Monday, October 27, 2008

29 Eylül 2008– Namibya’ya Varış ve Gumruk Geyikleri


Saatlerdir Johannesburg’dan Windhoek’a doğru uçuyoruz, ama uçaktan baktığımda boşluktan başka hiç bir sey göremedim henuz.
Namibya’nın başkenti Windhoek’a uçmak için önce Uganda-Entebbe Havaalanından Johannesburg’a 4 saat uçtum, şu an da Johannesburg’dan Windhoek’a doğru uçuyorum. Bir yandan okuyup, bir yandan yazıp, bir de uçaktan aşağı doğru bakıyorum. Bakıyorum ama hiç bi sey görüyorum. Gördüğüm şey bomboz, bomboş bir sonsuzluk gibi. Arada sonsuzluğu ikiye ayıran çizgiler görüyorum: Trans-Kalahari Otoyolu. Boslugu, bozlugu ikiye bolup uzayip gidiyor.
Su an yılın en kurak zamanıymış. 6 aydır yağmayan yağmurun yağmasına çok az kalmış ama dua ediyorum ki vize entrikaları nedeni ile bu gezi bayagi bi gecikti ya yağmurlar beni Uganda’ya yolcu ettikten sonra başlasın.
Tanım olarak biraz yağmur aldığı için Kalahari’ye çöl denilmiyormuş da havza deniliyormuş. Ama ben burayı hep çöl olarak duyardım. Bir yer bu kadar düz, kuru ve çorak olursa bana sorarsanız azcık yağmur kimseyi bozmaz, ben buraya –yanlış da olsa- Kalahari Çölü demeye devam etmek istiyorum. Göz var, nizam var hem. Burası çöl değilse neresi çöl?
Kalahari Çölüne hoşgeldim, ben anlamam her yil kaç milim yağmur yağdığından...
Tanım olarak yılda 100mm’den daha az yağmur alan yerlere çöl denilirmiş. Kalahari’de yağmur yıl içinde bile düzenli bir mevsimsellik göstermediği ve genelde 150-250 mm’ye ulaştığı için yarı-çöl tanımına daha çok uyuyormuş.
Esas merkezi Botswana olan Kalahari, 900 000 m2 civarında bir yüzölçümü ile, Ekvatorun güneyindeki 9 ülkenin de sınırlarına giriyor: Botswana, Angola, Zambiya, Zimbabwe, Güney Afrika, Namibya, Mozambik bu ülkelerin bazıları. Yüzeyinde taş veya kayaya rastlanmayan Kalahari Çölünde, bazı yerlerde derinliği 300 metreye varan kum derinliği ile dünyanın en büyük kum alanıymis.
Havaalanına inince bir emaile iliştirilmiş olarak gelen Namibya vizemi gümrük görevlisine uzattım. Uzattım ama daha önce hayatımda hiç email ile vize almamışım, pasaportta hiç bir şey yok, elimde print edilmiş bir belge var. Nasıl olacak bakalım diye düşünürken gümrük memuru, her Afrikalı erkek polis / trafik polisi / gümrük –göçmen bürosu görevlisi gibi aynı geyiği yapmaya başlayıp ard arda artık sırasina alıştığım soruları sormaya başladı:
-Evli misin?
Saflığıma, dalgınlığıma geldi, “Hayır.” dedim. Normalde bırak evli olmayı, “Evli ve iki aylık da hamileyim” yalanını atıveririm. Lafı geveleyen, madem Uganda’da yaşıyorum, Afrikalı bir erkekle neden evlenmediğim konusunu açacağını anladığım trafik polislerine ise “Havaalanından kocamı almaya gidiyorum. Lütfen oyalanmayalım.” ı deyiveririm.
Bütün bu geyikleri neden çevirdiğimi açıklayayım: Normalde bir Ugandalı erkek, hiç şansı olmadığını bildiği için asla beyaz bir bayana asılmaz. Ama her Afrikalının hayali, bir beyaz eş bulup, Avrupa’da bir yerde kırmızı pancurlu bir evde en azından işssizlik sigortası ile geçinerek ömrünün kalanını sıtma, tifo, kolerayı unutup mutlu mesut geçirmektir. Kızlar, devamlı olarak beyaz erkeklere ve hatta beyaz erkeklerle tanışmaya vesile olur diye beyaz bayanlara asılırlar. Ama Afrikalı erkekler, beyaz bir bayana asılma cesaretini kolay kolay göstermezler, çoğunlukla akıllarından bile geçirmezler. Ama trafik polisleri beyaz bayanları durdurduklarında, sanki beyaz bayanların kendilerini durdurup yılışık gevezelikler yapan trafik polisleri ile evlenme huyu varmış gibi gereksiz, flörtöz geyiklerine başlayıp mevzuyu telefon numarası istemeye kadar götürürler.
İşte benim bu keyifli (??) sohbetin tadını kaçıran klasik yalanım “Pardon, sizinle konuşmak güzel de havaalanından kocamı almaya gidiyorum.Üstelik de 2 aylık hamileyim, midem bulanıyor. Çabuk olmak zorundayım.” ile muhabbet ölür, polis ilgisini kaybeder, azat eder beni. Hiç şaşmadı şimdiye kadar. Yalanın bini bir para ama 40 yılda bir maruz kaldığım yılışıklıklardan kurtuluveriyorum.
Ne diyordum?
Wındhoek’daki gümrük memuru
-Evli misin?
-Niye Uganda’da yaşıyorsun?
-Burda yaşamak istersen, ben sana yardımcı olurum.
-Namibya’lı birisi ile evlenirsen burda mutlu mesut yaşarsın.
- Akşam uğrarım belki.
A-Ah! Manyağa bak!!! Vize formunda Windhoek’ta nerde kalacağım yer yazıyor ya, Chameleon City Lodge’da kalacağımı öğrendi doldurduğum belgelerden.
“Beklerim şekerim. Bir de küçük rakı al gelirken. Mezeleri ben hazırlarım.” demek üzereyken zorlama bir gülümseme ile savuşturdum taciz sıramı.
Namibya’ya da hoşgeldim!
Foto: Ucaktan gunesin dogusu

7 comments:

balanne melike said...

Macerayı seviyorummmmmmmmmm. Yaşasın geldinnn. Okumaya hazırım.bu arada kartpostalımı istiyorum, hatırlatayım dedim...

ruhdagı said...

Belki can sıkıcı bir taciz ama ben çok güldüm. Rakı meze beni bitirdi. Tam bir Ferhan Şansoy'luk anlatısı gibi olmuş. Hevesle devamını bekliyorum :)

Sevgiler.

pigmelerle.dans.eden said...

Balannecim,
Kartpostal taaaaa Zambia`nin taaaa Livingstone kasabasindan yola cikti bundan 10 gun once, daha katedecek cok mesafesi vardir eminim. Pole pole :)

kutup zencisi said...

hoşgeldin meltoncum...

seni ve bizimkileri çok özledim... neyse sanırım aralık ortası gibi geleceğim... gerçi önümüzdeki hafta sudan da olacağım, belki oradan geçerim bir kaç günlüğüne...

hoş kal canım...

özlemcik said...

demekki atılgan türk erkekleri türlerinin son örnekleri değilmiş..
sevinsekmi üzülsekmi bilemedim
öptüm canımm

aNNePeRi said...

öncelikle hoşgeldin :)
Daha sonrada bende bi ödülün var diyorum :)

pigmelerle.dans.eden said...

Ooz,
Ben de seni ozledim, hatta az once Melih, Gokhan ve ben geyigini yaptik, cok cekistirdik seni ;)
Aralik 3-15 arasi Tanzanya`da olcam. Aslinda 9-15 arasi da Zanzibar`da olcam, oraya gelseneeee...
Ordan beraber Uganda`ya geceriz, olmaz mi yigidim, kurdan kardesim???

Peri anneeee,
ne oduluuuuu????

Ozlemcik,
benden de sana bir opucuk!