Thursday, March 29, 2007

Bir fotograf bin kelimeye bedelmis....


Kirmiziiiiiiii!!!! Maviiiiii!!!!!!


Bir dogal parktaki bandalarimiza girdik, banyo yapcaz diye sevine sevine... Ama once odadaki yarasalar kovalandi, sonra odanin onundeki su aygiri kovalandi. - ben kovalamadim haaa...korkarim...- Sonra odaya terlik de koymuslar, giydik ama bir de baktik ki Esther`in ayaklari bu halde!

Anlatiyorum anlatiyorum ama iste ozet: Uganda boyle bir ulke :-)

Sutlac ve Lokum


Cocuklarin adi Sutlac`la Lokum kaldi. Sutlac eve kim gelse havada ucup kafa atma, tum surati yalama, sabah tertemiz kiyafetle tam ise gidecekken camurlu ayaklari ile uzerime pati izleri birakma uzerine, Lokum da bahcenin etrafinda kus ucsa, eve bahcevan veya elektrikci gelse etrafinda kopekbaligi gibi dolanip hirlama, disari ciktigimizda da bana kim yaklassa korkutma uzerine uzmanlasti. Iyi polis, kotu polis oldular bir bakima...1 ay egitim gordukten sonra Sutlac her denileni yaparak, Lokum da darlanip egitimi, egitmeni, herkesi boykot ederek mezun oldu.
Bana bu iki haytayi veren Justine abilerini de ziyarete geldiginde boyle karsiladilar...

Wednesday, March 28, 2007

Nina olmasa benim fotografim olmazdi bu memlekette :(


Gecen gun baktim da bloguma, pek bi fotografim yok :( Elimde olanlara da bir gozgezdirdim, fotograflarda genelde tek elim, kolum yok...
neden derseniz, cep telefonu ile kendi kendimi cekmekten... Sonra Nina ile tanistik. Bir kac geziden sonra fotograflari degis tokus yaparken bir de baktim bi suru fotografimi cekmis ve hatta hayatta en cok sevdigim fotograflardan biri olmus onlar. Nina`ya sevgiler!
Haaa, bir de kendi bloguna beni list etmis, `Turkce anlamiyorum, ama fotograflari seviyorum` diye de bir not duserek. E gonul borcumu odeyip onun da anladigi bir dilde bi kez olsun yazayim....
Special for Nina: I was checking my blog the other day. I noticed that i do not have many photos of my own. And i checked the ones i had of myself, usually my arm and hand are missing in those photos as i took my own photos with my mobile phone! Then I met Nina and we have gone on a couple of trips together... When we were exchanging the photos of the trips, she ended up having lovely photos of me, some became the favourite photos of myself! Thank you, Nina! Lots of love!

Thursday, March 01, 2007

`Benimle evlenir misin Sevgilim? Soz, sana Kanli Elmasli alyanslar alcam`

O mutlu an! Erkek arkadasiniz sonunda(!) –emekleriniz bosa gitmemis!- size evlenme teklifi etmis ve bir de ne kadar istekli gorunduyseniz artik yaninda tek tas yuzugunu bile almis gelmis. Kadife kutuyu aciyorsunuz ve bir de bakiyorsunuz ki… Kutunun icinde kanlar icinde bir tek tas! Cok romantik! Hemen kabul edin bu kanli teklifi!!!

Blood Diamond filmini de gecen hafta izledim ve bir daha izleyecegim. Filmin konusu ve isminin kaynağı Afrika'daki savaş bölgelerinde çıkarılan ve savaş düzenini finanse etmekte kullanılan elmaslar. Bu elmaslar sıklıkla "kanlı elmaslar" anlamına gelen blood diamonds terimiyle anılırmis. Filmin esas tema –kanli elmas, ic savas, beyazlarin kacakciligi- haricinde yan temalari beni cok urkuttu: Ailelerden erkek cocuklarini calip asker yapmak, beyin yikamak ve onlari katil haline, normal hayatin icine donemez hale getirmek, multeci kamplarinda parcalanmis aileler... Cocuk askerler hakkinda daha sonra yazacagim. O konu cepte beklesin. Var halen bu ulkenin kuzeyinde ayni goruntuler cunku.

Izleyinlutfen bu filmi de. Parmaginiza taktiginiz bir yuzugun ne kanlar dokulerek size ulastigini bilmekte fayda var. Simdi erkekler diyecek ki `Hay agzina saglik! Ne guzel film bu yaaa!!!` Bence duyarli bayanlar da bunu soylemeli. Filmin gectigi Sierra Leone`yi bilmem ama komsu Kongo`da bu durum hala gecerli.

Elinizdeki alyansa bugun bir de bu gozle bakmayi deneyin… `Amaannn, ben almasam baskasi alacakti` demeyin. Dunya boyle deyip kendini avutan bireylerden olusmuyor mu? Azicik ekonomi okuduysaniz arz ve talebin iliskisini bilirsiniz. Yapmayin yaa!

Mutlaka izleyin: Iskocya`nin Son Krali

Ben fazla bi sey anlatmayayim film hakkinda... Kitabi buraya geldigimde okumustum, filmi dun gece izledim. Cok begendim. Idi Amin`i oynayan Forest Whitaker mukemmel. Kitabi okudugumda dehsete kapilmistim, bitirmek icin bir gece sabaha kadar -elektrik de yoktu- mum isiginda okumustum. Sabah ise gitmek icin yola koyuldugumda ise artik bu ulkeden korkuyordum. Ama herseyin gecmiste kaldigini anlamak icin sokaktaki insanlarin yuzune bakmak, gozgoze gelmek yetti de artti bile. O kadar yumusak, o kadar alttan alan insanlari var ki Uganda`nin, herhangi bir kavga cikmasi bile mucize!

Uganda artik filmdeki gibi bir yer degil. Ama bu insanlarin ne badireler atlatarak bu hale geldigini anlamak acisindan super bir film! Ha bire diktotarlerin -Idi Amin, Milton Obote- koltuk degistirdigi, sabah erken kalkanin askeri darbe yaptigi, vahsetin, dehsetin hukum surdugu bir ulkeyken su anki hali bir mucize! Zamanin zindanlarini gezdim de Kampala`da -baskent-, tuylerim diken diken oldu. Duvarlarda kanla yazilmis yazilar hala duruyor!!!

Neyse, birakayim simdi sevimsiz konulari, onlari filmde izlersiniz. Bakin simdi: Dun filmi izliyorum ama ikide birde -oynayanlarin %95i Ugandali oldugundan ve filmin tamami Uganda`da cekildiginden- `Aaaaa, bu bizim Chris ayolll... Ayy ayy baksana bu benim kuafor!` diyerek izledim.

1- Ilk kez bir filmde tanidiklara rastladim.
2- Iskocyali doktorun ilk Uganda`ya geldiginde bindigi otobuslerde 10 ay yolculuk yaptim -hem de tavuklu mavuklu, sadece yolculu degil.
3- Idi Amin`le ilk karsilastigi sahnedeki Ankole okuzleri her gun evimin onunden suru halinde gecer. Boynuzlarinin 1.8m ye ulastigi olur. Bir kez aralarinda kalinca bi tanesinin boynuzu arabamin benim tarafimdaki camina carpti da korkudan ne yapacagimi sasirdim.
4- Doktorun calistigi Mulago Hastanesi su an da ayni durumda ve cok yakin bir arkadasim beyin kanamasi gecirdiginde orda cok vakit gecirmek zorunda kaldim.
5- Cocuklar hep oyle neseli ve araba kovalayan cinsten!
6- Toprak burda gercekten kirmizi :)
7- Ilk kez bir filmde konusulan yerli dilini -biraz- anlayabildim :)