Thursday, December 07, 2006

Safari Hikayelerine Devam: Kongo’ya tas atti Songul!


Sabahın karanlık korunde uyanıp elimiz yüzümüzü odamızın önüne bırakılan cerikendeki buz gibi suyla yıkadık. Gece sanki uyumadık da bayıldık hepimiz... Kahvaltıya gittik. Songül hariç herkes Rolex istemişti kahvaltı için. Rolex nedir demeden anlatayım. Saat değil bi kere. Bazlama arası sarılmış omlet demek. Yani yuvarlanmış, sarılmış yumurta... Yani rolled eggs... Efsaneye göre de zaman içinde söylene söylene Rolled Eggs olmuş bu bizim yediimiz Rolex! Songül’ün haşlanmış yumurtaları gelmiyor bi türlü. Bekle bekle kıllanmaya başladım. Garsona seslendim nerde bizim yumurtalar diye.”Tavuklar dün gece yeterince yumurtlamadılar.” dedi. Sessizlik... “A benim yawrucuum, sen tavuklarının bir gecede kaç tane yumurtalayacağını kestiremiyor musun?” diyesim geldi. Demedim. Songül şaşırıp kaldı. Ben ona Rolex’imi böldüm, verdim. Allahtan Songül de Bilent de rahat, kalender ve sorunsuz insanlar... Sinirlenmek, kapris yapmak falan hiç biri yok. Yapsalar da faydası yok zaten. O yüzden şaşırıp ve gülüp geçiyorlar...“Ulen” dedim ben, “kestirmedik de tavuğunuzu dün akşam ama nankör çıktı beee!!!”

Haaaa... Yazmayı unuttum. Bu kahvaltı siparişi alan garson bize sabahın 6sında kahvaltı hazırlayacaktı güya. Biz 6’da kalktık, ne kahvaltı var ne bi insan evladı etrafta. Biz atladık arabamıza bi posta safariye çıktık geldik, ondan sonra oldu bunlar zaten.

Neyse, safarimize bi posta sabahın köründe, bi posta da kahvaltıdan sonra devam ettik. Aslannnnn!!!! Ağaçta, yerde, yerin altında aslan arıyoruz. Yok! Deli olcam! Safari yaptığım zamanlardan biliyorum, müşterilerim Ishasha’ya girer ve tak! aslan görürler. Sanki hepsi saklanmış.

Bu arada buffalo ve Uganda Antilobu sürüleri, fil sürüleri –ki aralarında yavrular da oldugu için yanlarına pek yaklaşamadık, fil sürüsü değil sanki 1000 trompetlik bi koro kovaladı bizi!- maymunlar vs vs görüyoruz. Ama ı ıh! Aslan istiyoruz, leopar istiyoruz!
Songül her Uganda Antilobu gördüğünde ‘Canım, canım, yerim ben sizi’ deyip duruyor ama ben esas onları gerçekten yiyeni göstermek istiyorum arkadaşlarıma. Amos da strese girdi, nerden bulsam iki aslan da göstersem diye...

Artık Ishasha’dan Mweya kısmına geçeceğiz Queen Elizabeth Parkının. Gitmeden önce dün gece sesini duyduğumuz Ishasha nehrine bi götüreyim sizi dedi Amos. Gittik. Bu nehir ayrıca Kongo Demokratik (!!!!) Cumhuriyeti ile de sınırımız oluyor. Bir gittik ki insanın sınırda yaşayası gelir! Nehir deli gibi akıyor, içinde su aygırları oynaşıyor, ağaçlarda siyah-beyaz Colobus maymunları balerin edasıyla resmen uçuyor... Songül’e dedim ki ‘Songülüm, Kongo’ya tükürsek değil ama taş atsak gider. Şu Kongoluları bi taşa tut bakiym!’ Songül fırlattı bi taşı Kongo’ya ve biz Mweya’ya doğru yola çıktık.

Öğle yemeğini orda yeyip Edward ve George göllerini biribirine bağlayan kanalda tekne turumuz var, ona yetişmeye çalışacağız.

3 comments:

Anonymous said...

masal gibi

Anonymous said...

ole bir safariye cıkmak he süper yaaa:).sabahları daha canlı hale getirmek için bi sosyal aktivite arıyodum . blogunuz sayesinde buldum . Artıq safarilerinizin sanal misifiriyim. Gerçi biraz türküm yüzsüzce dedüm ama sormam da lazım dimi
Misafir Kabul Ediyo musunuz ..:)

Gorillas in the mist said...

misafir kabul ediyoruz :)