Wednesday, February 07, 2007

`20 soru, 80 cevap` soylesisi...

Hani bi tane soylesi yapmistik Tunc Kilinc`la... Cok konusurum ama yazmaya geldi mi az yazmaya calisiyorum. Sacmalarim diye korkarim yazililarda... Kanitli, belgeli durumlarda tedbirli olmak lazim... Sozlulerde ise ooooo... Tutabilene askolsun! Tunc`a bir yazi gonderdim, `aman Meltem, tek cumlelik yanitlar yazmissin. Rahat ol!` Peki, Pazar gunu victoria golu kiyisinda balik tutuyor arkadaslar, ben uzattim ayaklarimi soyle rahat rahat, manzaraya bakarak yazdim yazacagimi...


Sen misin rahat ol diyen. 20 soru sordu, 80 yanit verdim. Yani bana oyle geldi. Ben Balzac degilim ki Vadideki Zambak`taki gibi kitabin yarisi vadiyi betimleyerek gecsin.. Kendimce fazla yazmisim.


Onu bi koyuvereyim dedim. Buyrunuz...



1. Herhangi bir kişinin en favori insanı mısın? Neden?…

Annemin! Kargaya yavrusu kuzgun gözükürmüş ya… Yok, yok… Annem, dizinin dibinden ayrılmadan devlet dairesinde çalışan, şöyle sigortalı, sabit gelirli, eli yüzü düzgün biriyle evli ve 2 çocuk sahibi bir hatun kişi olmamı isterdi herhalde……



2. Şu anda yaptığın işin dışında (hayattaki tüm işler kanuni olsaydı) ne iş yapmak isterdin?…


Zoolog olmak isterdim. Burda Kibale Doğal Parki`nda - dünyadaki maymun populasyonunun en yoğun olduğu doğal park - bir ağacın tepesinde yaşayıp şempanzelerin yaşamını inceleyen bir primatolog arkadaşım var: Julie. Onun işinde gözüm var Ocak`ta gidip yanında - ağaçta - kalacağım bir kaç gün…Ya da dünyanin değişik yerlerinde okumak üzere ömür boyu öğrenci!…



3. Yalan söylemenin sence uygun olduğu durumlar nelerdir? Beyaz yalan söyler misin, ne söylersin?


Mutlaka vardır ama ben beceremiyorum. Yalan söylemektense hiç bir şey söylememeyi ya da yalan söylememe neden olacak sorunun ne amaca hizmet edeceğini anlamaya çalısmayı tercih ediyorum ki ona gore gerekli yanıtı, rengi onemli değil, yalan söylemeden verebileyim.



4. En son “… özelliğinden dolayı senle gurur duyuyorum” lafını kime söyledin? Hangi özellikti o?

Ney hocam Burcu`ya hep söylerdim onunla ne kadar gurur duyduğumu; çalışkanlığından ve kabiliyetinden ötürü. Burcu 24 yaşında Türkiye`nin en iyi neyzenlerinden biriyken Sultanahmet`te bir medresede ondan ney dersi alıyordum. Hele hele de kubbeli sınıflardan birindeysek, o neyine üflediği zaman gözlerim dolardı. Geçen hafta Victoria Gölü’nün yanında bi yerde bi arkadaşımla zifir karanlığın içinde bir ateş yaktık - yanımıza etrafta ne hayvan varsa gelmemesi için, üşümemek için, balık tuttuk bi de, onu pişirip yemek icin - gölden, bataklıktan, tepelerden gelen bin bir türlü acaip sesin arasına neyimin sesini de katıp üfledim Burcu`yu anarak. Hala iyi değilim ama uğraşıyorum…


5. Aynı lafı en son sen ne zaman duydun? Hangi özelliğindi göklere çıkartılan?
Zor soru… Genelde sabırlı ve pek bi enerjik olmam nedeni ile bazen oluyor… Uganda`ya gelme kararım hakkında bir sürü arkadaşım söylemişti; “Cesaretinle gurur duyuyorum. Hiç mi korkmuyorsun?` diye. Korktum, hem de çok korktum, hala da korkuyorum.
Neticede Afrika burası, geçmişi çok temiz olmayan ülkeler bunlar. Öldürdüğü düşmanlarını yiyen bir diktator - Idi Amin - burda yaşamış, Rwanda`da Hutular 5 ay içinde 1.000.000 (bir milyon!) Tutsi`yi kesmiş, Tutsiler Uganda`ya kaçmış, komşu Kongo Demokratik (!!??) Cumhuriyeti konusunda fazla bir şey söylemeye gerek yok zaten.
Ama saf, sıcakkanlı, hep gülümseyen, yavaş insanların yemyeşil ve sıcak ülkesi burası. Hangi köşeden ne kılıkta bir insan evladının çıkacağını kestirememenin, ofisi ne zaman çekirge veya karınca basacağını bilememenin heyecanı, restorantlarda siparişinizi verdikten sonra ne yemek geleceğini asla tahmin edememenin süprizi, doğanın eşsizliğinin gizemi Afrika`yi çekici yapıyor.
Çok korktum arkamda bıraktığım şeyleri özlemekten, daha önce sadece safariye geldiğim kıtada yaşamın nasıl olacağını bilmemekten. Ama cesaret korkmamak değil ki… Korka korka da olsa bir şeyleri yapmak!


6. Yaşayamadığın için pişmanlık duyduğun ne var?


Henüz vakit var!



7. Lisedeki takma adın neydi? Adını sevmiş miydin?

Medusa. Saçlarım yüzünden.


8. Bir okul yaptırsan adını ne koyarsın? Neden?


Annemin adını ya da onun istediği bir isim koyardım. Ona sormak lazım o yüzden.



9. Ulaşamadığın biri ile tanışıp sohbet etme olanağın olsaydı bu kim olurdu? Ondan neler öğrenmek isterdin?


Osmanlı padişahlarından Cem Sultan’la, 4.Murat’la, Fatih Sultan Mehmet’le tanışmak isterdim. Osmanlı tarihi ve Osmanlı ile ilgili kitapları beni büyülüyor. Öğrenmek değil de, bir günü bile nasıl geçerdi bu padişahların, gözlemleyebilmek isterdim. Ya da Osmanlı’nin Osmanlı olduğu zamanlarda, bir meydan muharebesinde Mehter Takımı yeri göğü inletmeye başladığında karşıdaki ordudaki bir askerin yerinde olup bir an, o hissin neye benzediğini bilmek isterdim.



10. Yaptığı işte mutlu ve aynı zamanda başarılı olan birisini tanıyor musun? Onu örnek olarak alıyor musun?


Başarılı bir sürü kişiyi tanıdım da, özlemini çektikleri bir şeyin eksikliği hep var gibi üzerlerinde. Hep başka hayaller, hep ‘emekli olunca….’ diye başlayan planlar… O insanların mutluluğundan şüphe ettiriyor insana.
Kendimi örnek aldığım Koray Tulgar vardı, Pamukbank’ta ilk yöneticim. Çalışkanlığını, insanlara ve kendine güvenmesini beğenir, örnek almaya çalışırdım.
Bir de en son ne iş yaptığını bilmiyorum ama Advantage Card CEO’su Levent Ersalman. Capital Dergisi’nde kariyer hedefi olarak `iyi bir baba olmak` diyecek kadar alçak gönüllü, kendisini karşısındaki insanin yerine koymayı çok iyi bilen, kendine ve çalışanlarına güveni tam bir yoneticiydi.



11. Hiçkimsenin göremediği bir özelliğin var mı? Varsa neden bugüne kadar gizli kaldı?

Yok hiç, ben çok fazla şey saklayamıyorum kimseden. Ama çok geç farkedilen bir özelligim var: O da ne kadar kırılgan olabildiğim.
Kendimi Shrek filmindeki Esek’e benzetirim. Bir insanı sevdiğim zaman mümkun değil ona kızamam, peşini bırakmam, ömrümün sonuna kadar severim, devamlı affederim. (En az Esek kadar da çok konuşurum bu arada; ancak zevzekliğe vardığımı da düşünmüyorum.) Ama öyle ileri geri konuşmalara, patavatsız yorumlara ve sert ifadelere pek gelemem.

12. Seni en çok ne kızdırıyor? Bu kızgınlıkla baş edebiliyor musun? Edemiyorsan, neden?
Kendinden güçsüzleri ezmeye çalışan insanlar kızdırıyor beni. Bu, hem fiziksel hem de zihinsel olabilir. Çocuklara, yaşlılara, hayvanlara kötü davrananlar, dünyanın sadece insanın kendi istediği gibi sorumsuzca tüketmesi ve kullanması için yaratılmış gibi davranan insanlar, ‘dünyayı torunlarına armağan olarak bırakma yerine, dedelerinden miras kalmış gibi kullananlar’. Bu kızgınlıkla başetmekten başka hiç çarem yok, çünkü böyle yapanlar o kadar çok ve ben o kadar azım ki!

13. Bugüne kadar yaşadığın en büyük hayal kırıklığın ne? Tekrar yaşama ihtimalin var mı?


Zamanında büyük gibi görünen hayal kırıklıklarının, aradan kısa bi süre geçip de geriye çekilip bir baktığımda aslında o kadar da büyük olmadığını gördüm şimdiye kadar. Ya hayal kırıklıkları ile beraber biz de büyüdüğümüzden, ya da görüş açısını genişletmek için geriye çekilip bakmak gerektiğinden, zaman içinde ‘ah oldum, vah bittim’ dediğim hayal kırıklıkları küçülüp gitti hep. Tekrar yaşama olasılığı ise hep yanımızda, bizimle beraber galiba.


14. Hangi markalar sinirlerini bozuyor? Neden?


Pek marka takıntım yok. Hem sinir olacak daha ciddi şeyler var dünyada.



15. Hangi markalara tutkunsun?


Apikoğlu ve Cumhuriyet sucuğu, Berrak turşu, Şampiyon kokoreç, Tekirdağ rakısı! Türkiye’den uzakta olunca insan en çok bunları özlüyor herhalde…
Çalıştığım şirketlerle de hep gurur duymuşumdur. Boyner Holding’in markalarını -Çarşı hariç- ve özellikle de Turkcell’i Türkiye’deki en bilinçli oluşturulmuş ve sunduğu ürün ve hizmetlerle içini de doldurmuş markalar olarak düşünüyorum. Bir de Nike ve Audi’yi çok beğenirim.
Burası o kadar markasız bir yer ki sadece GSM operatorleri reklam yapıyor diyebilirim. Kafamı yoran, gözüme takılan, şunu mu alsam bunu mu alsam kaygısı doğuran hiç bir şey yok. Her şey ‘no name’. Çok da memnunum bu durumdan. Herkesin alımı her seçenege açık, marka saplantısı veya tutkusu yok.



16. On sene sonraki hayatında bugünden farklı neler olacak?


Daha akıllı (!) ve kırışık olurum herhalde. Bi de kızım olsun istiyorum.



17. Seni benzer yaştaki, benzer işi yapan, benzer konumdaki kişilerden farklı kılan ne var?


Bilmem. Enerji herhalde. Duracell’in tavşanı Energizer gibi hiç durmadan davul çalabilirim.



18. Yakın bir arkadaşın kanunsuz bir iş yapsa polisi arar mısın?


Ne yaptığına baglı. Ama burada, Uganda’da çok garip bir tutum var: İnsanlar birbirleri ile problemleri konusunda yüzleşme konusunda çok çekingenler. Ama polise gitme konusunda hiç duraksamıyorlar. Yani buarda bir kişinin başka bir kişiyi polise şikayet etmesi ve bir gün ansızın polisin sizi alıp götürmesi an meselesi. Nereden mi biliyorum? Ben de gittim! Bir deli bir kuyuya bir taş attı, çıkarmam 2 haftadan uzun sürdü.



19. Hangi filmdeki hangi karakterin hayatının senin hayatın olmasını isterdin?


O kadar alakasız olacak ki şimdi söyleyeceğim iki isim: Sisteki Goriller filmindeki Dian Fossey ve Shrek’in sevgilisi Fiona!

20. Bir film yapmaya karar versen adı ve konusu ne olurdu?
Emile Ajar’ın ‘Onca Yoksulluk Varken’ kitabının filminin yapılmasını çok isterdim.


5 comments:

halimdenhali said...

ne güzel ya!!
saf ve duru hiç zorlanma yok.


bizim buralarda bir deyim vardır:

el elin merkebini türkü çığırarak ararmış..

dünya da bu kadar yoksulluk bu kadar sorumsuzluk, ve bukadar açlık ve çaresizlik varken, 'sorumluluk duyduğumuz ve amabinde onur duyduğumuz' uğraşılara bakar mısınız!?...


bu köşedende başarılarınızın devamını diliyorum bayan..

Desertwind said...

Merhaba,sayfani daha once bir arkadasim tavsiye etmisti ama ben ancak gelebildim.Yazilarini begendim, hele bu roportajini okuyunca seninle bi yerlerde karsilasmis oldugumuzu dusundum.Ayni zamanlara dek geldik mi bilmiyorum ama 2002-2006 arasinda Caferaga'da seramik yaptim bende Cuneyt'le ...her huzurlu anlarimdir orada ney sesiyle kar yagarken seramik yapmak.

Ben de ocak basinda Guney Afrika'ya tasiniyordum.Kontratimi imzaladim ama senin kadar cesur olamadim ve vazgectim, simdi Dubai'de yasiyorum ancak artik eve donme zamanimin geldigini hissettim.sanirim biraz anne sevgisine ihtiyacim var.

Yazilarini heyecanla takip edecegim:)

pigmelerle.dans.eden said...

Selam,
2002-3 yillarinda medreseye gittim ama sadece ney icin gitmistim. Dedigin gibi o ortamin huzurunu ve hele hele ney derslerindeki garip-guzel ortam her yerde bulunasi bi sey degil.

Guney Afrikaya yerlesmedigin iyi olmus. Devamli kendini kollaman gereken bi yer diye duyuyorum. Ve acikcasi ben de olsam bir zamanlar Apartheid`a karismis veya sesini cikarmamis insanlar arasinda yasamak cok zevkli olmasa gerek.

Sevgiler,
Meltem

Nilambara said...

Çokk rötarlı bir yorum olacak ama;
Emile Ajar'ın "Onca Yoksulluk Varken" kitabının film uyarlaması var, seneler önce Ankara Akün Sinemasında (şimdi tiyatro) izlemiş ve en az kitap kadar büyülenmiş, uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. Simone Signoret Madam Rosa'ya unutulmaz bir can katmıştı.
dvd ya da vcd sini sizin için bulmaya çalışacağım...

ramazan said...

fotoğraflarınıza dikkat ettim.yanınızda daha çok çocuklar var.hepsi de sağlıklı görünüyorlar ve hep gülüyorlar.onları gülerken görmek beni de mutlu etti.blogunuzu baştan sona okumaya çalıştım.güzel bilgiler edinip,mutluluk dolu zaman geçirdim.
teşekkür ederim.