Monday, April 21, 2008

Paskalya Tatilinde Kamp - 1

Paskalya tatilinde ne yapacağımıza tatile iki gün kala karar verdiğimizden otellerde yer bulmak olası olmadığı için ve ben aylardır kamp yapma hevesi ile yanıp tutuştuğum için, çadır, uyku tulumları zaten var ya sadece bi tane büyük termos ve coolbox alındı ve yola çıkıldı: Kenny direksiyonda, Kamp yapcaz :)
Kenny çok komik konuşuyor, tipik bir Ugandali. Tipik bir Ugandali kendi yapacağı konuşmanın bile çok interaktif olmasını ister nedense. İlkokul öğretmeni gibi sorular sorar, senden yanıt beklemez aslında, ama acemiysen, konuşma sırasında Ugandalının sorar gibi yaptığı herşeye yanıt verirken bulursun kendini... Aslında kendi sorduklarına kendisi yanıt vererek, seni ne konuştuğunu takip edemez hale getirir.

Kenny’nin konuşmasından bir örnek:
-Geçenlerde yine Queen Elizabeth Parkında ne yapmaya gittik?
-Kamp yaptık.
-Nerde yattık?
-Çadırda.
-Uyku tulumu yeterince kalın değilmiş. Ne oldu?
-Sırıtımız ağrıdı.
-Sırtımız ağrımasın diye ne aldık?
-Battaniye aldık da altımıza serdik... vs vs...

Şimdi bu konuşma çizgileri sakın sizi yanıltmasın, bu konuşma Kenny’nin tek başına yaptığı bir konuşma. Kendi çalıp kendi oynuyor anlayacağınız. Ne söyliyeceksen söylesene... Ne sorup yanıtlayıp duruyorsun???’ demeye kalkmayın. Böyle konuşmaktan çok hoşlanıyorlar. Bu konuşmanın bir de İngilizcesini yazayım da nasıl devrik cümlelerle konuştukları ortaya çıksın... (Okurken dikkat edilmesi gereken konu: “What” kelimesi vurgulanacak.)

- We went to Queen Elizabeth Park recently to do what?
- Camping...
- Where did we sleep?
- In the tent.
- The sleeping bags were not thick enough. Then our backs did what?
- They hurt. To stop the pain, we bought what?
- We bought blankets and put them under the sleeping bags...

Kırık mı kırık bir İngilizce ve sonu gelmez soru cevaplarla yola koyulduk.

Daha bir buçuk yıl önce aynı yollardan Songül, Bülent ve Estherle geçmiştik ama yollar delik deşik olmuş bu kadar kısa bir sürede. Yolda kahvaltı/öğle yemeği karışık bi şeyler yeyip devam ediyoruz ama öğleden sonra akşama yakın tekrar acıktık. Kenny dedi ki “Bizim köy, yol üzerinde, annemle telefonda konuştum, bize tavuk yapıyor.” Tamam, “gidelim” dedik.
Tavuğa çok düşkün değilim ama hatır için pişmişini yiyebilirim, ama”hatır için çiğ tavuk yerim” lafı benim için Çin işkencesi ile eş anlamlı.
Evlerine gittik, annesine hediye, şeker, tuz ve ekmek aldık Türkler olarak. Burada öyle fantazi yapmaya gerek yok birinin evine ziyarete giderken. En makbul hediye ekmek, şeker ve tuz. Bi keresinde Catherine’in annesini görmeye gidiyoruz, ben torunlara dondurma, anneye meyve suyu, kek vs alayım diye düşünüyorum. Catherine’e sorayım, bakayım neye gereksinim var deyince aldığım yanıt beni çok şaşırtmıştı: Ekmek, şeker ve tuz...
Kardeşler, yiğenler, anne evden çıktıkça çıkıyor, aile kalabalık. Tanışma, hatır sorma vs derken anne bir sofra kurdu. Tavuk pişirmiş. Çok acıktık ya acelemiz olduğunu da söyledik zaten doğal parklarda hava karardıktan sonra hem araba kullanmak yasak, hem yasak olmasa da kullanmak istemeyiz. Tavuktan bir parça aldım tabağıma, ısırdım, beceremedim. Gülümseyerek birbirimize bakıyoruz, bi şey çaktırmamak için ama yok... Diş kesmiyor tavuğu. Sanki tavuk değil otomobil lastiği... Diş kesmiyor.  ‘Çok lezzetliymiş’ deyip hani bitirmiş de yeni parçayı yer gibi. Gariptir, Uganda’da tavuk eti dana etinden daha pahalı, o yüzden görgüsüzlük etmiş gibi olmak da istemiyorum. Anlayacağınız, açım, verdikleri yemeği dişim kesmiyor, renk vermek de istemiyorum, açım, yemek yemek istiyorum, Kenny’ye ve annesine ayıp olsun istemiyorum, şaşırdım ne yapacağımı...
Kenny kütür kütür yiyor tavuğu, zaten kemik olsa onu da yiyecek gibi... En sonunda “Biz doyduk” dedikten sonra, ‘Köy tavukları biraz sert olur’ dedi. Ben ‘Hııı, farkettim. ’ dedim.  Bence o tavuk, body building yapmış zamanında beni kesip yiyenin dişleri kırılsın etimin sertliğinden diye...Ya da maraton koşmuş bir tavuğun budu ancak bu kadar sert olabilir.

Hava kararmadan az önce Queen Elizabeth Parkı’nın Ishasha kısmına girdik. Çadırları kurduk, bir şarap açtık, kamp ateşi yakıldı, nargile kuruldu, sıcak bir çorba kaynadı ve Congo manzaralı bir geceye bakarak, yanımızdan akan Congo ile sınırı oluşturan Ishasha nehrini ve nehirdeki su aygırlarının yerin altından gelir gibi çıkan seslerini dinleyerek keyif yaptık. Sonra uyku bastırdı tabii ki bu uzun günün ardından.

Gece sırtlan sesleri çok yakından geliyordu.
Sırtlanlar da avdan arta kalanları yemek için aslanları takip ettiğine göre...
Ishasha, Uganda’daki aslan nüfusunun en yoğun olduğu yer olduğuna göre...
Gece normalde uzun olacaktı ama şarap kısalttı. Güzelce uyudum...


Gelelim fotograflara:
1. Kongo ve Rwanda`ya yaklastikca bu fantastik scooter modeli her tarafi kapliyor. O kadar agir ki sadece yokus asagi gitmek bence uygun. Yoksa scooteri ayakta zor tutuyorum benzin doldururken ;-p
2. Siyah beyaz Colobus maymunu, en cok begendigim maymun, hatta o uzun ve ucusan tuyleri ile maymunlarin prensesi...
3. Ishasha`daki kuslar arabanin dikiz aynasindaki kendi goruntuleri ile benim gordugum yarim saatten fazla konustular, flort ettiler, arada bir ucup tikladilar, ama bir turlu ayrilamadilar kendi goruntulerinden.

2 comments:

pigmelerle.dans.eden said...

Tekrar Merhaba Onuncukoyden Cem,
Uzulerek burdaki yorumunu da yayinlamiyorum, cunku daha once de rica etmistim; baska kisilerle olan problemleri ilgili kisilerle coz lutfen.
`Bu yaziyi ona gonderiyorum` dedigin kisiye yaziyi ilettim, ama daha fazlasini yapmayi reddediyorum.
`Copy paste` meselesi ise; bir entryye aninda yorum yapmak/yazmak yerine daha once yazdigin, kendi blogunda yayinladigin yazilari yorum yerine paste etmen aslinda ve dogru. Cunku biraktigin son iki yorum da senin tarafindan daha once yazilmis, yayinlanmis ve bu blogdaki `leave your comment` yerine paste edilmis yazilar, yaniliyor muyum?
Umarim bu kez kendimi dogru ifade edebilmisimdir ve umarim beni anlarsin.
Meltem

Cem Akkilic said...

Haklısın, saflar olmasa akıllıbıdıklar nasıl karınlarını doyurur ki.Bak kucağına aldığın çocuklarda bu sözüme bir örnek aslında.

Umarım bu sefer anlatabilmişimdir.

Bu arada ödüller açıklandı benden duymuş gibi olma ama birinciye 1 kg Sakarya patatesi verecekler.