Wednesday, February 06, 2008

Taaaa Serengeti`den, Taaa 1999`dan Bir Ani


Masailerle ilk karsilasmamin garip, komik anisi bu.
1999 yilinda televizyon karsisinda oturmus Serengeti`de kosturan citalari izlerken, birden `Niye izliyorum ben bunu?` demeye basladim kendime. Animal Planet`te cita kosuyor, ben koltukta oturmus bakiyorum. Niye? Neden orda degilim de burdan boyle bakiyorum???
O zamana kadar hayatimda hic Afrka`ya gitmis kimseyi bile gormedim birakin Afrika`ya gitmeyi. Hayal otesi geliyor.
Ertesi gun internet sitelerinden arastirma yapildi, yapildi, yapildi… Turkiye`deki seyahat firmalarindan hic hayir yok. En fazla Misir`a gidiyorlar Afrika adina. E bu arada Tanzanya vizesi basvurusu da yapildi. Gelen bi suru yanit arasindan bir firma secildi, bilet alindi, inecegim havaalani Kilimanjaro Havaalani! Bilete baktikca nefesim kesiliyor! Kilimanjaro Havaalanina inecegim! Ruya gibi! Filmlerdeki gibi!
Anne, baba, es, dost ensideli. Bu arada sitma haplari bulundu, Karakoy Liman Karantina Saglik Hizmetleri gibi adi olan bi yerde sari humma asimi olundu. Heyecandan yerimde duramiyorum.
Gun geldi catti. Ucakta Tarzan cizgi filmini izleye izleye Kilimanjaro Havaalina indik. Bir gun sonra safari basliyor. Yola cikildi.
Gidecegimiz dogal parklar Tarangire, Lake Manyara, Ngorongoro ve Serengeti. Serengeti`de olacagimiz zaman, daha once ayin halleri incelendi ve dolunaya denk getirildi J
Ilk dogal parkta ilk gece sabaha kadar bir cadir icinde etrafimizdaki hayvanlarin kapismalari arasinda saldirdi saldiracak diye korkudan dudaklarim ucuklamasin diye Zovirax surerek gecti. Sonra Tarangire`den Lake Manyara`ya gecerken bir Masai koyunun yanindan geciyoruz, rehbere `dur` dedim. Rehber durmuyor. Daha once Masailerin turistlere karsi, hele hele fotograflarini cekip cekip kacanlara karsi ne kadar kaba ve sinirli olabileceklerinin hikayelerini dinledim ama gozumu Masai burumus, illa ki durmak, inmek istiyorum.
Rehber `Guvenligini garanti edemem. Hem bizi kovalarlar` dedi ama inadim inat…
Koyun 10 metre uzaginda durduk, arabadan indim. Yolun kenarina oturdum veeee cebimden sadece o an icin aldigim, Istanbul`dan getirdigim kipkirmizi bir ojeyi cikarip tirnaklarima surmeye basladim. Biliyorum ya kirmiziya cok merakli olduklarini, normalde oje surmememe ragmen, hic koyle, hic kimseyle ilgilenmeden oje surmeye devam ediyorum. Rehber `Aha deli cikti bu` der gibi beni izliyor.
Once cocuklar geldi, kim bu beyaz, ne yapiyor burda diye. Ama ben hic orali degilim. Habire oje suruyorum. Neden sonra farketmis gibi kafami kaldirdim, bi suru cocuk basima birikmis, kipkirmizi ojeye agizlarinin suyu akarak bakiyorlar.
`Siz de ister misiniz?` dedim. Bir anda dizimin ustunu bi suru kucucuk eller kapladi. Haaa, bir de kolaylik olsun diye cabuk kuruyanlardan almistim ojeyi. Kac cocuga oje surdum animsamiyorum ama bi ara bi baktim –yine sadece o an icin aldigim, ederi 19 ytl olan- tek bir dugmesi olan sahane fotograf makinem salvarimin cebinden dustu yere. Cocuklardan biri makineye dokundu. `Al` dedim, aldi, evirip ceviriyor. Bu arada buyukler de izlemeye basladi.
Cocuga makineyi nasil kullanacagini gosterdim, dunyanin en basit makinesini… Sakir sukur cekmeye basladi. Elini, ayagini, topragi, agaci, arkadaslarini, beni, koyu, ne gorurse cekiyor. O sacmalama anini tahmin ettigim icin de 36lik yeni bir film takmistim, bitmesin orta yerde diye.
Hayatimdaki en mutlu fotograflarimdan birini bu cocuk cekti. Hani benden zarar gelmez ya, onu anladilar, fotograflarini da cekmeye calismiyorum –yani ruhlarini makineme doldurup goturen ben degilim ki kendi cocuklari- Soyle bir kare hayal edin: Salvarli, agzinin yettigi yere kadar gulmuseyen bir hatun, yaninda 15-20 cocuk, hepsinin tirnaklari kirmizi ojeli, kameraya tirnaklarini uzatiyorlar…
-dijital olmadigi icin paylasamiyorum ne yazik ki-
Ne kadar kaldigimi animsamiyorum ama rehber arabaya bindigimde `Hic kimsenin aklina gelmemisti bir ojeyle koye girebilmek` dedi saskin. Ayni yoldan iki gun tekrar gecerken, kafami camdan cikardim, baktim koye, cocuklar ellerini bana gostererek kosusuyorlardi ciglik cigliga… `Oje kadin` diyorlarmis, rehberim soyledi.
Hani ates basinda dolunay isiginda Masailerle oturup konusmustuk bir gece, o zaman anlattim bir koye girebilmek icin attigim taklalari da gulduk. Hic korkulasi degiller, her kapinin bir anahtari var diye dusundum, simdi kendi dilleriyle bile cat pat konusabiliyorum ama en degerli an o oje anidir hic bi sey anlamadan oylece oje surdugumuz an…

7 comments:

Sefer Kılıç said...
This comment has been removed by a blog administrator.
Asli A. said...

Gene agzim kulaklarimda okudum :)
Her oje surdugumde simdi aklima duser bu yazi :D.. kirmizi olacak ama ;)

MeRaiL said...

Kirmizi oje. Allahim ne kadar guzel bir ani..inan herkesin aklina gelebilecek bir sey degil, bu sekilde turistlerden bikmis insanlara yaklasmak.. ;)
Sayende herseferinde icimdeki oralari gorme isteyi buyuyor, umarim bir gun bende oralara gelip en azindan oradaki bir kac cocugu kucaklama firsati bulurum.. :)
Sevgiler

Lapis lazuli said...

Film olsaymis cok severmisim ben ojeli kareyi, bayilirim zeki kadin kahramanlara ben ;)

Anonymous said...

İnanılmaz kimin aklına gelir ki böyle bir yöntem.
Aynı filmlerdeki gibi.
Zaten film tadında yazıyorsunuz.
Yazmaya devam edin olur mu? Bir de arada bir de sıla özlemi çekmek çok doğal. Ama siz orda olmasanız biz nasıl haberdar olacaktık oradaki insanlardan.
Nlay Durukan

Anonymous said...

Harika, süperrr ya. Kimin aklına gelir oje ile yaklaşmak. Çok yaratıcı bir insanmışsınız. Hayran kaldım doğrusu.
Sizi okudukça ben buralarda çıldırıyorum. Çocukluğumda kurduğum hayali siz yaşıyorsunuz. Ben her zaman imkansız olarak düşünmüştüm. Harikasınız! ama yinede kıskanmıyor değilim sizi :(

abk said...

Kırmızı oje... Evet, bu kadından korkulur.. Her kapıyı açabilir.:)) Bu kadar mı pratik zekalı olur bir insan.:))