Wednesday, January 31, 2007

ikizler
























Bir gun Catherine - evimizde kalan temizlikcimiz- darlana darlana dolasiyor. Ne oldu dedik. Kizi okula gittigi icin torunlarina bakan kimse yokmus. Kizi 14 yasinda hamile kalip iki tane kizi birden dogurunca ne yapcaklarini sasirmislar. Annenin kendisi daha cocuk. `Aman` dedik ` Kafana takitigin seye bak. Getir torunlari, burda beraber kalirsiniz.` Cok sevindi.
Iki gun sonra bu cocuk irisi iki tane guzel mi guzel torunla cikageldi.
Zipir olani Opiyo. Bazen eve geldigimde hangisinde hangi kiyafet oldugunu unuttugum icin, `Gelin bakalim buraya` diyorum. Kim `Gelmem.` derse o Opiyo. Kosup gelip de sarilan Acien. Ya da sabah mahmurlugu ile hangisinin hangisi oldugunu ayirdedemeden ise dogru yola koyulduysam, her sabah ben ise giderken aglayan Acien. Kedimiz Philip`in pesine takilip kovaladigi ve sonra da dayak yedigi Opiyo.

Sabahlari odamin penceresinin onunde `Melteemmmm...` diye fisildayarak uyandiran her ikisi :-)

Annelerinin okula gidecek parasi olmadigi icin ev arkadasim Julie okutuyor onu. Julie de ilk kez hamile oldugu icin Kongo`daki kocasi ile Amerika`ya geri dondu ama Opiyo ve Acien`in annesi ona polis olmaya soz verdigi icin anne polis olana kadar yardim etmeye devam edecek. Allah da hem Julie`ye hem de kocasi ve simdilik sadece karninda tekme ve takla atan ogluna uzun omurler verecek...

Oje ;-)


Eric`i taniyorsunuz artik. Hani yetim Eric, dort ceker Eric. Hangi renk oje yakismaz ki ona :-)
Gozbebeklerindeki iki buklum yansima da ben!!! Cep telefonumla cekiverdim...

Catalli igne ;-)


Yine eller cenede ayni dusunceli gozler...


Queen elizabeth dogal parkinda bir balikci koyune gittim. Koyun tamami pesimde bu kez... Turistler dogal parka gelip aslan sirtlan pesinde kosmaktan koylere pek gitmiyorlar. Koyun muhtari mi diyeyim nedir bir adam geldi. Dikti gozunu bana bakiyor, ben yine cocuklu koyun kavalcisi gibi pesimde 20 cocukla geziniyorum... Muhtar yanimdaki Ugandali arkadasima gidip bi seyler fisildadi. O da bana geldi dedi ki `Meltem, bu muhtar senin saclarini cok begenmis.` Allah allahhhh... Dedim ki `Gelsin, ellesin. Kesip de kemerine sus yapcak degil ya Kizilderililer gibi.` Muhtar utanarak geldi, butun koy bize bakiyor. Saclarimi tuttu, soyle bi elinde gezdirdi. Gozleri yerinden firladi saskinliktan. Butun koy gulmekten yerlerde. Bu cocuk haric. O elleri cenesinde boylece bakakaldi...

Hani yavru keci pesindeydim ya...


Hani Sipi Selalerinde yavru keci pesindeyken o gulen gozlu cocugu gordum de fotografini cektim ya... Butun cocuklar onume dizildi benim de cek, benim de cek diye. Dijital kameraya bayiliyorlar. Cekiyorum, hemen fotoyu gormek icin basima ususuyorlar. Herkes birbirini ittire kaktira foto cektirip sonra da fotoya bakarken, kenarda cok kucuk oldugu icin arkalara itilmis kalmis bu kucuk kizi gordum. Cocuklarin arbedesine bi son verip bu ufakligi aldim yanima. bi suru fotografini cekip sadece onun, sadece ona gosterdim.

Bi garip burdaki cocuklar - 2


Bu cocugu Sipi Selalerine gittigimde bir gunluk bir keci yavrusunu yakalamaya calisirken gordum. Keci aklimi basimdan almis, kecinin annesini de uzmeden yavrusunu seveyim diyorum. Ben yavru keci pesinde, cocuklar ve anne keci benim pesimde... O kadar cocugun arasindan da olsa, su surati, su bakisi yakalamak cok buyuk marifet degil...

Bi garip burdaki cocuklar...























Bi garip burdaki cocuklar... Gulup cosup deliler gibi kosturup eglenirken elimdeki makineye kafayi cevirip soyle bi bakislari var ellerini cenelerine dayayip -mesela yandaki gibi- hic cocuk demezsin...

Ozellikle annem icin burdaki cocuklarin birkacinin fotosunu koycam. Pek bir sey yazmiycam, onlar gozleri ile herseyi anlatiyor zaten...

buyrunuz...

Gittiler, aglattilar, yazdilar aglattilar...


Gittiler... Icimi burkula burkula havaalanina goturdum onlari...
Gittiler de gitmeleri yetmezmis gibi aglamama, bir de aglatan email attilar...
Aha budur o email de...

From: songul kabil
Sent: 01 November 2006 13:59
To: Meltem Yasar (is)
Cc: bülent kabil
Subject: Special Thanks

Sevgili Arkadasim, Sekerim, Guzelim,

Uganda'ya gezmek icin gitmekle,
Uganda'ya tekrar is kurmak icin gitmekle,
Uganda'da bir iste calismaya karar verip orada bir muddet kalmakla, ne iyi etmissin...
Bu sayede babama dua ederek, ozlemle karisik meraklarimizi gidermek icin Uganda'nin yollari kirmizi topraktan dedik, vardik, geldik..
ne iyi ettik...
Seni gorduk,
senin keyfinin yerinde oldugunu anladik,
mutlu olduk.....
senin o guzel arkadaslarinla tanistik, hatta bayramlastik,
senin o guzel sahane programinla safari mafari niyetine cevizli kuru kayisi tadinda bilumum hayvanlari gorduk,
Hayatimizda ilk defa golde balik avladik,
evlenmekle bir kere daha iyi yaptigimizi anladik,
tek haneli sayida olmasi gereken guller aldik...
Uganda biberiyle dolmalar yaptik, afiyetle yedik, Eko'yu da unutmadik,
ne iyi ettik....
Kadin sofor muamelesi yapilsa da,
enistenle bir olup beni ekarte edip hiz yapsaniz da,
bi atv turu attirip, koyleri dolasip, akan nehri gorup nil nehri kaynagini gormus gibi yapip, ...
guzel guzel fotolar cekerek,
ne iyi yaptik...
Camura bata cika, arabayi tamir ede ede yetimhanenin yollari camurden deyip,
ayakkabilar bahane, gercekten sevgimizi vererek onlarin sisterlari, brotherlari olmayi hak edisinle, hak edisimizle,hak edenlerle birlik olup, ne iyi ettik...
ne iyi ettik Uganda'ya senin yanina gelmekle beeeee...

iste bunlar yuzunden cok tesekkurler canim arkadasim...

Song
The emekli bagyaan is very happy..

Balik tuttuk, raki ictik, sarhos olduk


Apar topar Jinja`dan Kampala`ya donduk, cunku o kadar panik olmusuz ki bir gun sonra Songul`le Bilent gitcek diye program ustune program yapiyoruz. Daha kac gun oncesinde sozlesmistik bizimkiler Cuma gunu balik tutmaya gidelim diye. Yaw saat olmus ogleden sonra 4, ne zaman gitcez, ne zaman yakaliycaz, ne zaman pisircez de rakinin da dibini gorcez diyorum icimden, Ciktik guzelim kalabalik Entebbe yoluna. Victoria golunun kiyisinda bir yere gitcekmisiz.

Trafikle bogusa bogusa giderken, birden yolun yarisinda sola saptik. Koylerden, suralardan buralardan gece gece, cennet gibi bir yere geldik. Yemyesil – aman sanki yesil olmayan yer var Uganda`da- bir duzluk, papirus ve kuslarla dolu bir bataklik kenarinda bir yer…  Az sonra iki uc Ugandali belirdi, kac olta istersiniz diye. Sazdan yapma ucunda misina hoopppp bissuru oltamiz oldu… Oltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz baliga olduk…



Ben sivrisinek ve hamam bocegi haric can alma engelli oldugum icin balik falan hak getire tutup da olduremiyorum…

Ben oturdum masaya, masanin ustunde bir semsiye ekli, cay da iciyorum bir yandan, masanin uzerinde fincanlar, bardaklar var. Amelia filmini izleyenler bilirler, film soyle baslar: bir masa, masanin uzerinde bir ortu, ortunun ustunde 2-3 tane sarap kadehi, icinde sarap… Arkada ise goz alabildigine harika bir manzara –nedense uzum bagi manzarasi gibi aklimda kalmis- Ruzgar masa ortusunu alttan doldurunca sarap kadehleri tatli tatli oynuyor masanin ustunde ama devrilmiyor. Ve muzik Yann Tiersen`den J`y Suis Jamais Alle isimli parca.

Benzerliklere bakin: Fena halde guzel bir manzaraya dogru bakiyorum: En sevdigim arkadaslarim uzakta, cit cikarmadan Victoria golune konsantre olmuslar, balik olmuslar, olta olmuslar, oltanin ucundaki yem olmuslar, balik tutuyorlar. Sazliklar, bataklik goz alabildigine uzuyor… Masanin uzerindeki semsiye ruzgarla doldugundan hafiften masayi havalandiriyor, masadaki fincanlar bardaklar tatli tatli sallaniyorlar ama devrilmiyorlar. Hayatimizda gecirdigimiz en guzel haftalardan birini sonuna gelirken icimi kaplayan tatminkar ve `Hah iste insanin her haftasi boyle gecmeli. Hem niye gecmesin ki?` hissi ile elimi cantama uzatiyorum ve ipodumu cikariyorum. Amelie soundtrackinden en az icinde bulundugum ruh hali kadar huzurlu o ayni parcayi calmaya basliyorum. Ne kadar acaip, ne kadar acaip mutlu bir an o!!!! Kelimeleri o ani analatbilirim diye bosu bosuna siralamaya calismayayim, kifayetsiz kalcaklar ne yazik ki!!!!

Karanlik coktukten sonra karanlikta yaktigimiz ateste baliklari pisirip yerken bir de raki aciyoruz yaninda. Haaaa, bu kadar guzellik, keyif yetmezmis gibi bir de atesbocekleri cikmaz mi ortaya, sanki tum gol yanip sonen noel agaci isiklari ile kapli. Yok yok, o gun cok ozeldi, kelimeler kacisiyor her tarafa boyle bir gun anacak yasanir diye. Anlatmaya calismayi birakiyorum artik…

Wednesday, January 17, 2007

Jinja hatirasi


Turk ninjalar Jinja`da: Nil nehrinin dogdugu yer!

Arkadaslarimin gitmesine bi gun kala panik icerisinde isyerinden izin aldim... Son gunumuz biraz dolu. Once Jinja`ya gittik. Atvlere binip koylerin icinde turlar attik. Bi ilkokulun onune geldik, acik bir meydan boyle yemyesil goz alabildigine... Orda delirdik biraz. Ben abartip Atv`me 7 cocuk bindirdim, kaplumbaga suratinde yol aldik biraz.
Sonra iste bu gordugunuz yerde mola yaptik.

Jinja dunyanin en keyifli raftinglerinin yapildigi yerlerden biri. Rapidlerin adini soylesem anlasilir zaten: Big Brother, the Bad Place, G point... Jinja`nin bu en keyifli 5 grade rapidlerinin bulundugu yere baraj yapilacak. Yani bir 6-7 yil icinde bu rapidlerin hic biri kalmayacak. Icim sizliyor ama elektriksizlikten hastanede neler cekildigini de gordum. Bilemiyorum ki...

Friday, January 12, 2007

Yetimhanede senlik var!!!




Her biri bir tarafimdan cekistiriyor. Kimisi arabayi inceliyor, cunku bu cocuklarin bazilari gecen yil ilk kez yeni yilda onlari hayvanat bahcesine goturdugumde arabaya bindiler. Midesi bulananlar, kusanlar, saskin saskin araba kadranini inceleyenler mi istersiniz her sey vardi o gezide.

Hadi dedim icinizden bir kisi araba kullanacak, ama kim??? Frank atladi, ben ben diye. E siz de arkaya binin o zaman dememle birlikte benim Toyota Carib arabada 14-15 kisi olduk. Frank benim kucagimda, ben kullaniyorum aslinda ama arabanin her hareketinde feryat figan arabanin icinde kulaklarim sagir oluyor...

Sonra yemek odalarina –salon gibi bi yer- gittik. Biraz sohbet, Songul, Bilent ve Debra ile tanistirma fasli derken calip oynamaya, dansetmeye, sarkilar soylemeye basladik. Mutfakta envai cesit yemekler pisiyor bu arada. Benim en sevdigim yemek muz yapragina sarili pisirilen mantarli yer fistigi sosu... Onu matoke –yemeklik muz puresi- uzerine boca edip yemeyi cok seviyorum.

Yemek hazirliklari bitti. Cocuklar en onde bize yer birakacak sekilde boy sirasina girdiler. Aman allahim, ne yemekler... Genelde karbonhidrat agirlikli ama et de var ya cocuklar yerlerinde duramiyorlar. Catal kasik bizim sayimiza gore koyulmus, cocuklar elleri ile yiyorlar.

Felaket buyuk bir porsiyon yemek yedikten sonra Ben`e cocuklari salondan uzaklastirmasini, boylece ayakkabilari onlara gostermeden getirip supriz yapmak istedigimizi soyledik. Ayakkabilari masalari uzerine dizdik. Hepsinin uzerinde bir cocugun ismi yazili. Sonra salona gelmelerini soyledigimde ayakkabilari gordukleri andaki yuzlerini anlatmaya kelimeler yetmez. Cogunun ayagi yalin veya sadece parmak arasi bi terlik o camur icindeki koyde okullarina gidip geliyorlar. Biz de teker teker cagirip ayakkabilari vermeye basladigimizda gozlerindeki pirilti, ayakkabilara ve bize bakislari hala aklimda!

Kimi poz veriyor beni ayakkabimla ceksene diye. En kucukleri Arnold ayagina giymeye calisiyor, Frank yere koymaya kiyamiyor, ellerine giymis, Kenneth ile Pros ayakkabilarini karsilastiriyorlar... Artik kimsenin ayakkabisindan baska bir seye aldirdigi yok ya biz de yavastan yola cikip gidelim dedik. Cocuklar benden Christmas`ta da gelecegim sozunu almadan birakmadilar.

Fitre, Zekat ve Kin Initiative Yetimhanesi



Gelmeden once Songul`e bir email gonderdim. Dedim ki:

Songulum,
Buraya geldiginde seni benim yetimhaneye de gotururum.
Bi iyilik yapmak istersen,
Bu cocuklarin hayali yeni ayakkabi.
Ayakkabilari cogunlukla yok, ya da eski pusku…
Ayakkabilar burda tas catlasa 10 milyon.
Bizim kizlardan, tanidiklardan falan para toplasan da cocuklara gittigimizde yeni ayakkabi gotursek…
Yetimhanede 22 cocuk var.
Ne biliym fitren zekatin bu sekilde cikmis olur.
Ne dersin???

Ne desin, hemen kollari sivayip para toplamis bile. Ben de yetimhanenin yonticisi olan Ben`i aradim. Anlattim, `bana cocuklarin ismi, cinsiyeti ve ayakkabi numaralari gerekiyor` dedim. Hemen liste yapip bana iletti, havalara uctu sevincten... `Bir de arkadaslarimla gelip kendimiz vermek istiyoruz, uygunsaniz aksam yemegine gelecegiz, hem ben cocuklari ozledim zaten` dedim. Kin Initiative isimli Kampala`nin disina dogru bir koydeki bir yetimhane burasi.

Yetimhanedeki cocuklar normalde gunde uc ogun posho yiyorlar. Posho misir unu bulamaci, su ve un yani. Misafir agirlamak icin yardima ihtiyaclari var, cunku hele muzungulari posho ile agirlamak zorlarina gidiyor. Toplanan paranin bir kismi ile de yemek hazirlanmasi icin Ben`le konustum. Ona da ayrica sevindi, cunku bir yilda bu cocuklarin karnina baska bir yemek girdigi cok nadir. Hele et!!!! Cocuklar kucuk kemiklerine kadar yiyorlar et ellerine gecerse.

Gunduz Songul`u benim temizlikcim Catherine ile Nakawa pazarina gonderdim. Ellerindeki listeye gore ayakkabilari satin alacaklar cunku. Ben hafta ici oldugu icin calisiyorum.

Aksam saat 5 civari Sandra`yi da alip ayakkabilari cuvala doldurup dustuk yetimhanenin yollarina. Yolu o kadar karisik ve her seferinde bir kismi kapali oldugundan her seferinde degisik yollardan gittigimizden ben bi turlu yetimhanenin yolunu ogrenemedim. Hep ayni kavsakta Ben ile bulusup gunun yagmur camur durumuna gore o nereyi gosterirse ben ordan gidiyorum.
Kavsagimizdan Ben`i aldik, ama yollar cok felaket. Yani gidilir gibi degil. Benim araba da 4ceker ama alti o kadar yoksek degil. Devamli besmele cekerek yol aliyorum ama bi sure sonra yol vicir vicir kaymaya basladi. Yolda ya hic araba yok, ya da yolda kalmis lastikleri patlatircasina patinaj ceken arabalar var. Ben sanki kendi sucuymus gibi devamli ozur diliyor. Bir ara arabayi iyice kaydirip yol kenarindaki camurdan duvara vurdum. Indik. Ben yetimhaneden irilerinden cocuklari cagirdi, gule oynaya arabayi cikardik. En hafifleri ben oldugumdan (!) yanimda bir cocukla yetimhaneye tek basima arabayi goturdum, digerleri bileklerine kadar camuslara batip cikip geldiler.

Yetimhanenin kapsina gelip de kornaya bastigim her an en mutlu anlarimdan biri oluyor: Icerden sevinc cigliklari, kosusturmalar, `Sista Martha` - sister Meltem demek- sesleri yukseliyor ya o an ne kadar mutlu oldugumu anlatamam!

Arabanin altindan bir kac parca koparmisiz, Bilent onlari gecici olarak bi yerlere muz dallarindan yapilmis iplerle bagladi, esas aksam o deli yagmurlardan yagarsa eve nasil donecegimizi dusunuyoruz bu arada... Aman be dedim, en olmadi burda kaliriz. Yatakhanesi var gonulluler icin, kivrilip yatariz iste. Eglenip hasret giderelim simdi cocuklarla!

Yanar doner bi evlenme ve tanisma yildonumu


Ertesi gun ise gittim, ama safariden ve bir onceki gece gec yatmaktan dolayi dokuluyorum. Ustelik bugun Bilent`le Songul`un tanisma ve evlenme yildonumleri. Ben aslinda onlara acaip bir program yapmistim, ama ben katilamayacaktim. Onlar da bi guzel, bi garip romantizm yasayacaklardi. Plan suydu: Queen Elizabeth Dogal Parkindan donerken ben onlari Fort Portalda birakcaktim, geceyi maymun populasyonunun en yogun oldugu dogal park olan Kibale`de birakcaktim, butun gece maymunlarin cigliklarini dinleyerek uyuyayacaklardi. Ertesi gun erkenden sempanze trekking yapacak, onlarin hayatini cok yakindan izleme imkani olacakti. Aksamina ise krater golleri arasinda muhtesem bir lodge`da, gol kenarinda cok romantik bir aksam yemegi yieceklerdi. Ama ben zaten ilk bulusmalarini da ani baskinimla bozdugum, beraberliklerinin pek cok asamasina yakindan sahit oldugum icin `ayri gayri yapmayalim, hep beraber kutlayalim iste` dediler.

Gunduz Barış beni aradi, aksama Songullere bi surpriz bi seyler hazirlasak diye. Ama benim isim nasil basimi asmis. `Barışcim, sen hazirla, yalniz kirmizi gul almayi da unutma` deyip butun sorumlulugu Braış`a yuklemis oldum.

Aksam arkadaslar bir kutlama icin hazirlaniyor ama nerde nasil olcak pek bi sey bildikleri yok. Barış`dan sms geldi, `aciktim ben, gelsenize artik yahu` diye. Restoranta gittik. Barış tapanyaki masasinin birini bize kapatmis. Yanar donerli alevleri tavana yukselen yemekler yedik. Ictik, yedik, eglendik, duygulandik, agladik, ama en cok ictik galiba ki ben gecenin kalan kisimlarini hayalle meyal arasi animsiyorum.

Ama ertesi gun herkese sordum, eglenmisiz, orasi kesin!

Ayagimizin tozu ile Turklerle tanisma fasli

Akşam güzelce bi saatte Kampala”ya geldik. Duş vs vs derken ben Can’ı aradım, nerdesiniz naaparsınız, biz geldik diye. Can Fat Boys diye bi yerde benim patronla bilardo oynadıklarını söyledi. Türkler İzlandalılara karşı!
Songül ve Bilent’i burdaki Türk arkadaşlarımla tanıştırmak için hazırlanıp çıktık. Bi baktım, bizim Türkler toparlanmış , patronum Kristjan ve yine bizim şirketten Justin’le bilardo oynuyorlar. Aman patrona yamuk olmasın diye bizimkiler tam topa vururken kazara çarğıyorum, açıkça ittiriyorum...Eko –Ekrem- var bi tane ki kendisi çok film bi arkadaşımızdır. Bi tane zenci kıza laf anlatıp duruyor. Merak ediyorum ne anlatır diye, çünkü Eko İngilizce bilmez J

Kız birazdan yanıma gelip “Excuse me, but what does naaber bilader mean?” demez mi???? Songül, Bilent ve ben kopuyoruz gülmekten. Eko almış kızı karşısına, “Naaber bilader?” deyip dururmuş bi saattir!

Fat Boys”un mutfağı kapanır kapanmaz ben acıktım L Sabaha kadar açık olan meşhur Al’s Bar’a gitmeye karar verdik. Süper müzik, bilardo, sabaha kadar yemek ve barda, orda burda her yerde beyaz bi erkek gelse de üstüne atlasak, kapanınelinde kalsa ablaların dolu olduğu bi yer Al’s Bar.

Oğuz, Eko, Can, Songül, Bilent, ben gittik. Bi ara garip bişeyler çalmaya başladı. Ulen bu nedir demeye kalmadan Oğuz kafasını DJ kabininden çıkarıp ‘Nasıl ama?’ dedi. Çakkıdı çalıyor! Dj’e bi güzel bahşiş bir de CD vermiş, Al’s Bar’da Türk gecesi! Ablalar, abiler Çakkıdı Çukkudu kıvırıyorlar bizimle beraber!

Ertesi gün Songülle Bilentin tanışma ve evlilik yıldönümleri... Yarın benim işe gitmem lazım. Döndük evimize sabaha karşı ve yattık uyuduk yorgun, keyifli...