Monday, June 30, 2008

Allah Razi Olsun Doktor Cuma`dan


Hafta sonu gazetede okudum: Kuzey`de bir yasli heyeti denginde bir yerel heyet, radyoda buyucu doktor reklami yapilmasini yasaklamis. Ozellikle AIDS`le ilgili yalan yanlis reklamlar yapiyorlarmis ve halk gercekten buyuye inandigi icin almalari gereken ilaclari almiyorlarmis. Halk o kadar buyuye inaniyor ki gazeteler, sokaklar, her taraf herbalist ve witch doctor ilani ve reklami dolu.
Yandaki fotograf bi arkadastan geldi:
Uzerinde yazanlar:
Dr Juma can treat solve many problems such as: (Doktor Cuma asagidaki gibi pek cok problemi cozer ve iyilestirir)
-Bewithed piple (Bewitched people demek istemis oncelikle, buyulenmis insanlar)
-Swollen body (sismis vucut da siskoluk mu demek istiyor acaba?)
-Insanity (Delilik)
-Diarrhoea (Fantastik bi sekilde yazilamamis ishal)
-Madness (Cilginlik)
-To make mens pennis strong (anlamayan yoktur galiba ama niye ki? civi mi cakmada kullanilacak???)
-Woman with pregnancy problems (Hamilelikle ilgili problemi olan bayanlar)
-Vomiting all the time (Devamli kusmak, pek hayra alamet degil burada, AIDSin ilk baslangic belirtilerinden.)
-Misfortunes (Sanssizlik. Hadi bakalim, Dr Juma zivanadan cikmaya kendisi basladi...)
-Demand debts (Borclari odemek de o nasil olacak acaba???)
-Remove misunderstanding with anybody (Vay be! Arabuluculuk da yapiyor)
-Court cases (Davalarla ilgili ne yapiyor acaba? Gerci aldigi paranin bi kismini rusvet olarak davaya verse, olay cozulur gibi. O kadar cok para talep edebiliyorlar cunku.)
-Casino specialist (Bir Vay be! daha... Hani kelin ilaci olsa kendi kafasina surerdi hani????)
-Bad luck (Kotu sansa birebir oldugu casino uzmani oldugu icin anlasiliyor zaten)
-Customer attraction etc... (Musteri cekme vbg)
Gorugunuz gibi fiziksel, ruhsal ve kadersel herseyin cozumu burada...
Isyerinde hirsizlik olmustu bir Turk arkadasin da polisten cok buyucu cagirmasini soylemistim de bulunmustu bi tane... Buyucu, bir okun tepesine kesik bir keci kafasi takip isyerinde bahceye yere saplamis ve `Bu kafa curuyup dustugunde, hirsizin da kafasi aynen dusecek!` deyip gitmis. Personelden eli ayagi titremeye baslayanin da hirsiz oldugu ortaya cikmis...

Wednesday, June 25, 2008

Danke Schon, Tanya!





Dunku Almanya - Turkiye macini Uganda`daki Almanya konsoloslugunda calisan Tanya adindaki Alman bir bayan ve esinin evinin bahcesinde izledik. Katilimin 40-45 kisi oldugu gecede mactan 1.5 saat once gelmemiz belirtildi, cunku bahcede Turklerin hazirladigi bir de ziyafet vardi. Maci da evdeki televizyona baglanmis bir projeksiyon makinesinden bahcedeki buyuk ekrana yansitarak izledik. 40-45 kisiyi doyuracak mezeleri ve barbekuyu Turkler hazirladi, biralari buz gibi tutma gorevi de Almanlarindi.

Coluk cocuk, kedi kopek hepsi Almanya takiminin renklerinde giyinmis, boyanmis bi suru kisi eve akin etmeye basladi.

O kadar misafirperver bir ev sahibesi vardi ki kirmizi-beyaz formalari bile almis, Turklere dagitti. Dev ekranin bir tarafinda da Turkiye bayragi asildi, diger tarafta Almanya, ortada ise tabii ki Uganda bayragi vardi. Ustumuzde Turkiye formasi, elimizde Almanya bayraklari maci nefessiz izledik, cunku nefes almaya pek vakit olmayan bir macti.

Son dakikadaki gol olmasaydi, mukemmel bir geceydi ama Tanya bizi keyiflendirmek icin mac sonrasi Tarkan calmaya basladi. Baskonsolos, Pazar gunku final icin herkesi evine davet etti ve ozellikle gelip o gece bir avuc Turk olarak yaptigimiz tezahuratlari artik Almanya icin yapmamizi rica etti.

Ben hayatimda bu kadar seviyeli bir mac izleyisine sahit olmamistim. Kismet Uganda`yaymis.

Ada`li Aral`li Veda

Uganda`ya donecegim sabahin korunde kapi calindi, ama minik minik calindi... Abimin ikizleri beni yolcu etmeye gelmisler. Anneleri de babalarina `Babalar Gunu` suprizi birer tshirt giydirmis uzerlerine, bayildim...
Bir gun once aksam hep beraber yemek yiyoruz. Aral, zip zip zipliyor arkamda, kasigi agzima dogru tam goturemiyorum bile. En sonunda babasi -abim- sesini yukseltti `Otursana akilli akilli oglum, halan yemek yiyemiyor` diye. Aral cok bozuldu tabii bu cikismaya ama hemen ortami yumusatmaya calisan bir gulumsemeyle `Ne kadar esek sipasiyim, di mi baba?` demez mi?

Tuesday, June 24, 2008

Money Talk


Uganda`nin en buyuk gazetesinin Pazar ekinin okur mektuplarina yer veren yatirim kosesinin adi Money Talk. Okurlar para ve yatirim ile ilgili sorularini Is Gelisimi ve Yonetim Danismani Martin Nkanga`ya soruyorlar.
Uganda`nin nasil bir yer oldugunu daha iyi anlayin diye bu kosedeki herhangi bir mektuba yer veriyorum. Isletme okuyan bir ogrenci 150,000 siling biriktirmis. Hisse almak istedigini ve yatirimci olmak istedigini soyluyor. 150,000 siling 88 usd yapiyor. Yani 110 YTL kadar bir para. Ve yatirim danismani yanitliyor.
`Money Talk
Martin Nkanga, Business development and management consultant: 0772-547273 Question: Iam at Makerere University Business School pursuing a Bachelor of Business Administration degree on government sponsorship. I have saved sh150,000 and I want to invest it in a money-generating venture, like buying shares. Please advise
Answer:
It is a good idea to invest your savings. However, buying shares with such an amount is not economical and viable as the returns you can get are very little and can only be accessed at the end of the year. Also share values are very unstable; they tend to increase or decrease very often. Therefore it is very easy to lose all your money in case the share value drops.
Therefore, I would advise you to invest your savings in other small ventures which can give you better returns on a regular basis and over which you will have more control. For instance you can purchase items like perfumes, jewellery, suits, shoes, shirts, ties, gift items, music and video CDs etc and sell them to your friends and other students at a profit. If you build a good network among your friends and find a good source of nice products, this kind of business can be very profitable and convenient since you can do it in your free time right there in your room.
You can also get someone you trust to do it for you in case you don’t have time.
Besides you can invest in other small ventures like selling airtime and operating a payphone. Munchies like groundnuts are another cheap investment you can try. Buy 2kg, roast and sell them at the roadside. You can even get a trusted person to help you sell them. You can also consider selling newspapers. Whatever you choose to invest in, make sure you start with a business plan if you are to succeed. `
Yani yatirim yapmak icin bu kadar para yeter. Yani hisse alamaz ama incik boncuk satar, findik distik satar, gazete dergi satar yollarda ve bu kadar para bir insanin hayatini burda degistirebilir. Bu parayla kendisi calismayip birini bile ise alabilir. Ya da incik, boncuk, findik, fistik satanlardan hisse satin alabilir ;)
Burasi, bazlama yapip satanlarin, yol kenarlarinda ve trafikta findik, muz satanlarin meslegin ne diye soruldugunda `Is adamiyim` dedigi bir ulke. Burda her sey olabilir…

Friday, June 20, 2008

Yastik Hanim Beni Unutmus :(


Uganda`ya getiremedigim guzeller guzeli Yastik Hanim`i yigenim Muge`ye birakmistim.

Yastik`in tasiyici oldugu cok cok olumcul bir hastaligi var: FIP - yani sadece kedilerde gorulen Karin Zari Iltihabi- Daha once ayni bu hastaliktan 3 tane kedimi kaybettim. Dusunun teshisini bile yapamadilar da yurt disindan test getirttik de orda ortaya cikti bu hastalik oldugu. Bir ara delirdim kedilerim niye kucucuk yasta oluyor diye.

Yastik Hanim saglam cikti da su an 11 yasina geldi bile. Ama hem esine hem de yavrularina bulasacagi icin yavrusu olmadi, erkek arkadasi olmadi. Hassas bir hamfendi oldugu icin de bunyesi zayiflamasin diye hep gozum gibi baktim. Hasta olsa da olmasa da, buyuk olasilik boyle bakilacakti zaten.

Uganda macerasi ortaya ciktiginda O`na ne kadar duskun oldugumu herkes bildigi icin hep Yastik`i soruyorlardi arkadaslar: Nerde kalacak? Kim bakacak? Nasil dayanacaksin? Evimde, taniyip kokusunu bildigi esyalarin icinde kaldi Yastik. Yigenim Muge O`na gozu gibi bakti (bakiyor :) Uganda`ya goturmek hassas bunyesi icin olasi bile degildi. Zaten Uganda`ya ucan havayollari firmalarindan yanima almama icin veren yok. Kargo olarak da gitmesine icim elvermedi.

Ama dedigim gibi yigenim Muge ona gozu gibi bakti. Fakat bu arada bir hayran daha edinmis: Hayatinda hic bir hayvana -hele hele tuylu olacak- baglanmayan, elini surmeyen ablam! O da ben Uganda`ya geldikten bir sure sonra Istanbul`a yerlesmis ve `Love Story` filmini muzigi devreye girmis :)

Islik calsam gelirdi kosa kosa yanima. Konusurdu benimle, gece yanimda bir patisi boynumda, bir patisi yanagimda yatardi. Ama bu kadar ayriliga can mi dayanir? Ablamin kedisi olmus artik. O cagirinca gidiyor kosa kosa. Ama Ablam da nihavend makamindan cagiriyor mubarek. Kimi cagirsa kosa kosa gider herhalde o cagirisla :)

Thursday, June 19, 2008

Istanbul`daki Tek Cumartesi`m



Gerci Istanbul`da iki Cumartesi gecirdim ama ikincisi sayilmaz. Evden havaalanina gidis gunu Cumartesiden sayilmiyor cunku...
Onceden kullandigimi unuttugum, artik aklima bile gelmeyen ama hayatimda varken omrumu kolaylastiran ne vardi diye dusunmek yerine ne yapilir???? Hoopppp pazara gidilir! Ivir zivir ne varsa en kolay bulunacak yerler pazarlar oldugu icin Besiktas pazarina gitmeye karar verdim.
Nilgun gelip beni ve Muge`yi evden aldi, sonra Songul`le Pazar yerinde bulusmak uzere sozlestik. Songul`u elinde bir demet zakkum ve ici akide sekeri, kuru kayisi, findik, ceviz ve elcagizlariyla topladigi dut bulunan torba ile beklerken bulduk. Cok hosuma gitti torbanin icindekiler ve cicekler! En cok ozledigimi dusundugu seyleri bir araya toplayiverisine bayildim. Ama ben devamli simit yedigim icin midemde baska bi seye yer acmakta cok zorlandim…
Armudun sapi ve uzumun copunu alip pazardan, Goddess Artemis ile bulusmaya gittik Taksim`de. Yetimhanedeki cocuklara izletmem icin bazi DVDler hazirlamis, hem onlari verecek, hem azcik laflayacagiz, hem de Lambda (İstanbul Lezbiyen, Gey, Biseksuel, Travesti, Transeksuel Kadin Ve Erkekler Arasi Dayanisma Dernegi) kapatilmis, yuruyus olacakmis, ona bi bakcaz diye ciktik yola.
Daha bulusamadan yuruyusle karsilastik bile Beyoglu`nda. `Genel Ahlaka Aykiri` bulundugu icin kapatilmis dernek. Genel ahlak ne demek? Ortada yapilan bir ahlaksizlik yoksa –ki bu heteroseksuel iliskiler icin de gerekli- kime ne kimin yatak odasinda ne yapildigi anlamadim… Aslinda cok fazla da sasirmadim. Cunku burada her hafta okumaya calistigim Newsweek dergisinin bi sayisinda Huysuz Virjin`in TVye cikma yasagi ile engellendigini Newsweek dergisinden okudum! Benim aklim almiyor hangi ozgurlugu vermek ya da hangisini almak ileriye dogru bir adimdir, hangisini almak/vermek kisisel ozgurluklere saygili medeniyetlerin seviyesine ulasmaktir???? Neyse, bu karmasayi anlatamaya calisirken cumleler de karisti birakin akillar. Hakkimizda hayirlisi olsun diyorum, denilecek her sey daha once birileri tarafindan zaten soylendi.
Beraber guzel guzel sohber ederken artik filmizleyip kitap okumak icin ne kadar cok vaktim oldugundan soz ettik. Artemis, cok yakinda tanidik bir DVDciye goturdu bizi. Dunya kadar film aldim, yavas yavas izlemek uzere de soz verdim.
Taaa oralara gitmisken bir Kizilkayalar Hamburgeri patlatmadan olmazdi, yutuverdim bi tane hap gibi... Ac olsam affetmezdim ama 3-4 tanesini :)

Thursday, June 12, 2008

İstanbul'da, Limonlu Bahçe'de Bir Meczup






İstanbul’a geldiğim ilk gün –yani 2 Haziran- dışarı çıktım birazcık alışveriş yapayım diye. Malum üzerimdeki her şey yıllardır Uganda güneşi altında giyilmekten ve Catherine tarafından elde yıkanmaktan her bi tarafı bir yanda ve soluktu. Ama ilk gün alışveriş yapamadım. O kadar çok şey vardı ki mağazada çok çok çok hoşuma giden, ne yapacağımı şaşırdım kaldım. Bir Mango mağazası düşünün desem beni aptallaştıran manzarayı bayanlar hemmen tahmin edebilir: Bi sürü güzel kıyafet, şekerci dükkanı gibi rengarenk tshirtler, bi dolu kadın çılgıncasına askılardan bi ona, bu buna bakıyor, kabinler kıyafet deneyenler ve denenmiş kıyafetlerle dolu... Öylece bakakaldığım için, ilk günkü üzerime insan içerisine çıkmalık kıyafet alma çabası boşa gitti. Eve geri döndüm.
Ertesi gün bi mor, bir de yeşil tshirt almayı becerip hemmencecik buluşmalara başladım.
İlk buluşmam Gezi Pastanesinde Esra ile oldu. Esra önce Garanti Bankası, sonra büyük bir gemi brokerı firması derken kendini önce Hindistan’da, sonra Tayland’da bulunca, işi gücü bırakıp Thai masaj yapmaya başlayan bir arkadaşım. Hatta 7 yıldır yılda bir iki ay Tayland’a gidip arınır, her yıl daha da uzmanlaştı bu konuda. Konuşması bile masaj etkisi yapan Esra, ışıl ışıl uçuk yeşil gözlerini açarak kısarak sesiyle yeterince ‘müsekkin’ değilmiş gibi insanları sakinleştirme konusunda uzmandır J
Sonra Uganda’dan Oğuz geldi. Hani Kampala suyunun arıtılması projesinde çalışan ‘müentiz’, hani arkadaşım, hani dans partnerim, hani başımın tatlı belası kaynanam Oğuz.
Limonlu Bahçeye doğru toparlana toparlana gitmeye başladık. Yol üzerinden Murat’la da buluştuk bizi beklediği kafede. Murat Digital Age dergisinde bir yazı yazmam için benimle kontağa geçmiş ve tatlı tatlı emailler atarak ürkütmeden bir teknoloji dergisinde yazma konusunda beni ikna etmişti. Mayıs ayı sayısında yazım ve fotoğraflarım çıkmıştı. Daha önce kendisini hiç görmemiştim ama buluştuk işte.
Limonlu Bahçeye geldiğimde daha bahçeye girer girmez Burhan beni karşıladı. Ohhh dedim rahatladım. Birileri var! Daha sonra beni bir süpriz bekler buldum: Çok yakın arkadaşım Rana ve Cengiz de gelmişler bana haber vermeden, bekliyorlar bir masada. Zaten daha yoldayken Özlem arayıp nerdesin demişti. Birileri geliyor! Rezil olmayacağım :)
Bahçenin köşesinde gerekirse genişleyebilecek bir oturma düzeninde oturduk. İnşallah genişletme gerekir diyorum içimden. Sonra Levi geldi. Sonra Aylin –goddess Artemis olan hani- sonra birileri, ikileri... Sonra Funda geldi, sonra Nilgün, sonra Meral, Müge...
Sonrasını pek anımsamıyorum desem...Saat 20:00 civarı başlayan sohbet – monolog desem daha doğru olacak galiba- gece 01:00 de bitti derken bir de kokoreç ve midye eklendi muhabbete...
Neler konuştuk neler???? Malumunuzdur ki bu bloga yazamadığım pek çok gerçek var Uganda ve kendim hakkında. Zaten gelenler öyle güzel okumuş ki! Onlara yazdıklarımı tekrar anlatmak çok olası değil... Yazılamayanlar, yazmaya elimin varmadığı şeyler saatlerce konuşuldu, konuşuldu...
Bir ara baktım Özlem beni ellerimden sımsıkı tutmuş öyle dinliyor... Sadece o an için bile buluşmaya değerdi.

Gelemeyenler canınız sağolsun diyorum yine...
Kısmet, başka sefere umarım.
Gelenlere, işini gücünü bırakıp bir delinin yazmaya elinin varmadığı şeyleri saatlerce ilgiyle dinlemeye gelenlere ise ‘Allah size uzun ömürler versin’ diyorum.
Beni çok mutlu ettiniz...
Bana çok çok güzel bir gün yaşattınız :)
Görüşmek üzere...
PS: Gıcır gıcır mor tshirtüm ne güzelmiş ;)

Wednesday, June 11, 2008

Facebook Dumuru, Özge, Funda, Gülçin...


Yazacaklarımı biriktiriyorum çünkü şu an yazmaya vakit yok. Zaman darlaştı, bu cumartesi geri dönüyorum Uganda'ya. Affola!

Fakat kısacık paylaşmadan yapamayacağım: Dün Facebook'tan bir friendship request geldi. Tanımıyorum arkadaşı. Bir de mesaj göndermiş: 'Bugün sizi Eminönünde simit alırken gördüm' diye.

Çok şaşırdım... Simit, Eminönü, ben, hepsi doğru ama nasıl arkadaş olunuyor böyle? Bu kadar kolay arkadaş olunuyor mu? Arkadaş olmak için simit alırken görmekten daha fazlası gerekmez mi?

Dün 20 yıldır görüşmediğim lise arkadaşlarımla görüştüm. Kısacık bir 'update' aldıktan sonra kaldığımız yerden devam edebilmek çok çok güzeldi. Hatta arkadaşlığımızın şu anki hali, beraber Adana Anadolu Lisesinden o kadar yılı boşuna paylaşmamış olduğumuzun en güzel kanıtı oldu. Neticede biz en sıkıntılı, en sancılı yıllarımızı, çocukluktan ergenliğe geçip ömrümüzü şekillendiren kararları beraber almıştık.

Fotograftaki arkadaşlarımdan Özge, bir anısını anlattı. Lise 1e geçince Fizik dersine pek ısınamamıştım. Bana bazı Cumartesileri Fizik çalıştırmıştı. Annesi 'Meltem'i çok seviyorum, çok zeki, çok akıllı kız O' dermiş. Özge de 'ama Anne, O'nu ben Fizik çalıştırıyorum. Nasıl yani?' dermiş. Annesi de 'Olsun, olsun. Çok zeki kız O' dermiş. Yıllar sonra ben gemileri yakıp Uganda'ya yerleştiğimde Özge annesine anlatmış benim neler yaptığımı. Annesi yine 'Bak demiştim ben sana. Çok akıllı kız O' demiş yine bana toz kondurmadan. Bayıldım hikayeye... Severdi beni, bilirdim, ama bu kadar koruduğunu bilmezdim.
Özge'cim, annene sonsuz sevgiler... Her annenin hoşuna gitmiyor çünkü hayatımı bu kadar değiştirip Afrika'ların göbeğinde yaşamam :)

Fotograf: Funda Sayın (izninle Funda'cım XXX)

Sunday, June 08, 2008

Ankara Buluşmaları


Ankara’da 31 Mayıs’ta Cafe des Cafes’te buluşacaktık hani... Buluşma saatinden önce bir telefon geldi Deryik’ten ‘Ben fazla kalamayacağım, buralardaysan, hemen buluşsak?’ diye... Hay Allah... Üzüldüm. Hemen buluşma yerine doğru hızlanırken düşündüm: ‘Büyük şehirler neyi ne kadar önce planlasan da sana daha başka bir plan, daha öncelikli bir süprizi hazırlıyor hep.’ Olsun, hiç yoktan iyidir.
Buluştuk, konuştuk çabuk çabuk... Elime pek anlamlı ve naif bir hediye ve hediyenin mealini tutuşturdu. Ayrıldık. Sonra içeri birisi girdi, doğrudan bana doğru yürüdü, ben de ayağa kalkarken bildim Ertuğrul bu... Ertuğrul’un bana 3000 adet soracak sorusu olduğu hemmen anlaşılıyordu. Müge, Ayşen, Ertuğrul, ben konuşurken yan masadan birileri geldi ‘Biz gelmediğinizi sanıp gittik de bi kez daha deneyelim diye tekrar gelmiştik’ diye... Onlar da Ayşe ve Menekşe... Sonra ODTÜden yurt oda arkadaşım geldi: Şule ve oğlu Ege... Akıp giderken sohbet Konya’dan annesi felç geçirmesine rağmen 2 saat beni görmek için atlayıp gelen esskkiiiiiii, yaşlıııııı arkadaşım Taner’le buluşma saati geldiğini farkettik.
Ege’yi henüz görmek kısmet olmamıştı ve Şuleyle çabucak sayıverdik, Ankara’ya gelmeyeli 7 yıl olmuş. 7 yılda ne yaptığımızdan çok beraber neler yaptığımızdan konuşuldu, gülüşüldü.

Mesela meselaaa.... Şule’nin düğününe geldiğimdeki pek hoş anı J Gelin odasında Şule’nin gelinliğinin son hazırlıklarını yapıyoruz. Eteğin altına giyilen metal telalarla koca bir daire haline gelen tarlatan denen astarı giydirmek istedim en son. Gelin odası düğün salonuna doğru bakıyor, kapı camdan, ama gündüz dışardan baktım, aynalı cam. Yani içerisinin dışardan görünmemesi gerek. Şule’nin eteğini başına geçirip tarlatanı giydiriyorum, o sırada dışarda ne olup bittiğini de görüyoruz. Kapının tam önünden, dışardan geçen bir kadın, bize doğru el salladı. İşime devam edecektim tam ama bir an duraksadım. ‘Şule, dışardan geçen kadın kime gülümseyip el salladı?’ dedim. Şule demesin mi ‘Banaaaa... Bilmemnereden Bilmemne Teyze O...’ Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Gelin eteklerini kafasına kadar toplamış, ben iç eteği giydiriyorum, her şey ortada, gayet güzel de telleri vs düzeltiyorum, o sırada dışardan geçen biri gelini bu halde görüyor. Ciyyaaakkkk diyerek eteği indirdik. Gelini teşhir etmeye kalktık yaaa... Sonra baktık ki bizim kapının önündeki masalar henüz boş, yani dikizleyen olmadı. Bir tek Bilmemne Teyze gördü J Gelin odasının kapısı da evliliğin ilk gecesinin tartışma ve kıkançlık krizleri için özel, dışardan camlı ama aslında içeriyi gösteren cinsten...

Meselaaa meselaaa.... Şule’nin evlendikten sonra evini ilk ziyarete gidişim. Kapı numarasını unuttum. Aşağıdan telefon ettim : ‘Şule, apartman kapısının önündeyim ama daire numarasını anımsamıyorum. O yüzden zile basamadım.’ Dedim. Şule ‘7 numara’ dedi. Ama kapı açılmıyor. Hala telefondayız, kapatmadık. Bekliyorum. ‘E açsana. Kapıdayım. Zaten zil çalmak da kapıdayım kapıyı aç demek değil mi?’ dedim. ‘Aaaaa... Doğru’ dedi. Uzuuunnn süre güldük buna...

Ege, aslında herkese öyle çabucak ısınmazmış ama Şule aslanlı, çitalı fotoğraflarımı gösterip önceden bir çalışma yaptığı için koşa koşa gelmiş. Çok istedi onlarda kalayım da bana alet takımlarını göstersin ama vakit o kadar az ki... Bir 10 yıl daha beklemek gerekecek gibi bunu yapabilmek için.

Çookkkkk güzel bir gün geçirdim. Tanımadan merak ettiim, tanıyıp da merak ettiğim arkadaşlarımla taaaa 1992lere uzanan anlar yaşadım. Rakı içip sohbet ettiğimiz yerin kapanma saati geldiğinde son ana kadar, çöpleri toplamak için personel bizi sandalyelerden silkeleyene kadar oturduk. Şule’nin taaaa Rusya’daki eşini de arayıp ‘Öpüjemmm’ dedikten sonra anılar tekrar yerine gömülmek üzere ayrıldık....

Thursday, June 05, 2008

Fısır fısır, çığlık çığlık...


Ankara'daki 16 yıl önce beraber aynı evde kaldığım arkadaşlarımı görmeye
gittim. Meşrutiyet caddesinde bir cafede buluştuk. Birbirimize bakıp duruyoruz ne kadar yaşlanmışız diye... Öyle bakışıp dururken tam karşımdaki binadaki bir yazı dikkatimi çekti. Hepimiz döndük baktık... Baktık, baktık... Fısıltılar, çığlıklar mı özel, merkez mi özel, ruh mu özel anlamadığımız gibi halimize şükrettik.

Ankara’da Maaile


Ekvatordan Oğlak Dönencesine koşa koşa gelmemin nedeni yiğenimin evlenmesiydi. Bir de beni şahit yapmışlar, haberim yok. Şahit olacak kişinin aklı başında olması gerek nikahın geçerli olması için, bundan da yiğenimin haberi yok anlaşılan ;)
Benim kardeşim çok: Adnan, Ataman, Birtan, Ertan, Levent ve kazan dibi, olgunluk eseri ben! Bu kadar kardeş olunca yiğen de çok: Akın, Yiğit, Özgür, Can, Müge, Cemal, İnci, Dora, Ada, Aral... Gelinler Şaziye, Nursel, Nesrin, Derya... E şimdi yiğenler de evlenmeye başladı, iki gelin de onlarda... Düğün dernek de olunca bir tabur adam, bir araya geliyoruz. Aman allahım... O ne güzel sarhoş edici, karman çorman sevgi ortamı!
İkili kucaklaşmalar saatler sürüyor. Kim kime sarılmıştı, kim kimle öpüşmüştü, hoş geldin dedim mi, beş gittin dedim mi vs vs kafalar karışık ama ‘rastgele kimi yakalarsan sarıl öp’ modelini uyguladığım için benim kafam rahat. Birini mutlaka bi yerde yakalayıp öpmüşümdür diye.
Salon düğünü kısmında piste bir çıkışımız var ki en ufacığımızdan anneme kadar herkes göbek atıyor. Dansetmeye kalksak Aral (3 yaşında) hariç tüm erkeklerin boyu benden uzun, tak koluna et dansını.
Şahit olmak, çok heyecanlı bi şeymiş. O masaya oturmanın hiç meraklısı değilim, ne nikah memuru olarak, ne de eşlerden biri olarak :) Ama yine de en kaygısızı şahit olmakmış. Yiğenim Yiğit’e bakıyorum, ufacıktı, sonra nikah şahidi olmuşum. Çok garip bir histi, imza atarken bi damla aktı makyajımı bozmadan ;)
Çok çok çok mutlu günler geçirmenin yanı sıra
-Elbise giymenin rahatsız bi şey olduğuna karar verdim.
-Topuklu ayakkabının da...
-Aylardır, bazılarını yıllardır çıkarmadığım bileklerimdeki boncukları salon düğününde çıkarınca, çok komik bir görüntü çıktı ortaya. Gündüz olan kır düğününde çıkarmadım sonra.
-Abilerimin çok yakışıklı, yiğenlerimin çok güzel olduğuna karar verdim . (Özleyince mi öyle gözüktü ne? :)
-Her düğünde gelmek lazımmış, öyle karar verdim.

Foto 1: Ablamla ben
Foto 2: İkiz yiğenlerim Ada ve Aral Uganda'dan getirdiğim bezden yapma fil ver gergedanları ile
Foto 3: Topuklu ayakkabıları çıkarıp attığım an kimse görmez ne de olsa diye yiğenler beni böyle yakalamış :)

Tuesday, June 03, 2008

Neler neler yaptım ben bu arada????

- Düğün düğün dolaşıp göbek attım, imza attım (şahit olarak tabii ki ;)
- Göbek atarken parmak şıklatmaktan parmaklarım ağrıdı hayatımda ilk kez.
- Eti puf buldum, yedim.
- Taratorlu kalamar yedim :)
- Çok konuşmaktan sesim kısıldı. (yarın sesim çıksın diye bu akşam rakıyı az buzlu içeceğim :) bi de sabah çiğ yumurtayı hüplettim miydi ses yerine gelir...)
- Birileri bana laf attı, unutmuşum nasıl bi şey, 'pardon, ne demiştiniz?' diye sordum saf saf, olmadı pek. Adam şaşırdı.
- Alışverişe çıktım, yapamadım. Çok fazla çeşit vardı, kafam karıştı.
- Semiz otu yedim iki yıldır ilk kez. Çilek, kayısı, yeşil erik, kiraz da aynı şekilde.
- Yaprak sarması yedim sonra.
- İngilizce konuşmaya çalıştım ilk önce insanlarla. Sonra vazgeçtim :)
- Türkçeye alışıp başladıktan sonra bu kez de Luganda ve Swahilice kelimeler kaçtı ağzımdan.
- Önce evlenen, sonra yavrulayan arkadaşlara ziyarete başladım.
-Çok kalabalık geldi her yer.
-Çok fazla para harcanıyor.
-Herkes çok hızlı hareket ediyor.
-İki taksi şöförü kavga etti, durdum, seyrettim.
-Herkes çok hızlı yürüyor.
-Kedim Yastık bana pek pas vermedi ama yine de yanımda oturdu biraz. Anlamadım beni hatırladı mı hatırlamadı mı...

Yarın İstanbullularla görüşmek üzere... Yakama gül, karanfil takmayacağım ama elleri kolları en çok boncuklu olan kişi benimdir. Saçlarıma bakmayın sakın, kestirmeyi düşünüyorum. Düğün için saçlarımı fönleyen kuaför saçlarıma bakıp bakıp 'kim kesti bu saçları?' dedi. Ben de 'Ben kestim. Ona göre!' dedim. Sustu. Bi şeyler yapmak gerek bu konuda sanki...