Wednesday, May 24, 2006

ÖLDÜREN DİYALOGLAR 5- SİPARİŞ NASIL ALINAMAZ? İNSAN NASIL ACIKTIĞINA BİN PİŞMAN OLUR?

İsmi lazim degil Fransiz bir arkadaşımız var, yeni restoran açtı Kampala’da. Gittik gideceğiz, ha bugün ha yarın derken gidiyoruz çok acıktığımız bir akşam…
Restoran zifir karanlık, elektrikler yok malum. Kampala’da bir gün elektrik var, bir gün yok. Bir gün herşey yolunda, ertesi gün her yerde pancar motoru gibi tar tar tar jeneratörler çalışıyor. Gürültüden ne dediğimizi duyamıyoruz.
Neyse, sessiz ama elektriksiziz.
Ben, arkadaşım ve garson kızın diyalogu şöyle gelişiyor:
Ben: Vejeteryan lazanyanın içinde ne var?
Garson: Ben bi sorayım…
10 dakika geçiyor aradan.
Garson: Domates ve patlıcan
Ben: Hah ben ondan istiyorum. Ama azcık da kıyma koyabilir misiniz içine?
Kırk yılda bir canım et çekmiş.
Garson: Ben bi sorayım…
10 dakika sonra geliyor.
Garson: Patlıcan ve domatesle beraber kıyma da koyabiliriz.
Ben: Süper. Ben ondan istiyorum.
Arkadaşım: Ben bilmemne bifteğinden istiyorum.
Garson: Yanında ne verelim?
Arkadaşım: Ne var?
Garson: Patates kızartması, patates püresi veya pilav
Ben: Arkadaşım patates kızartması istiyor.
Garson: Elektrik yok, kızartma yapamıyoruz.
Ben: Fritözde yapmak zorunda mısınız? Tüpgazda mı yok? Ocakta kızartıverin.
Garson: Ben bi sorayım
10 dakika yok ortalarda. Geliyor sonra…
Garson: Yapamıyoruz.
Arkadaşım: Peki o zaman, patates püresi olsun. Bu arada biz çok açız. Şöyle güzel ekmek, tereyağı vs yok mu?
Garson: Ben bi sorayım
Ben: Yaw dur sorma, var mı yok mu?
Garson: Ben bi sorayım
Söyleniyorum sessizce…
Sor, Allah seni bildiği gibi yapsın, sor yaaa
Açım, kan şekerim düşmüş, adam öldürme saatime beş dakka kalmış, ama elim açlıktan elim titriyor… Masayı yemek üzereyim.
Şarap ısmarlama kısmını atlıyorum, dayanamazsınız diye…
Aradan bi yarım saat geçti, bir gürültü bir patırtı, bütün lambalar yandı, belli ki jeneratörleri varmış, onu çalıştırmaya karar verdiler. Aha dedim, patates kızartabilirler, garson kızı çağırdım. Bütün bu diyaloglar sırasında kızın yüzündeki huzurlu gülümsemeyi ve sevimliliğini de atlamayalım. Sabırla ve gülümseyerek ve çalıştığı restoranda ne olup bittiğinden bihaber halinden hiç rahatsız olmadan yapıyor yaptığı her şeyi. İnanılır gibi değil her şeye rağmen sevimliliği.
Ben: Bütün lambalar yandı.
Garson: Evet, jeneratörü çalıştırdık.
Ben: O zaman patates püresini patates kızartmasına çevirebiliriz.
Garson: Ama püreyi hazırlamışlardır…
Ben: O zaman ben patates kızartması istediğimde niye jeneratörü çalıştırmadınız da şimdi çalıştırıyorsunuz? Söyle şefe, oturup afiyetle hep beraber siz yeyin o püreyi madem hazırlamış. Çünkü ben patates kızartması isityorum.
Garson: Ben bi sorayım
Ben: Dur Allah aşkına sorma, deli olcam açlıktan ben yaaa…
Arkadaşım: Sakin ol Meltem, ben sana yarın bi sürü patates kızartması alcam, söz.
Garson kıza dönüp
Arkadaşım: Bizim ekmekle tereyağına ne oldu?
Garson: Ben bi….
Ben: Sen kimseye bi şey sorma. Ben gidip getircem onları şimdi.
Kalkıp mutfağa gidip ekmekleri sıcak sıcak getiriyorum. Garson kız da peşimden tereyağını getiriyor. Arkadaşım ekmeğine tereyağını sürüp bi ısırıyor.
Arkadaşım: Ama bu tereyağı değil, margarin…
Ben: Aman dur sormaya gider şimdi
Garson: Öyle mi?
Arkadaşım: Öyle. Tereyağınız yok mu her tarafta inek, keçi kaynayan bu ülkede?
Arkadaşım 7 yıldır bu ülkede yaşıyor ve dünyanın en tatlı en sabırlı insanlarından biridir.
Garson: Ben bi gidip…
Gerisini duymaya yüreğim dayanmıyor. Margarinli ekmeklerimizi yeyip sakinleşiyoruz.
Neyse efendim, arkadaşımın bilmemne bifteği kenarında patates püresi ile geliyor. Benim de kıyma katları arasına azcık lazanya hamuru sıkıştırılmış lazanyam geliyor.
Ben: Patlıcan nerde?
Garson: Nerde?
Ben: Yok, ben de onu soruyorum. Patlıcan nerde?
Garson: Yok mu?
Ben: Yok ama sakın kimseye bir şey sorma, olur mu?
Garson: Olur.
Mona Lisa gibi kız. Hep gülümsüyor, ama zorlanmadan. Gerçekten gülümsüyor herşeye rağmen.
Yemek bitince bi french press kahve içelim diyoruz.
Masaya sıcak su ve neskafe geliyor. Dayanamayıp hesabı ödeyip gidiyoruz. Ama tokuz ya… Garson kız hala o kocaman gülümsemesinden hiç bi şey eksilmeden bizi yolcu ediyor…

Garip yer burası… Biz mi çok talepkarız yoksa onlar mı çok geniş, karar veremiyoruz. Eminim o garson kızın bir blogu olsaydı bu günü ve bizi kesinlikle yazmazdı… Karnımız tok ya sinir minir kalmamış, kahkahalar içinde ayrılıyoruz bir daha asla gitmeyeceğimiz o restorandan….

No comments: