Thursday, August 11, 2005

Sisteki goriller!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


Sabah 0600da kahvaltı yapmış ve 0700de doğal park müdürlüğünün önünde beklemeye başlamıştık. Arnold rezervasyonumu yaptırdığında, ikimiz de rahatlayıp bir sigara yaktık. Rehberler, grupları etrafına toplayıp brifing vermeye başladı. Bir önceki seferde bu kısmı kaçırdığımdan dikkatle dinledim;
-Yüksek sesle konuşmak, aksırmak, hapşurmak, ani hareketlerde bulunmak,
-Flaşlı fotoğraf çekmek,
-Gorillerin gözlerinin içine dik dik bakmak,
-Elde sopa, taş bulundurmak,
-Grup halinde olmayıp dağılmak,
-Parmak ile işaret etmek,
-7 metreden fazla yaklaşmak yasaktı.
Ben “Göğsüme yumrukla vurabilir miyim?” diye espri yaptım. Dehşete düşen rehbere “Henüz gencim, merak etme, şaka yaptım” dedim.
25 dakika tarlalarda, 25 dakika da yağmur ormanlarında yürüyüp Sabinyo Volkanı’ndaki goril ailesine ulaşmamız planlandı. Sabinyo Volkanı, Uganda, Ruanda ve Kongo sınırlarının birleştiği noktadaydı. Ciplerle bir noktaya kadar gidip, tarlalardaki yürüyüşümüze başladık. Bwindi’deki yürüyüşten dolayı dizimde bir sızı vardı. Ağrı kesici krem sürüp yürümeye başladım. Yemyeşil teraslanmış, Nepal’i andıran tarlalarda yürümeye başladık. Tarlalarda sabahın erken saatlerinden çalışan kadınlar ve çocuklar bize el sallayıp “Hello, Muzungu!” diye sesleniyorlardı. Bir süre sonra yanımıza silahlı askerler de katıldı. Hala yasadışı goril avcıları bulunduğu için, hem gorilleri, hem de bizi korumak için konforlu bir mesafede bizi takip etmeye başladılar. Henüz yürümeye başlayalı 15 dakika olmuştu ki rehberimiz ellerimizdeki yürüyüş sopalarını ve gereksiz olan herşeyi bırakmamızı söyledi. Goriller önümüzdeki tepenin arkasındaydı. Goriller ormandan çıkıp tarlalara girmişti!!! Bwindi’deki yürüyüşten sonra bu günlerdir aldığım en müjdeli haber oldu. Küçük tepeyi aşıp önümüzdeki teraslanmış tarlaya baktığımızda, Sabyinyo ailesi ile karşılaştık. İnanılmaz manzara!! Açık tarlada yaklaşık 12 goril keyiflerince ot/ağaç yiyip güneşleniyorlardı…Dişi ve çocukların kimseye aldırdığı yoktu, çünkü Gümüşsırt Sabyinyo, gözlerini bizden ayırmadan etrafı kolaçan edip, biz onlara yaklaştıkça ailesini toplayarak geriliyordu. Bazen fazla yaklaştınız der gibi yolumuzu kesiyor olsa da, o zaman rehberlerimiz kısa bir öksürüğü andıran hırıltılı bir sesle dost mesajlar gönderiyorlardı. Bu seslere Sabyinyo da ağırbaşlı bir tavırla cevap veriyordu. Etrafa saçılmış gorillerin arasında dolaşırken, kendimi harikalar diyarında gibi, ayda yürür gibi, uyanmamak için gözlerimi sıkı sıkıya kapadığım bir rüyada gibi hissediyordum. Zirvesi sisler kaplı volkanlar, teraslanmış yeşil tarlalarla kaplı bir vadi, bulutların arasından sızan ışık huzmeleri, uzaklarda tarlalarda çalışan rengarenk kıyafetli kadınlar…Herşey rüya gibiydi. 1 saat yine su gibi aktı. Artık dönme vakti gelmişti. Ben teraslardan atlayarak vadideki yola doğru yönelen rehberleri takip etmeye başlamıştım. Yanımda bir tarla sınırı olan taştan bir duvar ve duvarın diğer tarafında duvar yüksekliğinde yüksek yeşil otlar vardı. Birden tam yanımdaki otların arasından bir hışırtı geldi ve 2 metre yanımdaki duvara otların arasından çıkan dişi bir goril tırmanmaya başladı. Dondum. Gözgözeydik. “Sen de kimsin?” der gibi kayıtsız bir sekilde duvara çıktı. Boyu boyumun 2 katı olmuştu ve yavaşça yan döndü. O da ne? Rehberlerin Eylül’de doğduğunu gururla anlattıkları yavru sırtındaydı. Tüm saçları havaya dikilmiş, kehribar rengi henüz miyop, odaklayamadığı gözleri ile bana bakıyordu. Donmuştum, çözülemiyordum. Rehberler “Meltem, geri çekil, hemen geri çekil!!” diye bana sesleniyorlardı. Geri dönüp onlara “Ben değil, o yaklaştı!” diyecektim ki Gümüşsırt Sabyinyo bana doğru hamle yaptı. Rehberlerden ikisi sakin bir şekilde bana doğru hamle yapıp ikisi iki taraftan ellerimi tuttular. Dostuz, zararsızız anlamına gelen hırıltılı sesleri çıkarmaya başladılar. Bir ara farkettim ki ben de o sesi çıkarıyordum! Sakin adımlarla geri geri gitmeye başladık. Bu arada aynı grupta bulunan iki Amerikalı bayanın panik içinde teraslardaki çamurlu toprakların üzerinden kayarak düştükleri gözüme ilişti. Makul bir mesafe geriledikten sonra arkamzı dönüp yürümeye başladık. Hala rehberlerin elini sıkı sıkı tuttuğumu ve tırnaklarımı ellerine geçirdiğimi farkedip gülümsedim. Dişi goril, herkesin yakından görmek, görüntülemek için uğraştığı yavrusunu bana getirmiş, göstermiş ve geldiği gibi uzaklaşmıştı!Virunga Volkanları Doğal Park Müdürlüğü’nde Arnold yola çıkmak üzere beni bekliyordu. Arnold’a koşarak “Arnold, yavruyu gördüm Arnold! Annesi getirip bana gösterdi hem de! “ diye bağırıyordum.

2 comments:

limonagaci said...

cok önceki bir post bu belki okuyamazsınız ama...
siz belki de en cok hakeden olduğunuz için size getirmiştir bebeğini göstermeye.
okurken ben bile heyecanlandım hemde cokkk!

'Annem'in kalemi... said...

Ben bir anneyim ve o fotoğraf bana 'biz' kadar yakın geldi. Gerçekten çok, çok duygulu bir anmış!

Üstteki yorumdan anladığım üzre belki de bu yorumlarımı okumayacaksın. Okumanı dilerdim çünkü birinin heyecanına eşlik ediyorsanız ona ulaşmasını gönülden dilersiniz.