Friday, December 15, 2006

Wednesday, December 13, 2006

Kampala yollari dar, bana bakma benim yarim var :)



undefined

O kadar keyifli bir geri dönüştü ki o dönüş! Yol boyunca Bilent’in elinde bi pet şişe, darbuka yerine kullandığı, aklımıza gelen her türlü şarkıyı söyleye söyleye boğazımız patlayıncaya kadar şarkı söyledik! Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur –ki ustası Bilent’tir- her şeyi söyleyerek yola devam ettik. Esther’in de Türkçe reperturarı acaip zengin, hep beraber nasıl bağırmak anlatılmaz. Amoscağız da keyif alıyormuş gibi, müzikal filmlerde arka planda durup mutlu adamı oynayanlar kafayı sallayıp gülümsüyor ama “Kafayı yemiş len bunlar, başımı beynimi de yediler” diyordur kesin.

Dönerken Mbarara”yı geçtikten sonra Esther yoldan balık alalım diye tuttrurunca yol kenarındaki tilapia (bu balığın adının Türkçesini bilmiyorum) pazarlıkları başladı.Neyse şöyle güzel, iki tane tilapiayı alıp arabamızın önüne bağladık. Niye mi? Yol boyunca arabada kokmaması ve uzun yolda isek de bozulmaması için Ugandalıların bulduğu bi garip balık taşıma şekli de ondan.

Arabamızın Core Diplomat yazısının da tam üstüne gelecek şekilde bağladık onları ki az rezil olalım. Ama bir Muzungunun arabasının önüne bağlı balık taşıdığı pek görülmüş bi şey olmadığından Ugandalılar yol boyunca bayağı bi dalga geçti bizimle.

Ugandalı Ümit Karan’ı da bu dönüş yolunda gördük!

Kelimelerin Bittigi Orman



Sabah Kelimelerin Bittiği Orman”da bir yürüyüş yapmak üzere yola çıktık. Orman”a geldiğimizde deli gibi yağmur yağıyordu. Az ilerdeki Jacana Safari Lodge”da göl manzarası seyredip bi çay-kahve içip yağmurun dinmesini beklemeye karar verdik.

Jacana Lodge çok güzel bi yer. Hele romantik bi akşam yemeği olayı var ki henüz yapamadım    Bir tane salda bir yemek masası var gölün üzerinde, akşam yemeğini orda hazırlayıp Salı gölün ortasına çekiyorlar her tarafa mumlar yakıp, su aygırları etrafta dolaşırken gecenin sesini dinleyip, birazcık da şakadan korkup sevgiline sokulup yemeğini orda yiyorsun. Şık di mi?

Yağmur dinince Kelimelerin Bittiği Orman’a (Maramagambo Forest) döndük. Takma adı Muzungu olan rancerimiz Moses’la yürüyüşümüze başladık. Moses doğduğunda beyaz olduğunu iddia ediyor (?!), o yüzden Muzungu diye de bi isim takmış kendine.

Etrafta Baboonlar koşuşturuyor, ormandan gelen garip çığlıklar, fısıltılar, hışırtılar içinde yürüyüşümüze başladık. Songül diyo ki “Ne var bu ormanda Melt?” Görcez diyorum gülümseyerek.

Sonunda daha önce blogumda anlattığım mağaraya geldik. İçinde 10 000 yarasa olduğu tahmin edilen, vıcır vıcır seslerinden başka ses duyulmayan, tüm gün boyunca tepe üstü asılıp gübrelerini aşağı bıraktıkları için tarif edilemez bir koku ile dolu ve görüntünün zaten akıllardan silinmeyeceği bir mağara!

Daha önce görmeme rağmen herkes gibi benim de ağzım açık, bakakaldım tekrar. Bu arada mağarada bi tane de piton var, onu aramak için elimde fenerle mağaraya girdim, ama nefes alamıyorum nemden ve dehşet kokudan. Tam konsantre olmuş, gözümü dört açmışken, omuzuma yarasalardan bi tanesinin çiş-kaka arası bişeyini yapması ile çığlık çığlığa dişarı kaymadan kaçmaya çalışmakla tüm cesaret gösterim sona erdi.

Moses aradı pitonu ama bulamadık 

Hadi bakalım, Kampala`ya dönüş yolculuğumuz başladı....

Iki Guzel Gol, Bir Kanal, Aslan, Leopar Ve Digerleri!!!!

Öğle yemeğini daha Mweya’da kalacağımız Institute of Ecology’ye gitmeden telefon edip sipariş ettik etmesine amma telefonda da sipariş bi saat sürdü.

Haaa, bu arada dogal parkin Ishasha kapısından çıktık, Bilent’imiz ‘Yaw bugün bayram, bi bayramlaşalım şurda dur da Amos’ dedi. Durduk, indik arabadan, bir el öpmedir, bir bayranlaşmadır Esther yengemiz, Bilent ve ben, tam komedi! Türkiye’den Songül’ün getirdiği bayram çikolataları çıktı ortaya, o onun elini öpüyor, hop çikolata, bu bunun yanağınden öpüyor, hop çikolata, Amos da doğal park görevlileri de şaşırdı nooldu bunlara birdenbire herkes herkesi niye öpüyor diye. Anlattık, Amosla ve doğal park rancerleri ile de bayramlaşıp çikolatamızdan verdik. Anneler arandı, hatırlar soruldu, Ohhhh bi görevi de yerine getirdik denilip yola devam edildi.

Mweya’ya vardığımızda tabii ki bir saat öncesinden sipariş ettiğimiz yemekler hazır değildi. Bekledik, yedik ve teknemize ulaştık. Bi de baktım teknede Kibale Doğal Ormanında bi ağacın üstündeki evinde şempanzelerle beraber yaşayan araştırma görevlisi Julie ile karşılaştım. Ingiltereden gelen maymun cinsi meraklısı bi grup turiste rehberlik yapıyormus ek gelir olsun diye. Tabii uzun süredir görüşmeyen iki bayan naaparsa onu yaptık. “Ay şekerim, ben ondan ayrıldım, seninkiyle aran nasıl? “ türünden kadınsal muhabbetler işte...

Bizim tekne turu bitip de Julie’den ayrıldığımızda Amos`u heyecanla bizi bekler bulduk. “Aslan” dedi, “diğer rehberlerle konuşup en son aslan gördükleri yeri öğrendim. Geç oldu ama hava kararmadan dönmemiz gerek. Gidelim mi?” Hadi bre, gidelim tabii ki!

Yola çıktık, Amos “burda olmaları gerekiyor” demeye kalmadan aslanımızı gördük. Hem de pek bi aç! Songül yine “Ay canım, canım, yerim ben seni”lere başladı ki iyice yaklaşınca kimin esasında yemek istediğini gördük!

Hava kararmaya başlayacağı sırada ağzımız kulaklarımızda, Amos artık keyifli, tekrar yola çıktık. Çıktık da Amos “Leopar!” diyebildi ancak. Biz gözlerimize inanamıyoruz, çünkü çok utangaç olması ile bilinen kedi kardeşimiz yolun kenarında öylecene duruyor! Yolun kenarında bize hiç de pas vermeden gizemli gizemli uzaklara bakıyor.... O nasıl bir güzelliktir öyle!

-Songül ablasına not: bu satırları yazarken köpeğim Mahafu kafasını laptopumun üzerine koydu, uyuyor bir yandan, bir yandan da rüya görüyor J. Koltuktan aşağı kaymaya başladı, birazdan düşecek ve kıyamet kopcak-

Güzel güzel seyreylerken karşıdan başka bi araba daha geldi ve ben “ulen yavaş gelin !!!ééé%&@@@@!” diye güzel kelimeler sarfederken leoparımız da çalıların ve akşamın karanlığında kayboldu. Bizim arabadan zafer çığlıkları yükselirken doğal parkta oldugğumuzu anımsayıp sesimizi kesip yolumuza devam ettik.

Institute of Ecology”ye geldik, odalarımıza girip bi duş alalım dedik. Esther ve ben dün gece yorgunluktan üstümüzdekilerle yatıp onlarla güne devam ettiğimiz için leş gibiyiz. Duşumu alıp tam odanın önüne geldim ki bir de ne göreyim????? Çalılardan büyük bir hayvanın sesi geliyor, ses yaklaştı, yaklaştı, veee dev gibi bi su aygırı çıkıverdi önüme! Allah!!! En tehlikeli hayvan! Ezip geçer vallahi!

Ben çığlık çığlığa kaçıp Songül’e seslendim, bak burda ne var diye. Songül koşarak geldi ve çalıların içine doğru giden su aygırının içinden çalılara dalmaz mı!!!! Amos, park görevlileri vs vs gelip “Aman Abla, naapıyorsun? Evcil hayvan değil bunlar” diye peşinden gittiler. Neyse Songül’üm çalıların içinden yek pare çıktı!

Akşam çok yakında bulunan Mweya Safari Lodge”da bi şeyler içmeye gittik. Ama geri dönüşte kimse bizi Instite of Ecology”ye getirmeye razı olmadı, aramız 200 mt ya var ya yok. Güvenlik görevlisine yalvardık, “Yarı yola kadar götürürüm, duymuyor musunuz aslan seslerini?” dedi. Daha bir kaç gün önce o 200 metrecik olan aradan aslan geçmiş. Karşılaşmak ister miyiz, hayır! 100 metre yürümüştük ki bi safari aracı gördük, kim ne olduğunu sormadan bindik araca bizi götürmesi için.

O gece de önce odamızdaki yarasaları kovalayıp yattık, güzelce aslanlı, leoparlı rüyalar görmek üzere uykumuza daldık.

Thursday, December 07, 2006

Safari Hikayelerine Devam: Kongo’ya tas atti Songul!


Sabahın karanlık korunde uyanıp elimiz yüzümüzü odamızın önüne bırakılan cerikendeki buz gibi suyla yıkadık. Gece sanki uyumadık da bayıldık hepimiz... Kahvaltıya gittik. Songül hariç herkes Rolex istemişti kahvaltı için. Rolex nedir demeden anlatayım. Saat değil bi kere. Bazlama arası sarılmış omlet demek. Yani yuvarlanmış, sarılmış yumurta... Yani rolled eggs... Efsaneye göre de zaman içinde söylene söylene Rolled Eggs olmuş bu bizim yediimiz Rolex! Songül’ün haşlanmış yumurtaları gelmiyor bi türlü. Bekle bekle kıllanmaya başladım. Garsona seslendim nerde bizim yumurtalar diye.”Tavuklar dün gece yeterince yumurtlamadılar.” dedi. Sessizlik... “A benim yawrucuum, sen tavuklarının bir gecede kaç tane yumurtalayacağını kestiremiyor musun?” diyesim geldi. Demedim. Songül şaşırıp kaldı. Ben ona Rolex’imi böldüm, verdim. Allahtan Songül de Bilent de rahat, kalender ve sorunsuz insanlar... Sinirlenmek, kapris yapmak falan hiç biri yok. Yapsalar da faydası yok zaten. O yüzden şaşırıp ve gülüp geçiyorlar...“Ulen” dedim ben, “kestirmedik de tavuğunuzu dün akşam ama nankör çıktı beee!!!”

Haaaa... Yazmayı unuttum. Bu kahvaltı siparişi alan garson bize sabahın 6sında kahvaltı hazırlayacaktı güya. Biz 6’da kalktık, ne kahvaltı var ne bi insan evladı etrafta. Biz atladık arabamıza bi posta safariye çıktık geldik, ondan sonra oldu bunlar zaten.

Neyse, safarimize bi posta sabahın köründe, bi posta da kahvaltıdan sonra devam ettik. Aslannnnn!!!! Ağaçta, yerde, yerin altında aslan arıyoruz. Yok! Deli olcam! Safari yaptığım zamanlardan biliyorum, müşterilerim Ishasha’ya girer ve tak! aslan görürler. Sanki hepsi saklanmış.

Bu arada buffalo ve Uganda Antilobu sürüleri, fil sürüleri –ki aralarında yavrular da oldugu için yanlarına pek yaklaşamadık, fil sürüsü değil sanki 1000 trompetlik bi koro kovaladı bizi!- maymunlar vs vs görüyoruz. Ama ı ıh! Aslan istiyoruz, leopar istiyoruz!
Songül her Uganda Antilobu gördüğünde ‘Canım, canım, yerim ben sizi’ deyip duruyor ama ben esas onları gerçekten yiyeni göstermek istiyorum arkadaşlarıma. Amos da strese girdi, nerden bulsam iki aslan da göstersem diye...

Artık Ishasha’dan Mweya kısmına geçeceğiz Queen Elizabeth Parkının. Gitmeden önce dün gece sesini duyduğumuz Ishasha nehrine bi götüreyim sizi dedi Amos. Gittik. Bu nehir ayrıca Kongo Demokratik (!!!!) Cumhuriyeti ile de sınırımız oluyor. Bir gittik ki insanın sınırda yaşayası gelir! Nehir deli gibi akıyor, içinde su aygırları oynaşıyor, ağaçlarda siyah-beyaz Colobus maymunları balerin edasıyla resmen uçuyor... Songül’e dedim ki ‘Songülüm, Kongo’ya tükürsek değil ama taş atsak gider. Şu Kongoluları bi taşa tut bakiym!’ Songül fırlattı bi taşı Kongo’ya ve biz Mweya’ya doğru yola çıktık.

Öğle yemeğini orda yeyip Edward ve George göllerini biribirine bağlayan kanalda tekne turumuz var, ona yetişmeye çalışacağız.