Thursday, March 01, 2007

Mutlaka izleyin: Iskocya`nin Son Krali

Ben fazla bi sey anlatmayayim film hakkinda... Kitabi buraya geldigimde okumustum, filmi dun gece izledim. Cok begendim. Idi Amin`i oynayan Forest Whitaker mukemmel. Kitabi okudugumda dehsete kapilmistim, bitirmek icin bir gece sabaha kadar -elektrik de yoktu- mum isiginda okumustum. Sabah ise gitmek icin yola koyuldugumda ise artik bu ulkeden korkuyordum. Ama herseyin gecmiste kaldigini anlamak icin sokaktaki insanlarin yuzune bakmak, gozgoze gelmek yetti de artti bile. O kadar yumusak, o kadar alttan alan insanlari var ki Uganda`nin, herhangi bir kavga cikmasi bile mucize!

Uganda artik filmdeki gibi bir yer degil. Ama bu insanlarin ne badireler atlatarak bu hale geldigini anlamak acisindan super bir film! Ha bire diktotarlerin -Idi Amin, Milton Obote- koltuk degistirdigi, sabah erken kalkanin askeri darbe yaptigi, vahsetin, dehsetin hukum surdugu bir ulkeyken su anki hali bir mucize! Zamanin zindanlarini gezdim de Kampala`da -baskent-, tuylerim diken diken oldu. Duvarlarda kanla yazilmis yazilar hala duruyor!!!

Neyse, birakayim simdi sevimsiz konulari, onlari filmde izlersiniz. Bakin simdi: Dun filmi izliyorum ama ikide birde -oynayanlarin %95i Ugandali oldugundan ve filmin tamami Uganda`da cekildiginden- `Aaaaa, bu bizim Chris ayolll... Ayy ayy baksana bu benim kuafor!` diyerek izledim.

1- Ilk kez bir filmde tanidiklara rastladim.
2- Iskocyali doktorun ilk Uganda`ya geldiginde bindigi otobuslerde 10 ay yolculuk yaptim -hem de tavuklu mavuklu, sadece yolculu degil.
3- Idi Amin`le ilk karsilastigi sahnedeki Ankole okuzleri her gun evimin onunden suru halinde gecer. Boynuzlarinin 1.8m ye ulastigi olur. Bir kez aralarinda kalinca bi tanesinin boynuzu arabamin benim tarafimdaki camina carpti da korkudan ne yapacagimi sasirdim.
4- Doktorun calistigi Mulago Hastanesi su an da ayni durumda ve cok yakin bir arkadasim beyin kanamasi gecirdiginde orda cok vakit gecirmek zorunda kaldim.
5- Cocuklar hep oyle neseli ve araba kovalayan cinsten!
6- Toprak burda gercekten kirmizi :)
7- Ilk kez bir filmde konusulan yerli dilini -biraz- anlayabildim :)

7 comments:

Basak said...

Selam Meltem. Ne tesaduf ben de persembe aksami izledim Last King of Scotland filmini. Cok begendim. Hotel Ruwanda gibi cok carpici. Cocuklarin neseleri, gulusleri inanilmaz guzel. Herkesi gidin gorun diye tavsiye ediyorum.

BASAK

GaGa said...

Filmi bugün izledim ve bloğunuzu takip eden biri olarak aklıma ilk siz geldiniz... Toprağın rengi benim de dikkatimi çekti açıkcası. Dilerim Uganda bir daha o korkunç günleri yaşamaz.

ercan said...

slm meltem hanım.hürriyet gazatesinde röportajınızı okudum.cok hoşuna gitti,bende bu ülkede yaşamak istiyorum.ne gibi sartlar gerekiyor bilmiyorum.yardımcı olursanız sevinirim.msn imden bana yazabilirsiniz.oneljjk@hotmail.fr

ercan said...

p

aykut tankuter said...

Merhaba Meltem; bugünkü gazetede seninle yapılan röportajı okuyunca işte dedim, özgür seçim gezegeninde hayatını kahramanca yaşayan biri daha. Ve yazmak zorunda hisettim kendimi. Bir filmle hayatını değiştirmeye karar veren biri... Benim de hayatım bir filmle değişti. Benim de yaşamım koşturmak ve zamanla boşuna bir yarış şeklindeydi, ben de iletişimciyim, reklam filmleri, yok efendim zamanında yetişmesi gereken kampanyalar, sonu gelmeyen toplantılar... Benim de hayatım bir filmle değişti. Yıllar önce çekilmiş ve nedense bir türlü izleyemediğim Tibet'te 7 Yıl,ı Bodrum'un ıssız bir koyunda bir ekim gecesi bilgisayar ekranında izledikten sonra, nasıl oldu bilmiyorum kendimi Lhasa'da buldum. Yazındaki bir sözdü beni en çok çarpan: "beyaz adamın saati vardır, afrikalının ise zamanı'. Ben de zamanın ne olduğunu Lhasa'da bütün pencereleri lavicert himalayalara bakan primitive bir tapınakta öğrendim. Turuncular giymiş bir monktan şunları duydum: 'Zamanı yavaşlatırsan onun ne olduğunu hissedersin!' Bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için çok çalıştım, doğrusunu istersen. Gelecek yaşamımımda hiçbir 'ajanda' olamyacak. Bundan sonraki hayatımı zamanı yavaşlatan insanları tanımakla geçireceğim.
Afrika! Bence büyülü bir yer. Ama ben daha doğuya bilet almayı tercih edeceğim galiba, Lucy'nin bulunduğu yere, en eski insan iskeletinin bulunduğu Etiopya'ya ulaşmaya çalışacağım. Bir şeye çok inanıyorum, insan bir şekilde çağrıldığı topraklara gidiyor eninde sonunda. Evet kesinlikle bazı coğrafyalara çağrılıyor hayatının bir döneminde. Sevgili Afrikalı kıtana geleceğim. Bu kelimeleri kullandığım için kusura bakma, bunlar böyle gösteriş için yazılmış değil. Bugünkü gazetenin sayfalarını çok dar bir zamanda karıştırırken sadece seninle hazırlanmış sayfayı okuyabildim. Sadece onu, arabamı bir otopartan çıkarmaya çalışırken okudum!!! Ve ben iki haftadır Afrika'ya nasıl giderimin yollarını arıyordum internette. Tanışıp tanışmamak, konuşup konuşmamak falan önemli değil aslında. Bazen en yakın insanlar aynı kıtaya gitmek için, aynı dağa tırmanmak, denizlerde aynı derinliğe inmek, zamanı yavaşlatmak için yazıştığın insanlar olabilir. Seni kutluyorum. İnsan herhengi bir mekana ait biti değildir. İnsan kendi yolculuğuna aittir.

berrin said...

Iki yil once Barbados adasinda kapkara gozleriyle bana bakan cocuklarin fotografini cekmistim. Fakirligin, utangacligin, umidin aslinda hayatin fotografini cektigimi fotografi gorunce anladim. O gunden sonra hersey degisti benim icin. Su anda Londradayim. Tek amacim Afrika da devam etmek hayata. Gercek hayata, dogaya tum ruhumla katilmak icin cok sabirsizlaniyorum. Seni ve hala yazmakta oldugun inanilmaz hikayeni okuyunca cok mutlu oldum. Seninle gurur duydum. Kucuk cocugu bir anne sefkatiyle sarip sarmaladigin fotograf inanilmaz guzel. En cok inandigim ve kullandigim, ama nereye ait oldugunu bilmedigim atasozunu kosende gordum. Inanamadim...
Herkes soruyor niye kariyer pesinde kosmuyorsun orada diye, ben hayatin pesinde daha mutlu olacagimi, hayatin da kariyer olmadigini kendim fotograflayarak ispatladim bir kere. :)
Meltem, yaz tatilinde sahile yan gelip yatayim, parti parti dolasayim diye bir hedefim yok. Bana yazarsan cok sevinirim, oraya gelip, gecici de olsa yardim etmek isterim tum bedeliyle. :)) Sana soguk ve puslu Londra dan, paylastiklarin icin sicak bir tesekkur ve sevgilerimi gonderiyorum.
Berrin

pigmelerle.dans.eden said...

Merhaba Aykut ve Berrin,
email adresim pigmelerle.dans@gmail.com
Gelmek isterseniz evimin kapilari size acik...
Beklerim!
Sevgiler
Meltem