Thursday, February 21, 2008

Ebola Kalmadi!!!!


Uganda`da Aralik ayinda baslayan Ebola salgininin resmen bittigi aciklandi dun! Artik rahat rahat paraya dokunabilecegiz, tokalasabilecegiz!
Aralik ayinda Kongo sinirindaki bir bolgede ne oldugu bilinmeyen bir hastalik can almaya basladi. Hastalarin atesi yukseliyor, ishal ve kusma basliyor ve bi sure sonra butun ic organlari ve gozleri ve kulaklarindan dahi kanama baslayip cigerde basladigi zaman nefes alma sorunlari ortaya cikip olumle neticeleniyordu.
Bu kez virus mutasyon gecirdigi icin, teshis icin kan testleri Amerika ve Guney Afrika`dan gelene kadar, bir hastanenin saglik ekibi Ebola oldugunu anlamadiklari icin ve yeterli onlemleri almadiklari icin oldu.
Simdi hastalik virutik, her yerden gelebilir. Aciklama yapildi: Paradan da bulasiyormus. E hergun elliyoruz parayi... Sadece ellerimi dezenfekte etmek icin `kuru sabun` denen sivilardan aldim, bizim muhasebeciye de tabii... Bir de eldiven almayi onerdim ama istemedi, `Oleceksek, oluruz` diye.
2006 yilinda 187, 2000 yilina 400den fazla kisi olmus Ebola`dan.
Bu arada buradaki Turkler beni ariyor `Naapcaz Meltem?` diye. Ulkeyi terketmek isteyen var Ebola yuzunden. `Ben kendi adima sadece ellerimi nereye koyduguma dikkat ediyorum ama aslinda trafik daha tehlikeli, esas trafikte, yollarda dikkatli olun` diyorum ama kimse sakinlesmiyor.
Neyse, kulucka suresi 21 gun olan hastaligin son teshisten itibaren iki kulucka suresi gecmesine ragmen, hastalik cikmadi. Dun resmi aciklama yapildi. Bitti...
Basladi diye yazamadim tanidiklar, aile panik olur diye ama bitti iste!
Foto: Reuters tabii ki, ben gitmedim oralara :(

Tuesday, February 19, 2008

Seven (7) Hanimin Hikayesi



Bundan iki ay once arabami otoparka parkettim, aksam karanlik ama karsimdaki arabanin altinda bi sey kipirdiyor. Gidip bakinca avuc ici kadar bir kedi oldugunu gordum. Ama ne halde… Gozleri yeni acilmis, iltihap akiyor, ciliz, cirkin… Hemen oradaki bir kafeyi isleten arkadasimdan azcik yemek bi de mukavva kutu aldim… Annesi gelip alana kadar ac kalmasin, arabalar ezmesin diye… Sonra bi fotograf sergisine gittim.
Gece oldu, kafeyi isleten arkadasimi aradim, `sen giderken kedi hala kutuda miydi?` diye. Kutudaymis. Hay Allah! Saat 12:30 oldu ama ver elini ototpark. Orda! Hala orda! Mecburen o gun misafirimiz oldu ama gozler, tuyler vs her tarafi dokuluyor hayvanin.
Ben de gozumden yeni bir enfeksiyon gecirmistim, ilacim yeni yani. Veterineri aradim, bu ilaci kullanayim mi diye. Kullan dedi. Bebek mamasi alindi, ilaclandi, bit pire ilaci yapildi. Niyetim iyilestirip sahipsiz hayvanlara ev bulan bi yer var oraya vermek…
Aradan 4 gun gecti, canavar oldu hamfendi . Yetimhaneye et goturup cocuklarla saatlerce kudurdugum bi gun aksam eve gelince evimde benimle kalip temizlik yapip beni evirip ceviren Ballerina Cif Catherine bana demesin mi ikinci kattan dustu, galiba oluyor diye… Evin ikinci katinin merdivenlerinden kafa ustu hem trabzana hem de basamaklara kafa ustu carpa carpa dusmus… `Allah kahretsin` dedim, `hayvani kurtarmak icin aldik eve, oldurecegiz nerdeyse!`
Yukari ciktim, gozleri portlemis, vucudu sogumaya baslamis bir halde yatiyor! Delirecegim! Aldim, boynuma dolayip sarildim ama neresi kirik neresi saglam bilmedigim icin de korkuyorum. `Mirrrrr` diye yorgun, zayif bi ses cikardi, ben yerimden ziplayip `yasayacak` dedim!
Veterineri cagirdik, sagolsun alisti benim bu hallerime, Cumartesi aksami 15 dakika icinde eve geldi. Bissuru igne yapti. Kirik olmadigini dusunuyor ama kafa ustu dustugunden sok geciriyormus. Sabah 5e kadar basinda bekleyip ilk mamasini yeyince yerinden kalkti ve artik hayvanin gunahi vebali ustumuze oldugu icin bizde kalmasina karar verildi.
O zamana kadar baglanmamak icin isim vermiyordum ama henuz tanistigimizin 5. Gununde dokuz canindan ikisini harcadigi icin adi `Seven` kaldi.
Gecenlerde bir haylazligi yuzunden bi sure yurumeyince 6.5a dusurduk ismi ama sonraki yaramazliklarina bakip kanaat kullanip 6.5tan 7 yaptik yine. Seven, her kose basina pusu kurmadan,atladigi her yeri iskalayip dusmeden, koltukta otururken birdenbire yuze atlayip burundan isirip kacmadan, kopek kuyrugunda, saclarimda asili dolasmadan ve evde hani boyle capraz fisekleri govdesine asili, yuzu kamuflajli, agzinda bicakla yerde surunen bir Rambo hayal edin oyle bir havalarda dolasmadan once nasil egleniyorduk animsayamiyorum. Butun gece mirlayip saatlerce yuzumu yalamadan once nasil melekler gibi uyudugumu da animsamiyorum.
Kopekler Seven hanima asik, o kadar tepelerine cikariyorlar ki onlari izlemek abartili komik olan bir cizgi film izlemek gibi. Birbirlerine yemeklerini vermedikleri halde Seven`le yan yana kuzu kuzu yiyorlar.
Gelelim legenli fotografina… Ne kadar kopeklerle rahat oynasa da hamfendi bazen Sutlacla Lokum deli danalar gibi kosarak ustune dogru gelince bahcede buldugu ilk agaca tirmanip sonra da inemiyor. Gecen gun Seven agacin tepesindeki en uc dallarda, yanindaki dallarda koca koca 3 kus, asagida ben elimde tasla bekliyorum kuslar saldirip yuzunu gozunu oymasin diye, kopekler agacin govdesinin yaninda nobette… Bu agac maceralari yuzunden bahceye cikamaz olunca cikmasini engellemek icin agaclarin govdesine ortasi kesilmis bir legen sarmaya basladik. Cok basarili da olduk, asagidaki entrydeki legenli fotografta oldugu gibi oylece kalip tirmanamiyor ve kafayi oraya sokup uluyor. Beter olsun, kus katili yapcak beni! Buranin kuslari kocaman, kaptilar mi goturuverirler!

Monday, February 18, 2008

Little Miss Seven


Yakinda terorist, suikastci, dunya karate sampiyonu, 200 gramlik bas belasi, ucan sincap, otopark guzeli, seri katil, karincayiyen Seven hanim`in -a.k.a. Kato veya Rambo- maceralarini anlatmaya baslayacagim. Su fotograftaki haline bi bakin nasil anormal seyler yasadigimizi anlayacaksiniz zaten :)

Kopeklerimiz gibi bu kedi de pek normal cikmadi. Hepimiz birbirimize cektik galiba diye dusunmeden edemiyorum...

Wednesday, February 13, 2008

Aslanlarin Ozel Hayati




Ertesi gun, geceden beri devamli yagmur yagdigi icin fazla bi sey gormek adina umitsiz yola ciktik.
Diger gunlerden farkli olarak gece kamp yerinde cigliklarini duydugumuz sirtlalari gorduk.
Sonra rehberimiz bizi calilarin icinde yatan iki aslana dogru goturdu. Bir disi, bir erkek , iki aslan. Ve balayinda olduklarini soyledi.
Ciftlesme mevsiminde erkekle disi aslan gruptan ayrilarak yaklasik bir hafta gece gunduz ciftlesirmis. `Vay beee!` `Helal olsun!` `Can mi dayanir buna?` `Aslan olmak varmis beaa!` derken cift ayaklanip 4-5 saniye suren bir ciftlesme daha gerceklestirip dinlenmeye basladilar. 5 dakika dinlenip 5 saniyelik bir ciftlesme daha…. O ne yaaa??? Benbile bi sey anlamadim ki! Yanimizdaki safari araclarinin ikisinde cocuklar vardi. `Baba onlar ne yapiyorrrr????` diye sorarlarken bir anne cocugunun gozlerini kapatmaya calisiyordu.
Butun sozlerimizi geri aldik. `O ne oyle? `Sivrisinek isirmasi bile daha uzun surer` diyerek 40. ciftlesmelerinden sonra ayrildik.
Aradan 10 dakika gecmedi, bir calinin altinda 3 yetiskin, 5 yavru aslan henuz yeni oldurdukleri bir okuz basli antilopu kutur kutur yerken bulduk. Et ve kan kokuyor ortalik. Yemek yemekten bikan yavrular, altinda anne ve teyzelerinin yemek yedigi agaca tirmanip ya kazara ya hinzirliktan ikide bir digerlerinin tepelerine dusuyorlar. Bagirsaklar ve mide de acilinca ortalik bayagi kotu kokmaya basladi. Neredeyse bir saat bu kanli kahvaltiyi izledik.
Tekrar yola ciktigimizda Hen (gruptaki Singapurlu, Londra`da muhendislik okuyup, Kenya`ya hem gonullu olarak bir yetimhanede calisip hem de safari yapan ufacik tefecik bi kiz) ve ben yine bir tuvalet ihtiyaci ile karsi karsiya kaldik. Yine guvenli oldugunu dusundugumuz bi yerde arabadan indik, ama daha ben aracimizin arkasina gidip geregini yapamadan arabadan `aslanlar geliyor` diye seslenmeye basladilar. Ben de `tabii tabii, mutlaka` diye dalga gectiklerini dusunuyorum, Hen`le guluyoruz, bu erkekler de cok saf, inanacagimizi mi sandilar diye. En sonunda Metin sesini bayagi bi yukseltip `Meltem, aslanlar geliyor, girsene arabaya yaaa!` diye ciddilesince atladik arabaya.
O sirada gordugumuz karsisinda ikimiz de donduk: 6 tane aslan bize dogru geliyor. Sagimizdan solumuzdan gecip bir de tuvalet olarak kullandigimiz yeri koklayip sinir olup tislamaya basladilar. Sanki alan belirlemek icin yaptik biz onu…
Bu arada aslanlar yanimizdan gecerken Hen pencereden kafasini disari cikarmis gecen aslanin fotografini cekerken aslan ona bi bakis firlatti, ben dondum korkudan! Hen`le aslanin kafasi arasinda tas catlasa 50 cm var!!!! `Napiyorsun??? Ne kadar yakindin? Korkmadin mi?` dedim. O da sasirdi, cunku makine ile zoom yaptigi icin o kadar yakin sanmis heyecandan. Sonra O anin fotografini kendisine gosterdigimizde o kucucuk sevimli surati dondu! Naapmisim ben oyle diye… Gulmekten yerlere yattik!!!
Fotografta benim arabada oturdugum haliyle zaten ne kadar yakin oldugu gorunuyor, bir de kafami cikarip sarksam... Siz hayal edin iste Hen kizimizin saskinligini :)

Buyuk Goc


Masai Mara hikayelerine devam: Sabahtan hazirlanip yanimiza aldigimiz ogle yemeklerini yemek icin Mara nehrinin kiyisina gittik. Maymunlardan sakinarak yemeklerimizi yedik. Sonrasinda meshur okuz basil antiloplarin yillik Serengeti-Masai Mara gocu sirasinda gecmek zorunda olduklari nehrin uzerinde bazi noktalara gittik. Hele bir nokta vardi ki gecen gocte bogulan, olen, timsahlardan arta kalan leslerin biriktigi bir yer . Her taraf antiloplarin hala marabou leylekleri ve akbabalar tarafindan bitirilmemis lesleri ile dolu. Havada kesif bir les kokusu var ve tepede akbabalar ucusuyor.
Kopruden gecip Tanzanya topraklarina dogru kisa bir gezi yaptiktan sonra donus yoluna dogru yola ciktik.
Tanzanya`daki Serengeti ile Kenya`daki Masai Mara Dogal Parki ayni ekosistemin iki ulkeye bolunmus alanlari. Her yil Kasim ayinda daha yesil olan Serengeti`ye dogru yaklasik 2.5 milyon okuz basil antilop, Thompson ceylani ve otoburlar goc yapiyor. Gocu tamamlamak icin iki ulkenin siniri olan Mara nehrini gecmeleri gerekiyor. Ama Mara Nehri o sirada buyuk soleni bekleyen timsahlarla dolu oldugu ve nehir kenarlarinda da her cesit etobur, antiloplarin nehirle bogusarak gecmeleri sirasinda pusu kurdugu icin can pazarina donusuyor. Kurtulup da gecebilenler Temmuz ayinda tekrar Serengeti`den Masai Mara`ya donuyor.
Bizim gordugumuz lesler bir hafta once nehri gecmekte gec kalan son grubun lesleriymis.
Antiloplar gidince onlarin pesinde aslanlar, leoparlar, citalarin da gitmesine ragmen Masai Mara her cesit hayvanla doluydu. Daha dolu nasil olabilir kafamiz karisti…

Thursday, February 07, 2008

Ben o noktayim iste...


Bazen bazi bloglari okurken haritalarina bakiyorum. Hani boyle dunya uzerinde kimin nereden okundugunu gosteren bir harita var hani.... Beni cok eglendiriyor bu harita. Afrika`nin gobeginden okuyan o nokta kisi benim iste diyordum kendime. Bi kez daha gireyim noktanin boyu ne kadar artiyor bakayim diyordum bazen. Bi de dusunuyordum her tiklandiginda mi buyuyor bu kirmizi kisiler, yoksa yarim saat okundugunda mi?
Bu noktalara bakip eglenirken baska bi seyin farkina vardim bugun: O noktanin orada ne kadar yalniz, ne kadar tek basina durdugunu...Herkes bi yerlere toplanmis, hepberaber okuyor... Ben burada, Afrika`nin orta yerinde tek basima okuyup duruyorum... `Gordun mu yaa, bilmemkim ne guzel yazmis bilmemne blogunda...` diyemeden kimseye...
O herkesten ayri duran kirmizi nokta benim...
Egleniyorum cogu zaman orda oylece durarak...
Ama herseyin bir bedeli var...
Afrika`nin ortasinda o yalniz kirmizi nokta...
O benim...

Wednesday, February 06, 2008

Taaaa Serengeti`den, Taaa 1999`dan Bir Ani


Masailerle ilk karsilasmamin garip, komik anisi bu.
1999 yilinda televizyon karsisinda oturmus Serengeti`de kosturan citalari izlerken, birden `Niye izliyorum ben bunu?` demeye basladim kendime. Animal Planet`te cita kosuyor, ben koltukta oturmus bakiyorum. Niye? Neden orda degilim de burdan boyle bakiyorum???
O zamana kadar hayatimda hic Afrka`ya gitmis kimseyi bile gormedim birakin Afrika`ya gitmeyi. Hayal otesi geliyor.
Ertesi gun internet sitelerinden arastirma yapildi, yapildi, yapildi… Turkiye`deki seyahat firmalarindan hic hayir yok. En fazla Misir`a gidiyorlar Afrika adina. E bu arada Tanzanya vizesi basvurusu da yapildi. Gelen bi suru yanit arasindan bir firma secildi, bilet alindi, inecegim havaalani Kilimanjaro Havaalani! Bilete baktikca nefesim kesiliyor! Kilimanjaro Havaalanina inecegim! Ruya gibi! Filmlerdeki gibi!
Anne, baba, es, dost ensideli. Bu arada sitma haplari bulundu, Karakoy Liman Karantina Saglik Hizmetleri gibi adi olan bi yerde sari humma asimi olundu. Heyecandan yerimde duramiyorum.
Gun geldi catti. Ucakta Tarzan cizgi filmini izleye izleye Kilimanjaro Havaalina indik. Bir gun sonra safari basliyor. Yola cikildi.
Gidecegimiz dogal parklar Tarangire, Lake Manyara, Ngorongoro ve Serengeti. Serengeti`de olacagimiz zaman, daha once ayin halleri incelendi ve dolunaya denk getirildi J
Ilk dogal parkta ilk gece sabaha kadar bir cadir icinde etrafimizdaki hayvanlarin kapismalari arasinda saldirdi saldiracak diye korkudan dudaklarim ucuklamasin diye Zovirax surerek gecti. Sonra Tarangire`den Lake Manyara`ya gecerken bir Masai koyunun yanindan geciyoruz, rehbere `dur` dedim. Rehber durmuyor. Daha once Masailerin turistlere karsi, hele hele fotograflarini cekip cekip kacanlara karsi ne kadar kaba ve sinirli olabileceklerinin hikayelerini dinledim ama gozumu Masai burumus, illa ki durmak, inmek istiyorum.
Rehber `Guvenligini garanti edemem. Hem bizi kovalarlar` dedi ama inadim inat…
Koyun 10 metre uzaginda durduk, arabadan indim. Yolun kenarina oturdum veeee cebimden sadece o an icin aldigim, Istanbul`dan getirdigim kipkirmizi bir ojeyi cikarip tirnaklarima surmeye basladim. Biliyorum ya kirmiziya cok merakli olduklarini, normalde oje surmememe ragmen, hic koyle, hic kimseyle ilgilenmeden oje surmeye devam ediyorum. Rehber `Aha deli cikti bu` der gibi beni izliyor.
Once cocuklar geldi, kim bu beyaz, ne yapiyor burda diye. Ama ben hic orali degilim. Habire oje suruyorum. Neden sonra farketmis gibi kafami kaldirdim, bi suru cocuk basima birikmis, kipkirmizi ojeye agizlarinin suyu akarak bakiyorlar.
`Siz de ister misiniz?` dedim. Bir anda dizimin ustunu bi suru kucucuk eller kapladi. Haaa, bir de kolaylik olsun diye cabuk kuruyanlardan almistim ojeyi. Kac cocuga oje surdum animsamiyorum ama bi ara bi baktim –yine sadece o an icin aldigim, ederi 19 ytl olan- tek bir dugmesi olan sahane fotograf makinem salvarimin cebinden dustu yere. Cocuklardan biri makineye dokundu. `Al` dedim, aldi, evirip ceviriyor. Bu arada buyukler de izlemeye basladi.
Cocuga makineyi nasil kullanacagini gosterdim, dunyanin en basit makinesini… Sakir sukur cekmeye basladi. Elini, ayagini, topragi, agaci, arkadaslarini, beni, koyu, ne gorurse cekiyor. O sacmalama anini tahmin ettigim icin de 36lik yeni bir film takmistim, bitmesin orta yerde diye.
Hayatimdaki en mutlu fotograflarimdan birini bu cocuk cekti. Hani benden zarar gelmez ya, onu anladilar, fotograflarini da cekmeye calismiyorum –yani ruhlarini makineme doldurup goturen ben degilim ki kendi cocuklari- Soyle bir kare hayal edin: Salvarli, agzinin yettigi yere kadar gulmuseyen bir hatun, yaninda 15-20 cocuk, hepsinin tirnaklari kirmizi ojeli, kameraya tirnaklarini uzatiyorlar…
-dijital olmadigi icin paylasamiyorum ne yazik ki-
Ne kadar kaldigimi animsamiyorum ama rehber arabaya bindigimde `Hic kimsenin aklina gelmemisti bir ojeyle koye girebilmek` dedi saskin. Ayni yoldan iki gun tekrar gecerken, kafami camdan cikardim, baktim koye, cocuklar ellerini bana gostererek kosusuyorlardi ciglik cigliga… `Oje kadin` diyorlarmis, rehberim soyledi.
Hani ates basinda dolunay isiginda Masailerle oturup konusmustuk bir gece, o zaman anlattim bir koye girebilmek icin attigim taklalari da gulduk. Hic korkulasi degiller, her kapinin bir anahtari var diye dusundum, simdi kendi dilleriyle bile cat pat konusabiliyorum ama en degerli an o oje anidir hic bi sey anlamadan oylece oje surdugumuz an…

Tuesday, February 05, 2008

Big Five – Masai Mara

Bana hep Afrika`ya gelenlerin mutlaka gormesi gereken hayvanlar demek gibi gelirdi Big Five. Ama arastirinca ortaya cikti ki aslinda Afrika`ya avlanmaya gelenlerin avlanmakta en cok zorluk cektigi hayvanlar demekmis: Leopar, buffalo, fil, gergedan ve aslan.
Artik sadece gormek icin geliniyor avlanmak icin degil –yani cogunlukla-, midem bulandi bu hayvanlari `photo shooting` icin degil de sadece `shooting` icin gormek istemelerine. Hem zaten hayvanlar o kadar kendi hallerinde ve umursamaz ki gelip bunlari vurmak is mi yani? Marifet neresinde anlayamiyorum.
Benim oyle Buyuk Bes`i gorme saplantim yok –he heee, belki de yeterince gordugum icindir- ama ne bileyim o kadar sevimli Kucuk Besler, Ucan Yediler, Ziplayan Sekizler var ki hani illa ki de Buyuk Bes goreyim diye delirmiyorum. Amaaaaaa Tanzanya`ya, Serengeti`ye 7 yil once ilk safariye geldigimde, yalan soylemiyeyim, cita gormek icin gelmistim.
Mesela aslan gormeden olmaz, ama cita gormeden hayatta olmaz. Zurafa zerafetiyle beni buyuleyen bir hayvan ama tombul hipopotamlari gormeden hic olmaz. Timsahi omrumun sonuna kadar hic gormesem de olur ama leopar gormeden donmiyeyim diye dua ederim. –Allahtan leoparsiz dondugum hic olmadi, o kadar gormesi zor ve utangac bir hayvan olmasina ragmen-
Bir gun once karsilastigimiz Avustralyali grup Masai Mara`da cita gorememis, cok uzuldum.
Sabah hayir dualari ile safarimize basladik. Baslar baslamaz bizim rehber Francis, baska bir safari aracindaki rehberle bi seyler konustu, tarifler alindi, basti gaza. `Aslan varmis ilerde` dedi. Ben de inceden Francis`I doldurmaya calisiyorum: `Aman bizi cita gormeden gonderme, kimsenin yuzune bakamam Masai Mara`dan cita gormeden donersem. Bak yillar once Tanzanya`ya cita gormeye gittim.` diye mizmiz mizildaniyorum.
Francis bir yollara daliyor, ordan giriyor, burdan donuyor, bir yandan da bana anlatmaya calisiyor: `Yani cita goremeyebiliriz, garantileyeyemem. Zaten hayvanlar Serengeti`ye goc etti. Gormeden geri geldigimiz oldu` vs vs uzatiyor. `Ama` dedi, `sanirim surada bir cita yatiyor.`
Aaaaaaaaaa! Megersem o konustugu rehberden cita yeri tarifi almis, supriz yapmis afacan Francis! Cita gozlerini kirpistirarak onumuzde oturmus, sanki biz yokmus gibi savana bakiyor!
`Vay be, ne sans!` deyip asildik fotograf makinelerine. Ardan yarim saat gecmedi ki onumuzde bir leopar sinirli sinirli dolaniyor! Aklimi yitirecegim! Yeminle!
Leopar in yurumesinde bir gariplik var. Dikkatle bakinca on patisinde bir yara oldugunu farkettik, kaniyor. Bir sure sonra etrefinda o kadar cok safari araci vardi ki rahatsiz olup hirlmaya, arabalarin arasindan yolunu bulup kacmaya calisti. Ama safari araclari hayvanin yolunu kesmeye devam ediyorlar. Icim burkuldu, belki o hayvanin kim bilir kac gun avlanamayacagi icin olme tehlikesi olduguna ve rehberlerin umursamazca hayvani araclarla kovalamalarina.
Bizim rehber de cok heyecanli, en son iki yil once bu kadar yakin gormus bir leopari diye seviniyor. Herkes yeterince sevinince, hayvani kovalama niyetinde olan Francis`e bu isi biraz sevimsiz buldugumuzu soyleyip kalaballigin icinde biraktik zavalli hayvani.
Yolda bir ara heskesin tuvalet ihtiyaci oldugu icin Francis duz bir alandaki koccaman bir karinca yuvasini gozune kestirdi, etrafinda bir tur atti. Tamam, aslan, yilan yok gorunurde. Orayi bayanlar tuvaleti yaptik. Fakat biraz durunca bi sey gorup de durdugumuzu sanan diger safari araclari toparlanmaya basladi etrafimizda. `Ne gordunuz?` diye heyecanli sorularina `mirin kirin kem kum` diye yanit vermeye calisirken, vasak kovalayan bir ceylan dikkatimizi cekti. Olacak sey degil, Thompson ceylani katmis onune bi tane vasak, kovaliyor. Soran gozlerle rehbere baktim, bakislarini kacirinca anladik ki bu pek normal, aciklanasi bi sey degil. `Iste buna bakiyorduk, ne ilginc degil mi?` diye pacayi kurtardik.
Mara nehrine dogru ogle yemegimizi yemek uzere yola ciktik.