Friday, July 29, 2005

Pigmelerle dans basliyor...

Uganda...Orası nesli tükenmek üzere olan 530 gorilin yuvasından ibaret bir yer değil... ‘Param yok’ dediğim için sınırdan vize parası vermeden geçtiğim, ilk kez AIDS’li bir kadına sarıldığım, kavanozda çilek reçeli sanıp yediğim şeyin, aslında içine karınca girmiş koyu renkli bir bal olduğunu öğrendiğim, doğal parkın ortasında etrafta ne hayvanlar olduğunu anlayamadan yolda kaldığım, yağmur ormanlarında 6 erkek ve ben 30 kilometre yürüdüğüm, 7 ay yağmur yağmasına ve her tarafın yemyeşil olmasına rağmen parasızlıktan bir barajın bile yapılmadığı ve bu yüzden elektrik ve suyun olmadığı, beni kendilerinden biriymiş gibi misafir eden bir ailenin yanında kaldığım, o sefalete rağmen hediyelere boğulduğum, saçımı ellemelerine izin verdiğimde gözleri yuvalarından fırlayan insanlarla tanıştığım, binlerce yarasası ve pitonu olan mağaralarında dolaştığım, su aygırlarının çıkardığı homurtuları dinleyerek uyuduğum bir yer! Büyülü bir yer! Sadece insani gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktan kötülüğe, ikiyüzlülüğe, entrikaya vakit bulamayan, hayatta kalmaya çalışan insanların ülkesi...
Bu arada Eylül sonu buradaki işimi bırakıp, Uganda’ya yerleşeceğim... Çookkkkkk büyük bir aksilik olmazsa tabii ki! Ne mi yapacağım??? Henüz çok da belli değil :) Bir safari firması var, bir yetim okulu var, bol iyi niyet var, çok istek, çok heyecan, bissürü korku ve çok fazla belirsizlik var...
Bu blogda oraya ilk gittiğim andan itibaren yaşadıklarım ve ilerde yaşayacaklarım olacak...
Bir kişinin daha Uganda’ya gidip, insanlığın o en yalın halini görmesini sağlarsam kendimi başarılı sayacağım. Hayata bakışınız bir daha asla eskisi gibi olmayacak, inanın...