Thursday, May 29, 2008

Vayyy beee! Daha ne ister insan: Hem portakal kokulu, hem su geçirmez


Sonunda Türkiye'ye geldim.

Çok garip hisler içerisindeyim.

Her yer tanıdık, ama bir o kadar da yabancı...

Pek çok arkadaş, pek çok şeyi değişmiş bulacağımı söylüyordu ama henüz farkında değilim. Ailemi o kadar özlemişim ki gözüm hiç bir şeyi görmüyor. Abiler, abla, anne, baba, bi dünya yiğen... Keyfim yerinde.

Havaalanından Tepebaşı tarafına doğru giderken gözüme şaka gibi bi şey ilişti. Sonra Şişli'ye doğru bi tane daha... Sonra bi tane daha... Şaka mı bu be??? Hani bi kez gördüm desem, uyksuzluktan halisünasyon görüyorum diycem. Şu fotograftaki reklamın yazısını birisi bana okusa, ne olduğunu anlamaya aklım yetmezdi. Yani öyle bi şey düşünelim ki hem portakal koksun, hem su geçirmesin, hem de ipek olsun!??!!! Vay be! Daha ne ister insan! Öyle bi şey yapılmış ki, böyle yani... Saçmalamaya başladım di mi? Teessüf ederim, ben sadece reklamı okuyorum :(

Ürünü bulan dehayı da alnından öperim. Kapanasım geldi ;)

Monday, May 26, 2008

I rove Aflica!


Başka hangi ülkede

-İki kere iki bile hesap makinesinde hesaplanır?
-Her önüne gelen adam, her yol kenarında, vızır vızır işleklerinde bile, arkasını dönüverip çiş yapar?
-Kirlenen bilgisayar klavyesi leğende sabunlu sularda yıkanır?
-Omzuna taktığı tüfeği ile bayan bir güvenlik görevlisi kavşaktaki bir göbekte uyuyup güzelce dinlenir?
-Bir ağacın altına oturulup bütün gün öylece etrafa bakınılır?
-Domates, patates, soğan vs manavların terazisi olmadığı –ve almaya paraları yetmediği- için taneyle satılır?
-Yolda yürürken ayağın takılıp tökezlesen etraftaki herkes “Sorry” der?
-Büyük şehirlerde bile yollarda yalınayak yürümek normal sayılır?
-Bütün arabalar çarpıktır?
-Çocuklar bu kadar tatlıdır?
-Hiç kavga çıkmaz?
-Gözünüze bakmadan konuşan herkes yalan söylüyor demektir?
-Yeniyıl vakti bütün personelin bir akrabası `ölür` ve bu zaman için yas izni alınmaya çalışılır?
-Bir bisiklete 60 kiloya yakın muz yüklenip yokuş yukarı ittirerek çıkarılır ve hiç eşek yoktur?
-Yolda yanınızda sizin boyunuzda kuşlar yürür?
-Bir evde 7-8 tane asma kilit vardır, elinizde yarım kiloluk bir anahtar silsilesi ile dolaşırsınız?
-Bütün barlar aslında üniversite öğrencisi olan ve okul masraflarını çıkarmak için “soft” hayat kadınlığı yapan kızlarla doludur?
-Halk bu kadar fakirken hala eğitim paralıdır?
-Yol kenarında bazlama yapıp satan adam “iş adamı” sıfatıyla anılır?
-Pek çok evde tuvalet yoktur?
-Kadınlar kaç aylık hamile olduklarını bilmezler de “az” ya da “çok hamileyim” derler?
-Bir olay olup da polisi çağırdığınızda polis sizden benzin parası ister?
-33 adet değişik dil vardır ve başkentten 1 saat uzaklaştığınızda bile dil değişir?
-Şişman, iri kadınlar beğenilir de zayıflar ya evde kalır ya da kocasının utanç kaynağı olur?
-Herkes bu kadar kötü araba kullanır?
-Her yer, dağ taş, hamile kadın, hamile keçi, oğlak ve bebek doludur?
-Yıllarca diktatörlerce baskı altında yönetilmiş, şiddet ve zulme maruz kalmalarına rağmen halk bu kadar huzurlu ve barışçıl olur?
-Doldurulması gereken resmi formlarda kabile sorulur? –ben Turk yaziyorum oraya J -
-Başı ve kaşları yukarı kaldırmak “Evet” demektir?
-R ve L harfi bu kadar karıştırılıp restoranttaki menüde bile “Fried Rice” yerine “Flied Lice” –uçan pireler- yazılır? (I rove Aflica!)
-Geceleri tüm güvenlik görevlileri uyur ve uyandırıldıklarında utanmazlar?
-Herkes bu kadar yavaş, ve hatta nerdeyse durur gibi yürür?
Yanit Uganda galiba... Diger Afrika ulkelerine gittikce buradakilerin farkini daha iyi anlamaya basliyorum :)
Fotoya not: Aslinda fotodaki arkamda duran Marabou Leylegi omuzuma geliyor da perpektif kurbani olmus...

Thursday, May 22, 2008

Evlat Edinme Hakkinda


Simdiye kadar bi suru cocuklu, cocuksuz, yasli, genc, bi suru kisi evlat edinmek istedigini belirtip bu konuda benden yardim istemisti. Bi turlu muhatap alinacak kisileri bulamama ve ulasamama nedeniyle cooookkk uzun suredir yanit veremedim.

Dun kesin yaniti aldim: Yurtdisinda yasayan sahislar evlat edinemiyorlar Uganda`dan. Herhalde o yuzden Madonna Malawi`den evlatlik aldi ya da Angelina Jolie... Mantigini anlamak mumkun degil pek ama daha yeni bitirdigim `Slave` -Kole- adindaki bir kitapta Sudan`da Araplarin yerli Sudanlarin oturdugu koyleri basip, tum koyu yakip, erkekleri ve kadinlari kesip, kiz cocuklarini da once defalarca tecavuz edip sonra kole olarak sattiklarini ve bu isin hala devam ettigini okudum. Hatta yurtdisina bile gonderecek kadar arkalarinin saglam oldugunu.
Anliyorum, `Child trafficking` diye bi sey var ama arada gercekten iyilik yapmak isteyenler de kayniyor arada.
Burada sahipsiz o kadar cok cocuk var ki. Ayrica sahipli olanlar da yine sokakta, su tasiyarak, yakacak cali cirpi toplayarak, kucuk kardeslerine bakarak geciyor.
Gecenler bizim evin asagisinda yine cocuk populasyonu asiri bir bolge var, ordan gecerken bir renklilik, bir gariplik sezdim. Arabayi parkedip yanlarina gittim. Cocuklar evcilik oynuyorlarmis. Ustleri baslari nereden bulduklarini bilemedigim rafyalar, guller, suslerle dolu. Dugun evciligi imis. Yuzlerini de bi seylerle boyamislar, dudaklar buzulmus, bana gosteriyorlar. Guleyim mi uzuleyim mi sasirdim ama sitmadan milletin kirildigi bu ulkedeki ufacik gelinin gelinligini ise cibinlikten yapmislar...

Semra ile Moses


Dun aksam bahce kapisinda bir araba belirdi, actik kapiyi. Arabadan tanidiklar cikiyor. `Buyrun gelin` diyorum ama bahcenin karanlik tarafindan da birisi geliyor. Karanliktan cikaramadim, Moses Enistemmis. `Aman be enistecim, gece kara, sen kara. Cikaramadim. Isiga dogru gel de yuzunu goreyim` dedim. Gulustuk.
Semra demesin mi: `Ya ben, gecen gun ayni arabanin icinde otururken taniyamadim, karistirdim!` `Amman` dedim `hadi ben neyse, karistirsam da olur ama yengenin karistirmasi pek hos degil allah korusun` dedim. Gulumsuyor hep gulumsedigi gibi. `Dogru. Dogru soyluyorsun` diyor.
Anlatmistim once ama bir daha demeden yapamayacagim. Moses Enistem bir tane! Hep sakin, hep guler yuzlu, hem de cin gibi bir Turkcesi var. Hicbir espriyi kacirmaz.
Bu arada Semra`nin toparlakligindan anlasilacagi uzere hamile. 6 aya girecek yakinda. sutlu kahve bir oglumuz olacak!

Sunday, May 18, 2008

Mustafa Sofu -a.k.a. Tekkas-


Mezun oldugum lisenin 25. mezuniyet yili icin haftalardir bir email trafigi almis basini gitmisti. Imrenerek okuyup katilamayacagimi bildirdim. Gecen Cumartesi`ydi.
Bugun Radikal`de karsima cikan haber beni yillaaaaaarrr oncesine goturdu. Bizim mezunlar mezuniyet yillarini kutlamakla kalmamis meshuurrrrrr sopayi da satin almislar....
`Adana Anadolu Lisesi'nin müdürünün meşhur kızılcık sopası 5 bin YTL'ye satıldı
ADANA Anadolu Lisesi’nde 31 yıl boyunca müdürlük yaptıktan sonra geçen ay emekliye ayrılan Mustafa Sofu’nun kızılcık sopasını, eski öğrencisi açık arttırmada 5 bin YTL’ye satın aldı. Sopanın satışından elde edilen gelirle, aynı okula bilgisayar alınacağı bildirildi. 25’inci mezuniyet yıllarını kutlayan Adana Anadolu Lisesi’nin 1983 yılı mezunları, Atlı Spor Kulübü’nde düzenledikleri geceye, okudukları lisede 31 yıl boyunca müdürlük yapan Mustafa Sofu’yu da davet etti. Okul yönetimi, öğretmenler ve 105 mezunun katıldığı gece, 1983 mezunlarından Dr. Mehmet Demirkan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Daha sonra sahneye okulun eski müdürü Mustafa Sofu’yu davet eden Dr. Demirkan, müdürün kızılcık sopasını açık arttırmayla satacaklarını duyurarak, “Ben okulun çalışkanıydım. Fakat o sopanın tadına bakanlar çok iyi bilir” diyerek espiri yaptı. Daha sonra mikrofona gelen eski müdür Sofu, “Sevgili yavrularım” diye başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu güzel geceyi organize eden arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Yıl 1977, 2008 sizleri karşıma aldığımdan bu yana tam 31 yıl geçmiş. O ilk gün gördüğüm güzelliğiniz, sevimliliğiniz fazlasıyla duruyor. Böyle güzel bir sürprizle karşılaşan her öğretmen benim duyduğum heyecanı duyar. Bana göreve ilk başladığım günkü heyecanı hatırlattınız. Şu an o kadar heyecanlıyım ki, karşınızda konuşamıyorum. Beni çok mutlu ettiniz. Ayrıca hepinizi çok iyi ve mutlu görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bundan sonraki hayatınızda sağlık ve mutluluklar diliyorum.”`
Allah var ben o sopanin tadini hic bilmedim. Tadanlardan tarifini aldik ama...
not: Fotografa bi bakin mudurumuze neden tek kas dedigimizin ispati karsinizda...
fotograf: www.erhan.netteyim.net/haber/resim/egitim/

Thursday, May 15, 2008

Café des Cafes ve Limonlu Bahce


Ankara ve Istanbul icin iftar vakitlerini bildiriyorum ;)

Ankara, 31 Mayis, 18:00
Yer: Café des Cafes,
Tunali Hilmi,
No:83A Ankara.
Tel: 0 (312) 428 01 76

Istanbul: 4 Haziran, 20:00 (trafikten ancak gelebilir calisanlar, di mi?)
Yer: Limonlu Bahce
Yeniçarşı Caddesi No:98 Galatasaray
Tel: (212 - 252 10 94)

Saat, yer belli. Heyecanla bekleyecegim!!!

Bu arada gidis tarihi yaklasti ya yetimhaneye bi gideyim de cocuklara bi soyleyivereyim dedim. Bi saat sorgulandim daha cok geri gelecek miyim konusunda. Bi suredir rahatsiz oldugum icin gidememistim, yeni sarkilar, yeni danslar gosterdiler, ogrettiler bana. Bi turlu bana hikaye okumayan, hep kacacak bi bahane bulan en kucukleri Arnold bile bana tum bi hikaye kitabini okudu. Ayrica yazacagim.

Gorusmek uzere…

Tuesday, May 13, 2008

Geliyorum!!!

Aradan koskoca iki yil gecmis en son Turkiye`ye geleli.
Orda neler degisti, burda ben ne kadar degistim, hic bir fikrim yok.
Ama ben burda
-Elektriksiz yasamayi ogrendim.
-Uc ayda bir AIDS testi yaptirma aliskanligim oldu.
-3 kurusa 300 muz almak siradan gelmeye basladi.
-Istanbul`da belirtileri baslasa aklimi kaciracagim hastaliklara guler gecer oldum.
-Ev isi yapmayi tamamen unuttum. Utu ve bulasik neydi hafizami bi yoklamam lazim :)
-Yemek yapma konusuna daha fazla zaman ayirmaya basladim.
-Yogurdu, peyniri kendim yapabilmeye basladim.
-Kuafore gitmezdim, iyice gitmez oldum, saclarimi kendim kestim.
-Usumeyi unuttum.
-iki kopegim, iki kedim oldu.
-100lerce cicek ektim bahcelerime.
-Tasinacagimi, meyvesini yiyemeyecegimi bile bile mango ve avakado agaclari ektim kaldigim evlerin bahcelerine. – simdiki komsumun bahcesindeki agacin dallarinin tasiyamadigi avakadolar benim bahceme dusuyor ama goturup geri vermiyorum ;-p -
-Acele etmemeyi, beklemeyi ogrendim ama bekletmeyi ogrenemedim henuz.
-Sabretmeyi ogrendim en cok.
-Kendi kendimize dert ettigimiz seylerin aslinda hava civa oldugunu ogrendim.
Bir de annem, babam, akraba, arkadas okusun diye yazmaya basladigim bu blogu ne kadar cok kisinin okudugunu ogrendim. Ve cok merak ettim kim bu okuyanlar diye…
O yuzdendir ki gorusmek, bulusmak, tanismak istiyorum okuyanlarla…
Zorlama yok.
Gorusmek, bulusmak, tanismak isteyenlerle tabii ki.
29-31 Mayis arasi Ankara`dayim, 2 -14 Haziran arasi ise Istanbul`da.
Diyecegim o ki bana buraya bir not birakin, ben size mutlaka yer ve zaman bildirecegim. Malum, ODTUde okurken Ankara`nin kurduydum, simdi nerede bulusulur, ne yapilir bilmiyorum, ama belki Deryik ( http://deryik.blogspot.com/ )bir oneride bulunabilir Ankara icin. Istanbul`u daha iyi bildigim icin onerilere acigim. Hatta benim de bir kac onerim olacaktir mutlaka.
Cok heyecanliyim!!!
Gorusmek uzere….

Sunday, May 11, 2008

Africa For Beginners -3 – Her an her şey değişebilir


Bi tane market var bizim eve yakın, telefonla sipariş verince eve getiriyorlar. Ama sağ sol pek bilmedikleri icin evi tarif etmek çok zor. Mesela arabada giderken bir Ugandalı sana yol tarif ediyorsa ve “senin tarafa dön” diyorsa, bu sağa dön demek. Şöför sağda oturuyor ya burda, sağ, şöförün tarafı... –açıklamaya çalışıyorum onların gözünden ama zorlamayın, ben de pek zorlamıyorum. Öyle diyorlarsa, öyle :-)
Ama doğrudan “Sağa dön” derse, bu ya sağa dön ya da sola dön demek olabilir. Neyse, bu başka bi konu...
Neyse, market işine geri dönelim. 2-3 tane bira istedim, getiren çocuk o 2-3 bira için, evi bulabilmek için 5 bira masrafı kadar beni telefonla aradı. Yazık, üzüldüm, bissürü bahşiş verdim, gönderdim.
Aradan bi kaç hafta geçti, bu kez daha fazla sipariş verdim, yani bi öncekinde bir alışveriş torbası dolarsa bunda iki tane dolar. Demez mi yol masrafı alcaz diye şu kadar şilingi geçen alışverişler için diye... Dedim ki ‘Mantıklı değil söylediğin. Beni daha fazla alışveriş yapmaya teşvik etmelisin ve aslında küçük siparişlerden masraf almalı ve bilmemkaç şilingi geçen alışverişlerde almamalısın.’ Anlatamıyorum... Geçen hafta bedavaydı ama diyorum, geçen hafta benimle konuşmadın ki diyor bi de saf saf. Başkasına ver telefonu o zaman, ben seninle konuşmak istemiyorum diyorum. Veriyor saf saf. Ama Nuh deyip peygamber demiyorlar. En sonunda dedim ki o zaman benim siparişi ikiye böl, yarısını şimdi yarısını da bir saat sonra getir o zaman yol masrafı almazsınız alışverişlerimin listesi bilmemkaç şilingi geçmiyor diye dedim. Bana verdiği yanıtı yazıyorum: “Önce neleri getireyim, madam?’ ???!!!???###%%% -Sigortalarım atmak üzere!!!!!-
Sakin olcaktık ya oldum. ‘O marketin yöneticisi ile görüşmek istiyorum’ dedim, telefon kapandı. Tekrar aradım, azimliyim ya, marketin sahibi Hintli çıktı. Kırk kez özür diledi, masraf almadıklarını belirtti, siparişimi tekrar etmem için birine aktardı. Aktardığı kişi en sonunda ‘Evlere servis yaptığımızda 2500 şiling masraf alıyoruz’ deyince siparişi iptal ettim, bi daha telefonla sipariş vermemeye de yemin ettim...

not: Aman ha, fotograftaki yer degil bizim sokak. Ama genelde boyle burdaki sokaklar...

Wednesday, May 07, 2008

Seyyar Acik Hava Manikur Pedikur Salonu


Diyelim ki Kampala`nin buuyyyyuukkkk caddelerinden birinde yuruyorsunuz. Gayet guzel giyinmis bir bayan,eli sepetli bir kadini / erkegi tutuveriyor, beraber kaldirima, yere nereyi buldularsa oturuveriyorlar. Basliyor seyyar manikur, pedikur seansi :)

Rengarenk ojeler, fantastik tirnak motifleri, manikur, pedikur, her sey sipsak...

Dun kucuk bir cocuk gordum bir kadinin ayak tirnaklarini bir agacin altinda boyuyor. Cocuk okul caginda, gelir olsun ona diye pedikure hic girmeden bir oje surdureyim dedim. Ilk kez yaptiriyorum bu isi de ama ilk kez cocuk seyyar ojeci denk geldi.

Adi Sawadde -ya da onun gibi bi sey- Ingilizce bilmedigi icin pek bi el kol ile anlasmaya calistik ama cok utangac oldugundan, bir de ilk kez ve -eminim- son kez bir Muzungu`nun tirnaklarini boyadigi icin pek heyecanli ve utangac. Tabii ben Ingilizceyi iyi bilmedigini bayagi bi konustuktan sonra anladim.

Etrafta bir kac amca, uzaktan bir kac cocuk soyle bi durup izlemeye basladilar. Sawadde`ye begendigim ojeyi gosterdim, onu surmedi. Once kendi begendigi bi rengi, sonra da benim istedigimi ust uste surdu. Bi yerlerde birbirimizi yanlis anladik ama dert degil. Benim tirnaklar tirnak olali bu kadar canli bir renk daha gormemisti, Sawadde sagolsun, gordu :)

Keyif kaciran not: AIDSin bu kadar yaygin oldugu bir yerde nasil sokakta manikur pedikur yaptirmaya cesaret ederler aklim almiyor. Ama burda aklimin almadigi o kadar cok sey var ki bu da onlardan bir tanesi sadece :(

Friday, May 02, 2008

Moshi Bey



Seven hanim, kopeklerle fazla icli disli olup da bi garip tavirlar takininca, bir kedi daha alsak mi acaba diye dusunmeye basladik, ama ben yine cok kararliyim. `Ne gerek var canim?` diyorum ama bir yandan da `Ha bir kedi, ha iki kedi... Ne farkeder ki?` diyorum...
Iste boyle diye diye bir gun Ruslarla bulustum burdaki Turk restorantinda. Kollarinin altindaki karton kutuyu bana teslim ederken sordum:

Meltem-O mu?
Ruslar-Evet, O.
Meltem-Gri mi?
Ruslar-Evet.
Meltem-Cinsiyeti?
Ruslar-Bilmiyoruz, daha cok kucuk.
Meltem-Kismet.
Ruslar-Da... (Rusca evet ;)
Meltem-Peki, tesekkurler.
Ruslar-Ne demek? Bi tane daha var.
Meltem-Yok, istemem. Yeter bu kadar.
Ruslar-Iyi geceler.
Meltem-Iyi geceler...

Iste bu gizemli diyaloglar arasinda Moshi bey de ailemize katildi. Moshi, duman demek Swahilide. Gordugum an aklima gelen ilk ismi taktim. Cinsiyet erkek cikti. Onceleri Seven ile ayri tuttuk, cunku Seven, kedinin fare ile oynadigi gibi oynuyordu Moshi`yle. Ya da yakalayip saatlerce zorla yaliyordu elini yuzunu... Moshi ise zorla banyo yaptirilan cocuklar gibi mutsuz ama elinden de kurtulamiyor Seven`in.


Kopekler, meraklarindan delirmis durumdalar Moshi ile oynamak icin. Lokum bile. Ama Moshi henuz hazir degil. O kadar kucuk ki korkudan devamli kasilmis ve tuyleri dikmis bi sekilde bahcede dolasiyor. Ama bende bu kadar deli ve sicakkanli kopekler olduktan sonra, yakindir Moshi`nin de onlarla sarmas dolas pozlari...

Hani bir Seven Hanim vardi...



Daha once yazmistim neden ve nasil Seven adinda bir kedim oldugunu...

Seven`in adi, hala Seven -Allah korusun-...

Bahcedeki tum agaclarin govdesi, hala legen cakilmis durumda.

Seven hala o legenlerin altina kafasi girecek kadar agaclara tirmanip ondan sonra ulumaya basliyor.

Sutlac`la cok iyi anlastilar, iki akli eksik pek iyi arkadas oldular.

Lokum fazla muhatap olmuyor Seven`la.

Nedeni de Seven`in goz kapaklarini isirmasi - evet, yanlis okumadiniz- kuyrugunu kovalayip cok fena isirmasi, ne bileyim iste Lokum`un sevmedigi deli deli tavirlarinin olmasi.

Lokum, agir abla...

Evin bekcisi...

Bazen aksam hepsini eve aliyorum, Lokum kapinin onune gidip bana yalavaran gozlerle bakiyor: `Birak ne olur, bahceye gideyim. Beni muhatap etme kedi kopekle`


Araba Yazilari - 3



`Tanri`nin benim icin iyi planlari var.` Vay be! Vardir bir bildigi herhalde bu yaziyi yazanin...

Olamadik bu kadar iddiali bir insan evladi ki boyle seyler yazip arabamizin arkasina hava atalim...