Friday, September 28, 2007

Erkek Adam Isa`yi Sever

Beni en cok sasirtan seylerden biri de su: Burda Tanri`nin adindan cok Isa aniliyor...
Bir araba stickeri daha var ki o da soyle: `Who is the man`s best friend? Dog or God?`

Wednesday, September 26, 2007

Bi sure icin goruntu yok ama ses var...

Internet baglantimiz verem edecek kadr problemli bu aralar... Emailler gitmiyor, yari yoldan geri geliyor, ya da bana gitmis numarasi yapiyor ama gitmiyor :(
Bi suru aksaklik nedeni ile bloguma fotograf koyamiyorum.
Ama problem cozulunce -cozulurse- tekrar foto koymaya baslayacagim eski yazilarima geri donup...
Yani bi sure icin ses var bu blogda ama goruntu yok...

Muzungu olsun, çamurdan olsun...

Gece hayatı felaket Kampala’da...Cuma Cumartesi günleri tüm şehir gümbür gümbür zıplıyor, hopluyor sabaha kadar...Herkes kendi gücünün yettiği kadar eğleniyor, içiyor, dansediyor...
Ama bir kesim var ki kendi gücünün yetisini zorlayanlar... Muzungu erkek avcıları...
Nasıl bir histir burda yaşayan beyaz erkeklerdeki herhangi bir yerde herhangi bir zamanda istediği her Ugandalı kızı elde edebileceğini bilme hissi???? Yıllarca kendi ülkelerinde zor kızları tavlamaya çalışmış, ya cesaret edememiş ya kız yüz vermemiş ama bir anda gelmiş Afrika’ya ilah olmuş burdaki gencecik, fıstık gibi kızların gözünde... Nasıl bir rahatlık, nasıl bir acizliktir????
Sheraton’daki Rhino Pub’a gidiyorsunuz, pubdaki masalarda tek tek kızlar gelmiş oturmuş, kısmetlerine ne düşecek o gün, bekliyorlar... Sheraton burası yaa...
Gecenin bir saatinden sonra sokaklarda güzel tombul ablalar beklemeye başlıyor. Burda tombul olmak çok makbul ama azcık kafası çalışanlar muzunguların ceylan gibi kızlardan hoşlandıklarını biliyor. Arabayla geçerken önüne atlıyorlar bazen içindekinin kim olduğunu görmeden ‘rastgele’ deyip.
Ve diyelim ki bir şekilde bir ilişki başladı, ondan sonra gelsin paralar, gelsin sahte geçici bir refah... Bana kontör al, okul masraflarımı öde, elbise al, yemek al, içki al, al da al kısmı başlıyor işin.
Bazen muzungu erkekler sanıyorlar ki buldukları bu güzel kız kendilerini gerçekten seviyor, evlenip bir çocuk da yapıldı mı o zaman dananın kuyruğu kopuyor. Avrupadan bir ülkenin vatandaşlığına geçince ne muzungu umurunda kadının ne de çocuğu... Kaç tane muzungu tanıyorum, sevip aşık olup evlendiği Afrikali kadın Avrupa’da bir yerde yaşıyor, adam burda çocuğuna bakıyor...
Esas benim içimi burkan saçları beyaz, artık teneşir paklayacak kadar yaşlı beyaz adamlar sanki jübileleri güzel olsun diye burda genç ve güzelce kızları takıp kollarına fink atıyorlar paranın satın alabileceği şeyleri isteyen cıvırların istediği yerlerde... Kız afet, adam dökülüyor ama kimin umurunda... Burda düzen böyle... Sefalet halkın belini bükerken kadınlar şansını deniyor bi...Acaba diye diye...
Geçen yıl birisi ‘Burda aşk yok’ dedi. ‘Çıkarlar var.’ Gerçi evde ölmek üzere olan annen baban varsa, 10 usd’ın yok diye hastaneye kabul edilmeyip öylece oracıkta ölümü bekliyorsan aşk kimin umurunda?

Ey Tanrım bana üç tane! Üç de yetmez beş tane...


Çocuk doğurmaya bi kez başladınız mı ortalama 7 tane doğum yapacaksınız...Anlaştık mı? Anlaştık diyelim...
%30unuz birden fazla eşli evlilik içinde olacak. Tamam mı?
%70iniz diyecek ki ‘Bazı şartlar altında eşim beni dövsün, eline sağlık!’ Zaten dayak yiyen kadınların oranı ile ‘Dövsün, hakediyoruz bazen’ diyen kadınların oranı aynı: %70. Yemişler dayağı ve ‘ohhh rahatladım, zaten haketmiştim’ demişler, öyle mi?
Erkeklerinizin %60ı ‘Hakettiklerinde dayak atarım.’ demiş mesela. Nasıl? Kadınlar bile daha rahat dayak yeme konusunda erkeklerin layık gördüğü orandan...
Gerçi burda bi gariplik var: Erkeklerin %60ı, kadınların %70i dayak atıp yemeye OK veriyorsa zaten aradaki %10 da çok eşlilik yüzünden herhalde. Yani bir erkek birden fazla kadını dövebilir!
Çokeşliliği ben Arap ülkelerinde olur sanırdım... ‘Müslüman’ım’ dediğimde ‘Babanın kaç eşi var?’ sorularından utanırdım... Burda o kadar çok hiçevlilik –bekar anneler- ve çokevlilik var ki evlenecek birini bulduklarında kendi başlarına ekonomik hiç bir garantisi bulunmayan anneler hoplaya zıplaya evleniyorlar herhalde. ‘Döverse dövsün, kaç tane eşi olursa olsun’ diyerek.... Bir de AIDSin yaygınlığından olsa gerek erkeklerin dışarda riskli cinsel tecrübeler yaşaması ve eve o riski taşıması yerine tanıdık bildik mahellenin kızlarından bir harem kurması tercih ediliyor olabilir.
Bu ülkenin dinamiklerini anlamak hiç kolay değil... Rakamlar çıkıyor karşımıza, sonra bakıp kalıyoruz o rakamların aslında bize ne demeye çalıştıklarına...

Kaynak: 2006 Demohraphic and Health Survey, Uganda Bureau of Statistics

Thursday, September 20, 2007

Ayakları kesilen köpeğin önünde yavrusu ateşe verilip yakıliyor mu Turkiye`de?


Turkiye`den bir arkadasimdan email geldi, oldugu gibi yayinliyorum:

`Çok önemli bir kampanya başlatıyoruz ve bütün vicdanlı insanların desteğine
ihtiyacımız var...
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun HAYVAN HAKLARI YASASI olarak değişmesini
ve Türk Ceza Kanunu kapsamına girmesini istiyoruz.Çünkü şu anda hayvanlara işkence
edenler, bağlayıp tecavüz edenler,ayaklarını kesip gözlerini oyanlar,yavrusunu
annesinin gözleri önünde yakan vicdansızlar ceza almıyor,yakalansalar bile bu
kanun Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu için yere tükürmekle eşdeğer tutuluyor
ve cezası en fazla o kadar... Oysa hergün Türkiye'nin her yerinden işkence,itlaf,
insanın kanını donduran vahşet haberleri alıyoruz..(En son Bandırma'da 280 köpek
öldürüldü,çoğu annesini emen yavrulardı ve ölmeleri bile beklenmeden canlı canlı
gömüldüler,Adanada ayakları kesilen köpeğin önünde yavrusu ateşe verilip yakıldı,
Bingölde su içmek için dereye giren yavru ayıya 2 saat taş ve çivili sopalarla
işkence edildi,hem de kahkahalarla yaptılar,zevk alarak,ayı yavrusu insanların
elinden ancak ölerek kurtuldu.
Oysa diyoruz ki insan öldürmekle hayvan öldürmek arası sadece bir adımdır.
Merhamet her yerde merhamettir.
Yaşam Hakkına Saygı sitemizdeki dilekçeyi sadece 1 dakikanızi ayırıp imzalar
mısınız?
http://www.yasamhakkinasaygi.com/dilekce/dilekce.detay.php?id=246
Ayrıca lütfen bu linki tüm tanıdıklarına gönderin,katılımın çokluğu çok
önemli.
Tüm çaresiz canlar adına teşekkür ediyorum.`

Dun gece George Orwell`in daha once kitabini okudugum Animal Farm (Hayvan Ciftligi) isimli filmini izledim. Canlarina artik tak eden hayvanlar isyan edip bir ciftligi ele gecirip sahiplerini de kovuyorlar ve duvara yaziyorlar: `Iki ayak ustunde duran her canli dusmanimizdir` Dogru galiba...

Ne olur kimseye `Hayvan` deyince hakaret ettiginizi dusunmeyin!
Pis seyler yiyebilip ulu orta tuvalet ihtiyacini gidermek bir hakaret konusu oluyorsa, bu emailde bahsedilen kisiler nedir ben anlamadim!!!!!!!!!!!!
-Ne demek istedigimi pek ifade edemedim, ama sinirimdendir!!!!-

Tuesday, September 18, 2007

Son bir haftanin bilancosu: 1 paspas, 2 koltugun kolcaklari -azcik-


Arkadaslar,
Herkese cok tesekkurler kopeklerim ve ev ahalisi adina.


Neredeyse bir haftadir internet baglantimiz yok.

Bazen email geliyor ama gitmiyor.

Bazen gidiyor ama alinmiyor.

Internet baglantisi hep sallantida.

Ve bazen baglanti saglandiginda hic baglanmasa daha iyiydi diye dusunur olduk, cunku o kadar yavasti ki siniri bozuluyor insanin.

Neyse, agirdan agirdan yaziyorum, umarim baglanti kopmaz :(


Kopeklerin yaramazliklarina gelinceeeee...

Kimisi elinden geldigince yardim etmeye calismis, hepsini dikkatle okudum.
Mesela kemikle basladim ise.
Ama burda oyle kopekler icin ozel yapilmis o lezzetli -boggkkk- kemiklerden yok.
Ama koca koca kemikler alindi mesela, haslanip haslanip bahceye dagitildi.
Yalniz bu kez de kemik kovalamacalari basladi.
Devamli bir hile, bir kumpas nasil hepsini ben alirim da digerine caktirmadan gomerim diye Lokum`la Sutlac`in beyin damarlari atmaya basladi :)

Kimisi gulmus halimize...
E cok dogal, ben gulmekten yerlere yatiyorum!

Kimisi uzulmus...
Uzulmeyin, haytalarin keyfi cok yerinde.

Haaaa...
bir de satir aralarini okuyup `Benim Adim Kirmizi` nin sayfalarini gondermeyi teklif edenler var ki buyrunuz: Kitap 354. sayfadan 366. sayfaya kadar yenilmis ve dogaya geri donusturulmus bulunuyor.

Cok cok tesekkurler, gulenlere, yardim etmeye calisanlara, allahim yarabbim diyenlere, elma suyu, camasir suyu, sabun onerenlere, bosver gecer diyenlere, benim de kedim boyle yapardi, benim oglum boyle yapardi, benim kopegim var hic boyle yapmadi, yiyor da nasil sindiriyor anlamadim diyenlere....

Herkese tesekkurler!
Not: Fotograf, benim kizlarla ilk kez goz goze geldigimiz anin fotografidir :-)

Tuesday, September 11, 2007

Yiyorlar…


Sutlac`la Lokum… Hani benim safkan Uganda kopeklerim…
Devamli yiyorlar… Kopek di mi, yer, normal… Degil! Her seyi yiyorlar…
Bebekliklerinden anlamaliydim. Ilk olarak sepetlerindeki minderi, sonra da sepeti yediler. Battaniye aldim garajda altlarina sermek icin, hani soguk betona yatmasinlar diye. Onu da yediler…
Tshirt yiyorlar mesela. Ipe asilmis camasirlar arasindan boylarinin yettigini alip yiyorlar. Havlu yiyorlar… Gecen gun zumrut yesili ipek bir elbisemi yediler, sonra da dayak yediler :(
Misafirlerden Joe`nun, eski ev arkadasim Shevy`nin ayakkabilarini yediler…
Lisa`nin ve Catherine`in cep telefonunu yemege kalktilar, olmadi!
Paspasi yediler. Hem evin girisindeki paspasi, hem de banyo paspasini. Paspastaki `welcome` yazisinin `e` harfi gidince aklima bi fikir geldi. Cok aci bi biber sosu yapmistim, onu sulandirip paspasa doktum, bir sure idare etti. Ama ayaklarimizi sile sile aci biber etkisi gecmis, paspasin tamami yenince anladik.
Uganda isi bezden yapma oyuncak fillerimi yedileri.
Bi gun cantami 2 dakika yere biraktim, mutfaga girdim ciktim, baktim cantanin kenari yirtilmis ve cuzdanim yok! Cuzdanim kenarini yemisler, ama paralar saglam…
Bi gun bi arkadasimla bulusacagim ama arabamin anahtarini bulamiyorum. Her yeri aradim ama elektrik kesik oldugu icin bulamiyorum. Neyse, arkadasimi aradim beni alir misin ben arabanin anahtarini bulamiyorum diye. Ertesi sabah anahtarligi yenmis, ama Allahtan anahtari yataklarinda buldum…
Catherine`e rica ettim ikinci el pazarindan tanesi bir dolara 3 cift ayakkabi aldi, hepsini bi guzel aci biber sosuna batirip bahceye rastgele dagittik, ondan beri ayakkabi yemiyorlar ama kacirip sakliyorlar.
En son gecen hafta evde oturuyoruz ama bi garip ses geliyor bahceden. Ciktim baktim, hani arabalarin arkasinda istepne tekerlek olur da onun da bir kilifi olur ya onu da yemisler…
Sandalyelerin kolcaklari da Allahlik oldu. Tahmin edin??? Yediler!
`Benim Adim Kirmizi`yi okuyordum, telefonum caldi, iceri girdim… Geri ciktigimda henuz okumadigim sayfalardan 20sini yemisler… Sayfalari soylesem birisi bana scan edip gonderir mi acep????
Bir de bi akil verecek olan var mi nasil durdurulur bu kemirgen canavarlar?????

Not: Fotografta Apiyo ile Acien`i kistirip duvar kosesine cocuklarin ellerinden gofret icin salyalar akitirken boyle yakaladim :)
Bi de kucukluk hallerine baktim da nerden nereye demek icin… Gercekten de nereden nereye…
Haa, bir not... Soranlar oldu da aciklayayim: Safkan Uganda Kopegi diye bi sey yok... Safkan Uganda Kopegi = Karmakarisik sokak kopegi...

Friday, September 07, 2007

Goriller Ic Savasin Ortasinda Tek Baslarina Kaldilar


Daha once oldurulen gorillerden bahsetmistim Kongo`da...

Durum hic de iyiye gitmedi. Bir goril daha oldu bu gecen zaman icinde. Devletin ordusu ve eski asi generalin taraftarlari arasindaki bu ic savas nedeni ile 2007nin basindan beri bolgeden 600 000 kisi kacti ve bunlarin 10 000i sadece gecen hafta Uganda`ya sigindi.
Ve gecen hafta Virunga Dogal Parki rancerlerinden birisi olduruldu ve yasal devletin askeri oldugunu soyleyen kisiler park rancerlerinin tum techizatina el koyup yok oldular. Bu olaydan sonra ilgili bolgeden yasayan hem sivil halk hem de rancerler bolgeyi terk ettiler. Iki tanesi haric.
Diddy ve Norbert catismalarin arasinda techizatsiz kalsalar da gorillerini terk etmediler. Yalniz verecekleri her bilgi ic savas sirlarini aciga cikarmak ve dusman taraflara bilgi vermek olacagi icin pek fazla bi sey yazamiyorlar. Bugun sadece iki cumle yazabilmisler: `Gorillerin bulundugu kisimda yogun carpisma var, bombalar atiliyor. Simdiye dek bu kadar kotu catisma olmamisti.`
Bu kadar...
Uganda`ya veya Rwanda`ya dogru giriverseler goriller... O kadar yakinlar ki sinira... Ilk goril trekkingimi yaparken goriller yuruyup gectigi icin ben de peslerinden Kongo`ya girmistim. Geri geliverseler...Dunya goril nufusunun yarisi bu parkta... Allahim oluvermeseler!

Tuesday, September 04, 2007

Tanrı’yı oynamak


Bir yıl önce ev arkadaşım Julie ile ev çok büyük olduğu için eve bir kişiyi daha almaya karar verdik. Güvenilir yerlere ilan astık, Lisa adinda birisi aradı ve geldi. Konuştuk, evi gösterdik, ısındık birbirimize ve taşındı bize.
Lisa doktor. Rakai denen bölgesinde Uganda’nın –Afrika’da ilk AIDS teşhisi yapılan yer- ülkenin en büyük AIDS projesinde çalışıyor. Üzerinde çalıştığı konulardan biri ise ‘Sünnet olmanın AIDS riski ile ilişkisi’. Yıllardır topladığı datalar ve yaptığı araştırmalar neticesinde ortaya çıktı: Sünnetli olmak AIDS riskini %50 azaltıyor.
Bir keresinde Lisa’yı da alıp Ugandalı müzik gruplarının sabaha kadar sahne aldığı Kampala Rugby Club’daki Battle of the Bands isimli her Cuma Cumalarımızı güzelleştiren organizasyona götürdüm. Bi sürü müzisyen arkadaşım vardı, onlarla tanıştırdım.
Lisa müptelası oldu Battle of the Bands’in... Veeee bir gün çok mutlu bana geldi: `Meltem, bi sürü müzisyeni ikna ettim, sünnet olacaklar` diye... Hoydaaaa.... Hangi müzisyen piyasadan kısa süre yok olursa biliyorum ki Lisa sünnet etmiş onları!
Başka bir gün yine geldi: `Meltem, sünnet olan müzisyenler bu konuda halkı bilinçlendirmek için bir şarkı besteleyecekler!` Şarkıyı dinledim, gülüyorum tabii ki...Ve şarkı Uganda sınırlarını da aşıp tüm Afrikalı müzisyenlerinin AIDS için yaptığı bir albüme katılacak!
Proje içindeki yeri attığı bu zeki adımlarla daha da pekişti Lisa’nın. Bir gün sms geldi: ‘Meltem, akşam eve misafir getirebilir miyim? Çocuk bakıcılığı yapmak zorunda kaldım. Projenin Amerika’daki üst düzey yöneticilerinden birinin kızı burada ama hastalandı. Onu eve getirip bakabilir miyim?’ Diye... Tabii ki dedim.
Akşam geldiler, Lisa’nın suratı bir karış, kız grip gibi bi şey... Nedeni anlaşıldı: Lisa’nın hastalarından birisi, Lisa bu kızla ilgilenirken fenalaşmış, Lisa’ya ulaşamamış, hastaneye yatmak için 25 000 -15 usd- şilingi olmadığı için ölmüş...
Sonra bir gün kız Amerika’ya giderken teşekkürlerini minnetlerini dile getirirken ‘senin için ne yapabiliriz?’ diyor, Lisa o ana kadar söylemediği gerçeği kıza söyleyip ‘senin hastalığınla uğraştığım için 25 000 şilingi yok diye bir hastam öldü benim o gün’ diyor... Kız hemen babasını arayıp olayı anlatınca babası 25 000 şilinge karşılık 25 000 usd bağışta bulunuyor...
Hayat ne garip... Bir kişi ölüyor ve ölümü garip bir şekilde 1000lercesini kurtaracak!
Lisa şu an Amerika’da, geri döndü ama burada başladığı işleri diğer gelip gidenler gibi yarıda bırakmayacak. 9 ay sonra tekrar dönüp daha iyi bir pozisyonda hayat kurtarmaya devam edecek J
AIDS olduğu bilinmeden yıllarca yanlış tedavi yapıldığı için büyüyemeyen ve derisi yanık gibi soyulan bir çocuk Lisa tedaviye başladıktan sonra 8 ay içinde 15 santim uzadı, sesi kalınlaştı, bıyıkları çıkıp ergenliğe girdi! Ve çocuk bu problem yüzünden hiç okula gidememişti, erkek arkadaşı ile Lisa bir ilkokulun müdürünü ikna edip ilkokula yazdırdılar çocugu! Bence Lisa Tanrı’yı oynadı bu çocugun hayatında.
Bazen geçen ömrüme bakıp kimin ne işine yaradım diye düşünürdüm İstanbul’da çalışırken... Lisa ve Lisa gibiler yüzünden hep böyle düşüneceğim galiba :)
For Lisa: Sweet sweet Lisa, nothing bad at all! This post mentions about your circumcision project, the musicians, `The Song`, 25 000 shs vs 25 000 usd donation, the kid who got taller enourmously after you started working with him, now that he goes to school and how meaningful all you do that it feels like you are playing the God sometimes and how less menaingful it feels the way i spent my life compared to what you do! Miss you!!! You come back! Me i am here! XXXX