Thursday, August 11, 2005

Pigmelerle dans başladı...


Arabamıza atlayıp artık Uganda’ya doğru tekrar yola çıktık. Geceyi Bunyonyi Gölü kenarında geçirip, artık tekrar Kampala’ya, medeniyete dönecektik. Sınırdan geçip Bunyonyi Gölü’ne geldiğimizde, artık bu gecenin doğadaki son gecemiz olduğunu düşünüp içim sıkıldı biraz. Sabaha karşı günlerin alışkanlığı ile 0500te uyandım. Tekrar uyuyamadım, bir battaniye alıp gölün karşısındaki bir sezlonga uzanıp gölün aydınlanmaya başlamasını seyrettim. Sonra önümden geçen insanların ayak sesi ile uyandım. Sabah olmuştu.
O gün Kurban Bayramının ilk günü… Kahvaltı yapmak için restoranta gittiğimde Arnold da uyanmıştı. Her zamanki güleryüzlü ve sıcak “Günaydın”larından biriniyle beraber masama bir kartpostal bıraktı. “Bayramın kutlu olsun” dedi. Kartpostalın üzerinde bir Babun cinsi maymun fotoğrafı vardı. Arkadasında ise “Allahu Ekber!” diye başlayan iyi niyetler ve iyi bayramlar mesajı ile dolu beni ağlatan yazılar…İlahi Arnold!
Kahvaltıdan sonra Arnold bana ağaç gövdesinden kazınarak yapılmış kanolarla gölün kenarındaki pigme köyüne gitmeyi teklif etti. Düşündüm… “Kaç saat sürer?” dedim… “Ama Afrika saati değil, Avrupa saatiyle!” diye ekledim. İlk Uganda’ya geldiğim gün Arnold’un ortağı olan İspanyol beni uyarmıştı. “Arnold’un dediği her zaman birimini minimum 2 ile çarp… Yarım saat sonra gelicem derse, 1 saatte belki gelir. 2 saat dediyse, 3.4-4 saat sürer.” diye uyarmıştı. O yüzden ne zaman Arnold’a bir süre sorsam, ekliyordum: “Afrika saati değil, Avrupa saati ile kaç saat sürer?”
Arnold “2 saat sürer” dedi “ama mutlaka görmelisin”. Düşündüm daha saat sabahın körü, 2X2=4 saat makul. Kanolara binip yola çıktık.
2 genç çocuk kanoda kürek çekerken biz de göldeki nilüferleri, etrafın berrak güzelliğini izleyerek sohbet ediyorduk. Sohbet ederek saatler geçip gitmeye başlayınca yola çıkalı 2.5 saat olduğu güneşin altında erimeye başlayıp acil ihtiyaç molası ortaya çıkınca farkettim. Pigme köyüne ulaşmamız 3 saat sürdü!!!!! Gider gitmez bi gürültü, bi şenlik, köy ahalisi gölün kenarına koşup beni sirkteki sakallı kadını ya da yapışık ikizleri ya da benim gorilleri izlediğim gibi izlemeye başladı…
Korktum… Garip bakıyorlardı. Baktılar, baktılar, baktılar…. Sonra bi gürültü, bi şarkı, bi hoppala, bi zıpplama başladı!!!! Yine korktum… Ciddi ciddi beni incelerken birdenbire çalıp söylemeye başlamaları, gürültü patırtı… Uganda’da ilk defa korktum…Arnold’un arkasına saklanmaya başladım.
Sonra yavaş yavaş kafamı kaldırıp ne kadar eğlendiklerini, bi su bidonuna bi sopayla vurmakla başlayan ritmin nasıl bir çalıp eğlenme cümbüşüne döndüğünü gördüğümde ben de hafiften onlarla zıplayıp dansetmeye başlamıştım…
Kadınlardan bi tanesinin kucağında çocukla gelip çocuğunu çalıların altına koyduğu gibi bi dansa şarkıya girişmesi vardı ki görülesi…
Yaşadıkları topraklardan sürülmüş pigmeler, kendi evlerinden sürülüp daha modern evlere yerleştirilmişler. İlk yağmurlar başlayana kadar yüksek sesli bir itiraz gelmemiş, ama yağmurların çinko dam üzerinde ses çıkarmasından korkan pigmeler, evlerini cin bastığını ileri sürüp eski evlerine kaçmışlar. Eğitilmeleri için okullar yapılmış köylerine, çocukları sınıfta tutmak olanaksızmış. Sıkılıyorlarmış, ne işe yarıycak 7 kere 8 diye… İlk 20 dakikadan sonra sınıf bomboş kalıyormuş. Öğle yemeği koymuşlar okullara bedava, çocukları okula çekmek için. Sabah ilk 20 dakika ve öğle yemeğinden sonra bi 20 dakika daha okulda kalıp kaçıp gidiyorlarmış kırlara tarlalara…Para karlışığı iş de yaptırılamıyormuş. Garip!!! Sadece istediği şeyleri yaparlarmış. Dansetmek gibi J J J
Köyü terkedip tekrar Bunyonyi gölü üzerinden kanoyla arabaya dönmemiz 3.5 saat aldı. Yani Arnold beni fena kandırmıştı bu kez…2 saat yerine 6.5 saat! Yandım, kavruldum, sıkıştım, sıkıldım, geç kaldık yola çıkmak için… Hafiften sinirlendim. “Arnold, niye beni kandırdın?” dedim. Arnold, “Doğruyu söylesem gelmezdin pigme köyüne, ama bak şimdi gördün onları” dedi. Haklıydı, bi şey söyleyemedim J

No comments: