bu vahsi ortama uyum saglamis garip hayvanlarla donatilmis da bitkilere yer kalmamis gibi… Ciplaklik bir ulkeye o kadar yakismis ki varsin Bushmenler de colde bir parca su icmek icin bitki koklerini ezsin, meyve yemek icin en dikenli calilarin arasinda yetisen kavunlara ulasmaya calissin! Cok mu acimasizim??? Ya onlar oyle mutluysa da su an atildiklari collerine donmek icin her seylerini –gerci hic bi seyleri de yok ya colden baska- vermeye hazirlar desem???
Bu konularin hepsini yazacagim…
Azcik da tarih: Namibya, 1800lerde Almanya kolonisi olmus ve 1908de elmas bulunmasi ile beyazlarin akinina ugramis. Guney Afrika ise 1.Dunya Savasi sonunda manda olarak yonetmeye baslamis. Meshur Apartheid ile de yonetilen Namibya, 25 yil suren bir gerilla savasi ile ancak ve ancak 1990`da bagimsizligini elde etmis tazecik bir cumhuriyet. Elde etmis de ulkedeki tum topraklar beyazlar tarafindan o kadar parsellenmis ki hukumet de bu beyazlari atsin mi satsin mi sasirmis. Yavastan toprak reformu ile 2005ten itibaren yersiz yurtsuz vatandaslarina toprak vermeye baslamis ama `asagi sakal-yukari biyik` bir durum soz konusu.
Haaa, bu arada Almanya kolonizasyonu sirasinda kabileleri birbirine dusurmeler mi, toplu kiyimlar mi, bir kabileyi oldugu gibi cole surup orda olmelerini saglamalar gibi cok aci cektirmis zamaninda ama yakin zamanda Alman hukumeti Namibya`dan binlerce Herero kabilesi mensubunu kiyimdan gecirdigi icin ozur dilemis. Kuru ozurle olmaz, azcik tazminat, hesaplara biraz EFT alalim demisler Hererolu torunlar.
Hayat beklentisinin 52 yil oldugu ulkede HIV orani %25! Bir de ne yer ne icerler di mi? Elma yok ,domates yok, patates yok dedik o kadar. Ac mi bu insanlar? Iki yanit var bu soruya:
1-Evet, aclar.
2-Buyukbas ve kucuk bas hayvan esas besin kaynagi.
Simdi kaldigimiz yerden benim hikayeleri devam…

Monday, October 27, 2008

29 Eylül 2008– Namibya’ya Varış ve Gumruk Geyikleri


Saatlerdir Johannesburg’dan Windhoek’a doğru uçuyoruz, ama uçaktan baktığımda boşluktan başka hiç bir sey göremedim henuz.
Namibya’nın başkenti Windhoek’a uçmak için önce Uganda-Entebbe Havaalanından Johannesburg’a 4 saat uçtum, şu an da Johannesburg’dan Windhoek’a doğru uçuyorum. Bir yandan okuyup, bir yandan yazıp, bir de uçaktan aşağı doğru bakıyorum. Bakıyorum ama hiç bi sey görüyorum. Gördüğüm şey bomboz, bomboş bir sonsuzluk gibi. Arada sonsuzluğu ikiye ayıran çizgiler görüyorum: Trans-Kalahari Otoyolu. Boslugu, bozlugu ikiye bolup uzayip gidiyor.
Su an yılın en kurak zamanıymış. 6 aydır yağmayan yağmurun yağmasına çok az kalmış ama dua ediyorum ki vize entrikaları nedeni ile bu gezi bayagi bi gecikti ya yağmurlar beni Uganda’ya yolcu ettikten sonra başlasın.
Tanım olarak biraz yağmur aldığı için Kalahari’ye çöl denilmiyormuş da havza deniliyormuş. Ama ben burayı hep çöl olarak duyardım. Bir yer bu kadar düz, kuru ve çorak olursa bana sorarsanız azcık yağmur kimseyi bozmaz, ben buraya –yanlış da olsa- Kalahari Çölü demeye devam etmek istiyorum. Göz var, nizam var hem. Burası çöl değilse neresi çöl?
Kalahari Çölüne hoşgeldim, ben anlamam her yil kaç milim yağmur yağdığından...
Tanım olarak yılda 100mm’den daha az yağmur alan yerlere çöl denilirmiş. Kalahari’de yağmur yıl içinde bile düzenli bir mevsimsellik göstermediği ve genelde 150-250 mm’ye ulaştığı için yarı-çöl tanımına daha çok uyuyormuş.
Esas merkezi Botswana olan Kalahari, 900 000 m2 civarında bir yüzölçümü ile, Ekvatorun güneyindeki 9 ülkenin de sınırlarına giriyor: Botswana, Angola, Zambiya, Zimbabwe, Güney Afrika, Namibya, Mozambik bu ülkelerin bazıları. Yüzeyinde taş veya kayaya rastlanmayan Kalahari Çölünde, bazı yerlerde derinliği 300 metreye varan kum derinliği ile dünyanın en büyük kum alanıymis.
Havaalanına inince bir emaile iliştirilmiş olarak gelen Namibya vizemi gümrük görevlisine uzattım. Uzattım ama daha önce hayatımda hiç email ile vize almamışım, pasaportta hiç bir şey yok, elimde print edilmiş bir belge var. Nasıl olacak bakalım diye düşünürken gümrük memuru, her Afrikalı erkek polis / trafik polisi / gümrük –göçmen bürosu görevlisi gibi aynı geyiği yapmaya başlayıp ard arda artık sırasina alıştığım soruları sormaya başladı:
-Evli misin?
Saflığıma, dalgınlığıma geldi, “Hayır.” dedim. Normalde bırak evli olmayı, “Evli ve iki aylık da hamileyim” yalanını atıveririm. Lafı geveleyen, madem Uganda’da yaşıyorum, Afrikalı bir erkekle neden evlenmediğim konusunu açacağını anladığım trafik polislerine ise “Havaalanından kocamı almaya gidiyorum. Lütfen oyalanmayalım.” ı deyiveririm.
Bütün bu geyikleri neden çevirdiğimi açıklayayım: Normalde bir Ugandalı erkek, hiç şansı olmadığını bildiği için asla beyaz bir bayana asılmaz. Ama her Afrikalının hayali, bir beyaz eş bulup, Avrupa’da bir yerde kırmızı pancurlu bir evde en azından işssizlik sigortası ile geçinerek ömrünün kalanını sıtma, tifo, kolerayı unutup mutlu mesut geçirmektir. Kızlar, devamlı olarak beyaz erkeklere ve hatta beyaz erkeklerle tanışmaya vesile olur diye beyaz bayanlara asılırlar. Ama Afrikalı erkekler, beyaz bir bayana asılma cesaretini kolay kolay göstermezler, çoğunlukla akıllarından bile geçirmezler. Ama trafik polisleri beyaz bayanları durdurduklarında, sanki beyaz bayanların kendilerini durdurup yılışık gevezelikler yapan trafik polisleri ile evlenme huyu varmış gibi gereksiz, flörtöz geyiklerine başlayıp mevzuyu telefon numarası istemeye kadar götürürler.
İşte benim bu keyifli (??) sohbetin tadını kaçıran klasik yalanım “Pardon, sizinle konuşmak güzel de havaalanından kocamı almaya gidiyorum.Üstelik de 2 aylık hamileyim, midem bulanıyor. Çabuk olmak zorundayım.” ile muhabbet ölür, polis ilgisini kaybeder, azat eder beni. Hiç şaşmadı şimdiye kadar. Yalanın bini bir para ama 40 yılda bir maruz kaldığım yılışıklıklardan kurtuluveriyorum.
Ne diyordum?
Wındhoek’daki gümrük memuru
-Evli misin?
-Niye Uganda’da yaşıyorsun?
-Burda yaşamak istersen, ben sana yardımcı olurum.
-Namibya’lı birisi ile evlenirsen burda mutlu mesut yaşarsın.
- Akşam uğrarım belki.
A-Ah! Manyağa bak!!! Vize formunda Windhoek’ta nerde kalacağım yer yazıyor ya, Chameleon City Lodge’da kalacağımı öğrendi doldurduğum belgelerden.
“Beklerim şekerim. Bir de küçük rakı al gelirken. Mezeleri ben hazırlarım.” demek üzereyken zorlama bir gülümseme ile savuşturdum taciz sıramı.
Namibya’ya da hoşgeldim!
Foto: Ucaktan gunesin dogusu

Fikri hur, vicdani hurrrrr.....

Bugun sabah bi suru email aldim: `Meltem, seni okuyamiyoruz....` `Fotolari goremiyoruz` diye... Fikrimiziiiin, vicdanimiziiiiin hur olmadiginin animsatilidigi bu guzel Cumhuriyet Bayramindaaaaaa bir kez daha anliyoruz kiiiiii daha cok firin ekmek yemek lazim ki Cin`den farkimiz olsun...
Hakkimizda hayirlisi olsun...
Amin!

Bu arada pek bi sevgili Kultur Mantari, benim blogu http://www.pigmelerledans.com/ a cevirmisti zamaninda, o yuzden simdi sansure takilmiyormus. Ama pigmelerledans.blogspot.com degil http://www.pigmelerledans.com/ oldugumu bilmek icin de bu yaziyi okuyabilmeniz gerekir tabii ki :(

Bir de ben burdan herkesi okuyabiliyorum da yazan yok...

Agzimi cok fena bozasim var!
Inadina daha cok yazasim var!

Tuesday, October 21, 2008

Kazasiz Belasiz Dondum


Herkese selamlar!
Insallahla masallahla gittigim, seyahat sigortasi yaptirmak yerine nazar boncugu taktigim, gunlerce yesillik gormeyip sonra yemyesil bir deltanin ortasinda timsahlari ucundan siyirarak gectigim, havanin kurulugundan gece yarilari kalkip bir daha uyuyamadigim,
korkudan geceleri tuvalete gidemedigim,
soguktan once tir tir titreyip sonra sicaktan nefes alamaz oldugum, 20 gun boyunca her gun gunes dogmadan once kalkip mutlaka gunesin batisini izledigim, 15,000 kmden fazla yol katetip gumruklerde zigzag cizip aktarmalarla beraber 12 kez ulke degistirdigim, bi suru guzel insanla tanistigim, uzun mu uzuuunnnnnnn, tum aksiliklere inat gittigim, o yuzden de pek degerli olan tatilimden dondum...
Fotograf cekmekten hafiza kartlari, yazi yazmaktan defterler bitti: Afrika`nin bambaska bir yuzunu gormekten saskin ve buyulenmis goruntuler ve yazilar olacak burada galiba...
Azcik nefesleneyim ama once...
Azcik uykumu alayim, sirtim rahat bir yatak gorsun, midem de bir ezogelin corbasi...
Azcik dinleneyim, her seyi yazacagim...

Thursday, October 16, 2008

Zambiya`dan da bir selam edivereyim

Bir de Zambiya`dan cabucak selam edivereyim...
Iyiyim, gezinin sonuna geldim artik.
Cok guzel, cok degisik, yorucu ve COKKKKKK SICCAAAKKKK bir tatil oldu.
Detaylar tabii ki memlekete -Uganda`ya :) - dondukten ve azcik nefeslendikten sonra...
Herkese sevgiler, selamlar...

Thursday, October 02, 2008

Namib Colunden Selamlar!

O kadar cok anlatacak seyim var ki devamli yaziyorum :)
Cok cok farkli, bildigim Afrika`dan cok cok degisik bir ulke burasi.
Insana rastlamadan saniye gecmeyen Uganda`ya gore o kadar issiz ki saskinliktan agzim bir karis acik!
Cabucak bir selam, gezmeye devam!